Duyuru; Domuz Gribi

grip-asisiSon günlerde “Domuz Gribi” başlığında medyada yürütülen tartışmalar önemli kafa karışıklığı,panik,korku yaratmıştır.Bursa Tabip Odasına çok sayıda “Domuz Gribi aşısı yaptıralım mı?” sorusu yöneltilmiş ve bir açıklama yapılması talebi ifade edilmiştir.

Bu nedenle Bursa Tabip Odası ilgili bilim çevrelerinin görüşlerini derleyerek Prof. Dr. Murat Akova ve Doç. Dr. Alpay Azap´ın katkısıyla “domuz gribi hakkında sık sorulan sorular ve yanıtları” başlığında bir açıklama yapma ihtiyacı hissetmiştir. Paylaşıyoruz.Saygılarımızla. 

Dr. Bülent Aslanhan

Bursa Tabip Odası Başkanı

Domuz gribi hakkında kısa bilgi…

Pandemik İnfluenza A (H1N1) virüsünün neden olduğu domuz, kuş ve insan grip virüslerinin bir karışımı olarak karşımıza çıkmış olan yeni grip türüdür. İlk defa Mart 2009´da Meksika´da insanlar arasında görülmeye başlayan grip salgını hızla dünyaya yayılmış ve hatırlanacağı üzere Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 11 Haziran 2009´da pandemi (faz 6) alarmı vermiştir.  Geçen dönem güney yarı kürede görülen hastalık, kış mevsiminin gelmesiyle birlikte son haftalarda kuzey yarı kürede yayılmaya başlamıştır.

 Hastalığın klinik seyri nedir?

Hastalığın klinik belirtileri mevsimsel gripten farklı değildir. Pandemik grip (H1N1) şu aşamada mevsimsel influenzadan daha ağır seyretmemektedir. Ancak hızlı yayılma özelliğine sahiptir. Mevsimsel influenzadan en önemli farkı toplumun büyük kesiminin daha önceden bu ve benzeri olan viruslerle karşılaşmamış olmasıdır. Bu nedenle dünya nüfusunun önemli bir kısmı hastalığa açıktır. Pandemik H1N1´in öldürme hızı binde 3-5 arasındadır. Bu normal influenzadan daha düşük bir orandır. Ancak hastalığa yakalananlar arasında belli gruplarda ölüm oranı normal influenzaya göre daha yüksektir.

 Kimler daha çok etkileniyor?

Hastalığın bugüne kadarki seyri incelendiğinde, 6 ay-24 yaş arası çocuk ve gençlerin daha çok etkilendiği görülmüştür. Hamileler, hasta olan kişilerle ilk temas edebilecek hizmet grupları hastalıktan etkilenecek gruplar arasında sayılmaktadır. Hastalık 65 yaş üzerindeki kişilere kolay bulaşmamaktadır. Bunun 1918´de meydana gelen büyük salgın ile ilgili olduğu düşünülüyor. 1918´de meydana gelen grip salgınındaki virus bugünkü viruse çok benziyor. O virus 1950´lere kadar dolaştığı için 65 yaş üzerindeki kişilerin kısmi bağışıklık geliştirdiği kabul ediliyor.

 Endişeli olunan nokta nedir?

Endişeler influenza A virusunun çok kolay yapı değiştirmesinden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda, ilerleyen süreçte hastalığın seyrinin daha ağır olup olmayacağı hakkında kesin bir şey söylenememektedir. Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan grip salgınlarında, başlangıçta hafif enfeksiyona neden olan virüsün sonradan daha öldürücü hastalık yapma yeteneğine kavuştuğu izlenmiştir.

Hasta olmamak için ne yapmalı?

Öncelikli risk grubu olarak ifade edilen çocuk-genç yaş grubunu hastalıktan korunması için kişisel hijyene dikkat başta gelmektedir. Okullarda hijyene, özellikle el hijyenine maksimum önem verilmeli, eller sık sık yıkanmalıdır. Küçük yaş gruplarında eğer çocukların sık sık ellerini yıkamaları sağlanamıyorsa alkollü el dezenfektanları kullanılmalıdır. Okullarda, çocukların bir arada bulunmalarının zorunlu olmadığı sınıf dışı faaliyetler sınırlanmalıdır. Ne kadar çok farklı gruptan çocuk bir araya getirilirse riskin o kadar artacağı unutulmamalıdır. Okul gezileri sınırlanmalıdır.

 Hastalık görüldüğünde, okulların kapatılması için bir ölçüt var mıdır?

Bunun için geliştirilmiş rakamsal bir ölçüt ne yazık ki yok. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), okul kapatma ve benzeri uygulamaların salgının başlangıcında yapıldığı takdirde infeksiyonun yayılmasını yavaşlatacağını dolayısıyla sağlık otoritelerine gerekli hazırlıkları yapmak için zaman kazandıracağını belirtmektedir. Bugün için ülkemizde gerçekleştirilen okul kapatma uygulamaları da aşı sağlanana kadar infeksiyonu olabildiğince sınırlı tutabilmek amaçlıdır.

 Beraber çalıştığımız birisinde ya da çocuğumuzun sınıf arkadaşında hastalık olunca ne yapmalı? Koruyucu ilaç almalı mı?

Hasta olduğu düşünülen kişilerle temas etmiş olanların rutin olarak bu virusun varlığı yönünden taranmasına gerek yoktur. Hastanın grip semptomları yönünden takip edilmesi yeterlidir. Ancak semptom çıkması durumunda hasta tedavi yönünden değerlendirilmelidir. Semptom gözlenen hastaların önemli bir kısmında da tedaviye ihtiyaç duyulmayacaktır. Uluslararası bilimsel kurumların hastalığa yakalanan herkesin tedavi edilmesine yönelik önerisi bulunmamaktadır. Belli bir takım risk faktörü taşıyan kişilerin tedaviye alınması gerekecektir.

 Belirtileri neler ve görülünce/hasta olunca ne yapılmalı?

Pandemik grip (H1N1) in belirtileri mevsimsel griple aynı olup ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrıları ve daha geri planda kalan burun akıntısı, ishal, bulantı-kusma gibi belirtilerdir. Hastalanan çocuklar okula gönderilmemeli, veliler bu konuda uyarılmalıdır. Hastalanan çocuklar hastalık tamamen iyileşene kadar -ki bu süre genellikle 7 gündür- evde tutulmalı, hastalığın daha uzadığı durumlarda ise ateş düştükten en erken 24 saat sonra okula gönderilmelidir. Hastalanan çocukların iyi beslenmesi ve bol sıvı alması sağlanmalıdır.

 Halen var olan grip aşısı yeterli mi? Domuz gribi aşısı farklı mı?

Pandemik grip (H1N1) için geliştirilen aşı şu anda ABD, İsveç ve Macaristan´da kullanılmaktadır. Şu an Türkiye´de var olan aşı bir yıl öncesinin influenza virusüne karşı geliştirilen mevsimsel grip aşısıdır. Pandemik grip (H1N1) aşısının üretim çalışmaları Temmuz ayı başından bu yana devam etmektedir. Yaklaşık 5 bin civarında çocuk ve erişkinde denendiğini ve belirgin bir yan etkisinin izlenmediğini biliyoruz.

 Tek bir aşı mı var, farklı aşılar mı var? Hangisi tavsiye ediliyor?

ABD ve Avrupa´da üretilen iki tip aşı var. Bu iki tip aşının etken maddeleri birbirinden farklı. Birinde zayıflatılmış canlı virüs var diğeri ise ölü virüs içeriyor. Aşılar içerisinde üç önemli madde var. Bunlardan birisi, antijen denilen vücutta esas bağışıklığı sağlayacak olan virüsün parçasını içeren kısım. İkinci madde ise ABD’de olmayan ve Avrupa’da olan adjuvan denilen ve aşının bağışıklık yapma gücünü artıran madde. Aşılarda bu amaçla uzun yıllar alüminyum kullanılmıştı. ABD, var olan ancak bilimsel olarak kanıtlanmış bulunmayan iddialar nedeniyle, aşıların içinde adjuvan madde kullanılmasına izin vermiyor. Adjuvanların çok nadir olarak alerjik reaksiyonlara yol açtığı, bazı romatolojik hastalıklar gibi istenmeyen bazı yan etkilere yol açtığı öne sürülüyor. Bu nedenle de ABD’de hukuki olarak sorumlu tutulan çok sayıda dava olduğu için bu maddenin aşılara konulmasına izin verilmiyor. Avrupa’daki aşıların içinde adjuvan maddesi var. Bu aşılar 5 büyük firma tarafından üretiliyor. Türkiye’ye gelecek aşıların içerisinde büyük olasılıkla bu madde olacak. “Bunun bulunmasının bir zararı var mı” sorusuna kesin bir yanıt verilemiyor ancak Avrupa Birliği´nde adjuvanlı (sequalen veya alüminyum) aşılar yıllardır uygulanıyor ve ciddi bir yan etki hali hazırda bildirilmiş değil. Ama bu sadece Türkiye’ye özgü bir şey değil, ABD dışındaki tüm ülkelerdeki aşıların içerisinde adjuvan maddesi olacak. Üçüncü madde ise cıvalı bir bileşik. Aşının, başka mikroplarla kontamine olmasını, bulaşmasını engelleyen koruyucu bir madde. ABD’deki aşıların içerisinde bu da bulunmuyor. Civa olması çok da bir önem taşımıyor. Çünkü, arka arkaya çok dozda aşı yapıldığı takdirde, vücutta birikip özellikle çocuklarda bir takım rahatsızlıklara yol açabiliyor, ancak tek doz yapımında bir sorun bulunmuyor.


Aşıların yan etkileri söylendiği gibi mevcut grip aşılarından daha fazla mı?

Grip aşısı dünyada 50 yıldan daha uzun süredir üretilen bir aşı. Dolayısıyla dünyada bu konuda ciddi bir deneyim ve birikim var. Domuz gribi aşısının mevsimsel influenzadan daha fazla bir yan etkisi olduğu bugüne kadar tespit edilmedi. Ancak lokal yan etkiler olabiliyor; aşı yerinde hafif kızarıklık, aşı yerinin hafif ağrıması gibi. Buna karşılık ciddi yan etkiler çıkması olasılığı son derece düşük ve mevsimsel grip aşısında beklenen yan etki oranından daha fazla değil. Ancak dünyada ilk kez böyle büyük bir kitlesel aşılama faaliyeti olacağı için milyonda bir ya da daha nadir görülen yan etkilerin de ortaya çıkma olasılığı da ihmal edilmiyor. Dünya Sağlık Örgütü bunları takip ediyor. Aşının kanser yaptığına dair söylenceler kesinlikle doğru değil.

 Söylendiği gibi geçmiş yıllarda, 1950-60 larda yaşanmış olumsuz tecrübeler var mı?

Grip aşılarının üzerine haksız bir şekilde yapışıp kalan kötü şöhret, 1976 yılında ABD´deki aşılama sırasında sinir sistemini tutan bir hastalık olan Guillain-Barre hastalığının sıklığında bir artış tespit edilmesinden kaynaklanıyor. Ancak bu artışın aşıdan kaynaklandığı kesin olarak gösterilemediği gibi sonraki on yıllar boyunca grip aşılarının bu hastalığa neden olduğu ispatlanamamıştır. Arada doğrudan bir nedensellik ilişkisi kurulamamıştır. Bu hastalık her toplumda 100.000´de 4-5 sıklıkta görülmekte ve viral infeksiyonlar tarafından da başlatıldığı düşünülmektedir. ABD´de aşı yan etkilerini takip eden kuruluş yıllar içerisinde yüz binlerce aşı uygulamasını değerlendirdikten sonra grip aşılarının bu hastalık riskini artırmadığını tersine bir miktar azalttığını belirtmiştir.

 Aşı yapımı nasıldır? Adjuvan etki nedir?

Aşı adjuvanla birlikte yapıldığı zaman bağışıklık potansiyeli çok daha yükseliyor. Birisi yüzde 70 bağışıklık kazandırıyorsa, birlikte olduğunda bu oran yüzde 90′a çıkıyor. “Adjuvana bağlı yan etki görülebilir mi” sorusuna da kesin yanıt verilemiyor, çünkü dünyada hiç bu kadar çok yaygın bir aşılama uygulanmadı. Nadir olasılıklar olacak diye insanların aşıdan mahrum kalması doğru değildir. Böyle bir yan etkinin olup olmayacağını şu anda bilmeden bu konuda spekülasyon yaratmak doğru bir yaklaşım değil.

 Aşı olunmasını öneriyor musunuz?

Evet. Aşının faydası olası yan etkinin yaratacağı zarardan çok daha büyüktür. Bu nedenle yan etki olabileceği endişesiyle aşı yaptırmamak büyük hata olur. Çünkü aşının alternatifi hastalığa yakalanmaktır. Bunun sonuçları ise daha kötü olabilir.

 Kimler aşı olmalı? 

65 yaş altı tüm nüfusun belli bir öncelik sırasına göre aşılanması gerekmektedir. Sıranın başında hastalığa en açık kesim olarak nitelenen 6 ay – 24 yaş arasındaki kişiler, hamileler, altta yatan kronik hastalığı olanlar, hastalıkla öncelikli karşılaşabilecek hizmet grupları; sağlık çalışanları, itfaiye, güvenlik görevlileri vs. yer alıyor.

DOMUZ GRİBİ TEDBİRLERİ SADECE AŞIYA SIKIŞTIRILMAMALIDIR!

 Bilinmesini isteriz ki domuz gribine karşı alınacak önlemler sadece aşı uygulaması ile sınırlı değildir. Bu nedenle sorun sadece aşının yapılıp/yapılmamasına bağlanacak kadar basit değildir ve ne yazık ki sorun tek başına aşı uygulamasından ibaret değildir.

 Dünyadaki diğer grip salgınları 6 ay gibi bir zamanda yayılma gösterirken H1N1 virüsü (Domuz Gribi) dediğimiz salgın 6 haftalık bir zaman diliminde yayılma göstermiştir. Bu virüs yenidir. 1950´li yıllarda görülen virüse yakalanmış kişiler bu hastalığı daha hafif atlatacaklardır ancak toplumun büyük çoğunluğunun bu virüse karşı bir bağışıklığı yoktur. Bu nedenledir ki bu hastalık karşısındaki önlemler sadece aşıya sıkıştırılmamalıdır. Hastalığın ilerlemesi durumunda hastane koşullarının verimli hale getirilmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki bu hastalık bağışıklık sistemi zayıf kişilerde daha kolay görülecektir. Bunun için riskli grupların başında yoksul kesimler gelmektedir. Dengeli beslenmeden uzak kişiler bu hastalığa daha kolay yakalanabileceği gibi etkileri de daha ağır olabilecektir. Bu nedenle yoksul, dezavantajlı kesimler için sosyal korumacı ek tedbirler düşünülmelidir.

 Aşılama konusunda ise hiçbir gerçekçi planlama yapılmadan, kimlere ve nasıl uygulanacağı tartışılmadan oldukça yüklü miktarlarda aşı getirtilmesi, aşı hakkında kamuoyu gündemine düşen spekülasyonlara anında ve tatminkar yanıtlar verilememesi meslek örgütümüzde ve kamuoyunda Bakanlığın salgın yönetimi konusunda kuşkular doğmasına neden olmuştur. Öncelikle şu açıkça bilinmelidir ki, hiçbir tıbbi müdahale yüzde yüz tehlikesiz ve zararsız değildir. Daha tıp fakültelerinin ilk yıllarında öğretildiği gibi yan etkisi olmayan ilaç, ilaç değildir. Dolayısıyla kuşkusuz domuz gribinden korunmak için üretilen aşının da yan etkileri olabilir ve bazı çevrelerce bu yan etkiler ifade edilebilir. Bunun tek başına ifade edilmiş olması önemli değildir, çünkü bu yan etkiler yeni öğrenilen bir bilgi değildir. Önemli olan bu yan etkilerin, aşının sağlayacağı yarar karşısında ihmal edilebilir olup olmamasıdır. Biz Tabip Odası olarak, aşı ile ilgili bilimsel gelişmeleri yakından takip ediyor ve kamuoyunu bilgilendiriyoruz. Bugüne kadar dünyada aşılanmış olan 5.000 kişi üzerinde aşının kabul edilemez bir yan etkisi saptanmamıştır. Ancak bu, üç ay sonra, beş ay sonra saptanmayacağı anlamına gelmez.Öte yandan aşının özellikle hamileliğinin ilk üç ayında olan kadınlarda ve bebeklerinde hiçbir zararlı yan etki yapmayacağını da peşinen söylemek mümkün değildir.

 Bu durumda ne yapılmalı?

Öncelikle Sağlık Bakanlığı konuya devlet ciddiyetiyle yaklaşmalıdır. Sağlık Bakanlığı halkı paniğe sürükleme değil, paniğin önüne geçme makamıdır. Bakanlığın böyle toplumsal olaylar karşısında ya olayı küçümsemek ve yok saymak, ya da bugün olduğu gibi gereğinden fazla abartarak insanları paniğe sevk etmek yolunu seçmesi, halkımızın Sağlık Bakanlığı´na en çok güven duyma gereksinimi olduğu bugünlerde, Bakanlığa olan güvensizliği daha da arttırabilir. Önce birkaç vaka görünce okulları kapatmak, sonra tepkiler alınca bu uygulamadan vazgeçmek, termal kameraları bir koyup, bir kaldırmak salgın yönetimi değildir.

 Salgından korunma yöntemleri bellidir. Eğer salgın yaygınlaşmadan önce aşılamalara başlanabilirse, aşının da belli risk gruplarında salgının hafif atlatılması bakımından belli bir fayda getireceği aşikârdır. Eğer Bakanlık hastanelerde de bir salgın durumunda gerekli olabilecek ek yatak kapasiteleri yaratmayı ve gerektiğinde yeni üniteleri ve sağlık personelini devreye sokabilecek önlemleri aldıysa, geriye yapılacak fazla bir şey kalmamış demektir. Bundan sonra yapılması gereken eldeki Pandemi Planını uygulamaktan ibarettir.

 Bu nedenle Bursa´da hızla ilgili kurumların ( Üniversite, Sağlık Müdürlüğü, Valilik, Meslek Örgütü, Belediyeler, Medya temsilcileri) olacağı bir Konsey kurulmalı ve salgın durumunda ortaya çıkacak ihtiyacı karşılama durumu gözden geçirilmelidir. İlimizdeki mevcut yoğun bakım kapasitemizi, başta solunum cihazları, diğer araç gereç, yatak kapasitesi ve insan gücü özellikleriyle gözden geçirilmeli ve kamuoyu bilgilendirilerek rahatlatılmalıdır.

 Aşı ile ilgili bir kez daha hatırlatmak gerekirse;

Mevsimsel influenza aşısına ek olarak farklı bir influenza H1N1 aşıları uygulanacaktır. İnfluenza H1N1 aşısı gereken riskli gruplar;

1.           Altı aydan 24 yaşa kadar olanlar

2.          Altı aydan küçük bebeklere bakanlar

3.          Gebeler

4.          24-65 yaş arasında kronik hastalığı olanlar

5.          Sağlık çalışanları

 Aşının, yapıldığı gün ortaya çıkan hafif belirtiler (ateş, aşı yerinde şişlik ve kızarıklık, koltukaltı lenf düğümlerinin şişmesi) dışında şimdilik ciddi yan etkisi yoktur. İleride ortaya çıkacak yan etkiler ise bugünden bilinmemektedir. Aşılar, eczanelerde satılmayacak, Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanacaktır.
Aşı mevsimsel grip aşısının üretildiği yöntemle üretilmektedir. Uzun süredir deneyimin olduğu bir aşı olduğundan yan etkilerinin benzer olacağı düşünülmektedir. Aşıda koruyucu olarak timerosal yer almaktadır. Bazı firmalar aşının koruyucu -antikor- yanıtını artırmak üzere aşıya katkı maddesi (adjuvan) eklemektedir. Bu madde de yine uzun süredir aşı üretiminde kullanımda olan bir maddedir.

 Aşı, mevsimsel grip aşısı ile birlikte ya da daha sonra uygulanabilir. 

 Kişisel Korunma

En etkin önlem ellerin yıkanmasıdır. Genel sağlık önlemlerine dikkat etmek gerekir, uykusuz kalınmamalı, fiziksel aktivite sağlanmalı, günlük stres kontrol edilmeli, bol sıvı ve besleyici gıdalar alınmalıdır. Hasta kişilerle yakın temastan kaçınmalıdır. Cansız yüzeylerin çamaşır suyuyla silinmesi yeterlidir. 
Başkalarına bulaştırmamak için ne yapmalı?
o Öksürürken ve hapşırırken ağız ve burun kapatılmalıdır. Kullanılan mendiller hemen çöpe atılmalıdır.

o Eller sabunlu suyla yıkanmalı, su ve sabuna ulaşılamazsa alkollü temizleyiciler kullanılmalıdır. El hijyenine uyulması en önemli kontrol önlemlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

o Eller ağız ve buruna götürülmemelidir, virüs bu yolla yayılabilir.

o Hastalardan uzak durulmalıdır.

o Hastalanınca vakit geçirmeden doktora başvurulmalıdır.

o Hastalanınca okula ve işe gidilmemesi önerilir.
Bu süreçte öncelikle yapılması gerekenler;

1.        Salgına yönelik çalışmalar ve hesaplamalar saydam bir şekilde sunulmalıdır. Sunulan hesapların referansları ortaya konulmalıdır.

2.       Aşı hakkında detaylı ve doğru bilgilendirme yapılmalıdır ve Sağlık Müdürlüğümüz toplumda oluşan kaygıyı dağıtmalıdır. Bu amaçla yürütülecek her çabaya Bursa Tabip Odası olarak destek vermeye hazırız.

3.       Milli Eğitim Müdürlüğü, okullardaki el yıkama koşullarının iyileştirilmesini hedeflemelidir.

4.       Yoksullar ve dar gelirli gruplar için başta beslenme olmak üzere, temiz su,konut,sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanma,sosyal destek gibi sosyal korumacı tedbirler alınmalıdır.

 Bir kez daha ifade etmek isteriz ki Kamu kurumları ve Sağlık Bakanlığı böylesi salgın hastalık durumlarında panik yaratma merci olmamalıdır, tam aksi soğukkanlılığını koruyarak bu süreçte hastalığın en pik yaptığı dönemlerde aldığı önlemler konusunda halkı bilgilendirmelidir. Hastalığın etkilerinin ağırlaşması aşamasında ihtiyaç olan hastanelerimizdeki yoğun bakım üniteleri, solunum cihazları, diğer araç gereç, yatak kapasitesi ve insan gücünü yeniden değerlendirmeli ve bu konudaki eylem planını açıklayarak kentimizi rahatlatmalıdır.

 Bu açıklamayla/vesileyle aşı olup/olmamak ve oluşacak yan etkiler konusunda kamuoyunda oluşan soruları bir kez daha yanıtlamak gerekirse : “Risk grubu olarak nitelendirdiğimiz 6 ay-24 yaş arası kişiler, kronik rahatsızlıkları olanlar ve gebeler Dünya Sağlık Örgütü´nün de verileriyle bu aşıyı yaptırmalıdır.” Beraberinde kişisel korunma ve hijyen tedbirlerini de tekrar hatırlatmakta yarar görüyoruz.

 Saygılarımızla

 BURSA TABİP ODASI YÖNETİM KURULU

Gerçek Bursalı olmak

bursa43xh

Bursa Sivil Toplum Derneği Sivilay, kent bilinci oluşturmak adına ve özlenen Bursa için yerel yönetimlere yol haritası olacağına inandığı bir rapor hazırladı.

Sivilay, kentimiz için öncelikli projelere her türlü ön yargıdan uzak, objektif ve bilimsel yaklaşımlarla proje ve çözüm üretmek için çalışmalarına devam ettiğinin altını çiziyor.

Rapor; Çevre Yönetim Planı, Uludağ ve Master Planı, Bursa Marka Kent Strateji ve Eylem Planı, Kent İçi Ulaşım Master Planı, Milli Afet ve Deprem Master Planı gibi önemli başlıklarla planlı bir yol haritasının önemine dikkat çekiyor.

Aslında en önemli mesele bir başlık altında da özetlenen; kent kimliği ve kentlilik bilincine sahip olmaktan geçiyor. “Bursalı olma” bilinci geliştiği zaman, sorunların çözümü için gerçek güç ortaya mutlaka çıkacaktır.

Kentimize şöyle Tophane’den kuşbaşı baktığımızda, düzensiz bir kent ve aralardan boy göstermeye çalışan tarihi kültürel miras yapılar ve az yeşil bir manzara ile karşılaşıyoruz…Görünen manzara bu kentin yıllardır nasıl yönetildiği sorusunun yanıtıdır.

Artık sormamız gereken ise; bundan sonra kenti kimin, nasıl yöneteceği ile ilgilidir.

Ankara mı, yerel yönetimler mi, sivil toplum örgütleri mi, güç sahibi mi? Oy veren ben yani halk mı?

Eğer cevap halk ise, yaşadığımız kente koyduğumuz katkı, toplumsal bilinç ve duyarlılık artmadıkça ne kadar etkili olur!

Peki ne zaman bilinçli bir toplum oluruz?

İhtiyaç ve beklentilerin karşılanması noktasında, kentimizdeki değerler için bir duruş sergiliyor , yaşamımızı etkileyecek kararların başlangıcında toplumsal, bilimsel, sosyal ve kültürel bakış açısıyla değerlendirme yapıp, harekete geçiyor, gerekli katkıyı ortaya koyabiliyorsak…

BURSA VİZYONUNU ORTAYA KOYDU MU?

İşte tartışılacak ve günün manzarasının ana temelini oluşturan, kentin yönetimi ile ilgili kritik soru şu; Hayatımız gün geçtikçe kolaylaşıyor mu? Ve bu durumdan ne kadar sorumluyuz?

Geleceğimiz için tek taraflı yöneticiler ve yönetilenlerin kesin bir şekilde birbirinden ayrıldığı bir süreçten, karşılıklı etkileşimi ve katılımcılığı içeren bir sürece geçişi sağlamak zorundayız.

Kentimizle ilgili alınan kararlar, ihtiyaçlar ve beklentiler doğrultusunda bilimsel platformlarda tartışılarak, çıkar gruplarının değil kentin dinamikleri ile birlikte katılımcı bir süreçte alınmalıdır.

Son dönemlerde kentte karşılaştığımız manzara tamamen bu yönetişim anlayışının uygulanması ile çözülür…

Bu kent sürekli dillerden düşmeyen marka kent olmayı istiyorsa, devletin ve özel sektörün samimi bir şekilde biraraya gelip bu kent için neler yapılabileceğini tartışması, bir yol haritası belirlemesi ve elbette kent insanına anlatması gerekir.

Kentin bir noktada buluşması ve kentlilik bilinci ancak böyle oluşur.

Aksi durumda “filler tepişir çimler ezilir” deyimi durumu özetler ve gitgide kentte yaşayan insanların kente karşı duyarsızlaşmasına neden olur.

Kentimizde Stadyum’dan Terminal’e, Santral Garaj’dan Uludağ’a, Besob’dan Termal Turizm’e kadar hala üzerinde tartıştığımız, gündem yaratan ama akılcı kararlar verilmesi gereken bir çok konu var.

İcraatlara, projelere kimsenin bir dediği yok da, yerel yönetimlerden sivil toplum örgütlerine kadar herkesin kendine sorması gereken soru şudur; bir kentin vizyonu, yol haritası, yerel yönetimlerin icraatlarına konu olan projeler midir?

Bursa’nın yol haritasının sahibi, yeri geldiğinde hesabı sorulacak kurum-kuruluş-kişi kimdir?

“Artık herşeyi devletten bekleme, kararları merkezden alma devri bitmek zorundadır” diyorsak, yerel gücümüzden gerçek anlamda yararlanmamız, kent olarak çözüm üretme kapasitemizi geliştirmemiz gerekmektedir.

Kentimizin sorumluğu hepimizin omuzlarındadır. Ve bu sorumluluk daha iyi bir toplum ve daha iyi bir çevre için katkıda bulunmayı gerektiriyor.

Yırtık çoraplı kontes…/Tuğba Özmelek

 pippi vimerby
Hayat şakadan ibaret
Sabahtan akşama neler yaşıyoruz gün içinde
Binbir türlü insan ve olay çalıyor kapımızı…
Günler aylara göz kırpıyor, zaman yılları kovalıyor
Ve biz büyüyoruz…
Hayat şaka yapmaya devam ediyor her yeni gün
Büyümenin sancısı hüzün olup yerleşiyor insanın yüzüne
Belki sözlerine ve mahzun gözlerine…
Büyüyoruz…
Hiçbir an aynı değil artık.
Dün geride kalıyor, yarın olmadan bugünü elden çıkarmaya bakıyoruz
Sonuna kadar sarılmak istiyoruz şimdiye,
Yarın olunca bugüne de dün gibi sulanmış gözlerle bakmayalım diye…
Hayat durmadan şaka yapıyor bize
Bazen ayna karşısında bakarken çakıyor yaşamın şimşekleri, aklı zorluyor
Bazen de – öğrenciliğin çok geride kalmasına rağmen – bavul büyüklüğündeki çantanın en dandik köşesine saklanan bir otobüs biletinde gülüyor uzaktan…
Bugün benim doğum günüm…
Bir yaş daha büyüyorum ve buna hala inanamıyorum
Yaşım büyüyor ama sanki ben daha da küçülüyorum
Küçüldükçe acıyor canım
‘Keşke’ler ah dedirtiyor, ‘iyi ki’ler güldürüyor…
Bugün benim doğum  günüm…
Dün akşam 15 yaşında bir kızla tanıştım, sinema gişesi kuyruğunda…
Çok güzeldi gülüşü, tazecik…
Yaşama umutla bakan gözlerinin içi ışıl ışıldı…
Keyifle dinliyordu beni ve söylediklerime kahkahayla gülüyordu.
O kadar içtendi ki…
Bir süre sonra ona kendi deneyimlerimden örnekler verdiğimi farkettim
Gülümsedim ama içim burkuldu
Sanki ben hiç büyümeyecek, hep çocuk kalacaktım.
Ve sanki hep birilerinden büyümekle ilgili nasihatler dinleyecektim.
Geçmiş olsun…
Büyüyordum ve büyümenin sancısı hüzün olup yağıyordu içime…
Setbaşı’nın serin akşamında hayat yine bana şaka yapıyordu…
Değişiyordu herşey biraz daha…
Hayat yine bana şaka yapıyordu
Ve radyoda ‘Sarı Laleler’ çalıyordu inat yaparcasına…
Bu şarkıyı dinlemeyeli çok olmuştu…
Eski bir aşka takıldı aklım… Artık zihnimin çok uzaklarında kalan bir fotoğraf yerleşti gözümün minesine…
Birkaç dakika acıdı canım. Sonra geçti, tıpkı çocukluğum gibi…
Hayat yine bana şaka yapıyor ve radyoda en sevdiğim şarkılar çalıyor…
Hayır, hayır ağlamayacağım.
Bu sene gülecek bana yaşam
Sabah güneş doğacak ve herşey çok güzel olacak…
Yarın ben büyüyüp belki kendi dünyamın ‘kontes’i olacağım ama çorabım hala kaçık kalacak.
Kaçık çorabım annemi bekleyecek, gelip dikmesi ve beni en saf sevgisiyle öpmesi için…
Yarın herşey çok güzel olacak…
 
Bir dipnot
Yarın oldu… Ve bugün gerçekten çok güzel herşey. Şükürler olsun, öyle şanslıyım ki. Neden mi? Bunu da bir sonraki yazıda anlatırım.
 
Sevgiyle…

DÜNYA KALELİ KENTLER BURSA’DA BULUŞTU

Saltanat Kapı hatırası Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Osmangazi Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen 19. Dünya Kaleli Kentler Birliği Bursa Buluşması 8-11 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirildi.

7 ülkeden yaklaşık 400 davetlinin katıldığı Dünya Kaleli Kentler Birliği toplantısına, sempozyum oturumlarında bildiriler sunulurken ve şehir gezileri yapıldı.

 YENİ ÜYELER

Dünya Kaleli Kentler Bursa Buluşması’nda, Dünya Kaleli Kentler Birliği yönetim kurulu, hem yeni başvuruları sonuçlandırdı hem de önümüzdeki yıl toplantı yapılacak ülke ve kenti belirlerdi. Buna göre, birliğe üyelik başvurusunda bulunan Bursa Büyükşehir Belediyesi, Kütahya Belediyesi, Sinop Boyabat Belediyesi ve Antalya Alanya belediyelerinin üyeliği kabul edildi. Birliğin Türkiye’deki üye sayısı altıya yükseldi.

Diğer taraftan, Birlik, kaleli kentlerin 2010 yılında buluşacağı yeri de belirlerdi. Dünya Kaleli Kentler Birliği 2010 buluşmasını, Macaristan’ın Schezkavari kentinde yapacak.

Dünya Kaleli Kentler Birliği’nin kuruluş ve çalışma amaçlarını Piran Deklerasyonuiçeren Piran Deklerasyonunu Dünya Kaleli Kentler Birliği Başkanı John Price, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ve Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar tarafından surlara çakıldı. Deklerasyon, geleneksel olarak toplantının yapıldığı tüm tarihi kentlere taşınıyor. 2010 yılında da Macaristan’ın Schezkavari kentine çakılacak.

 TÜRKİYE’NİN KALELER ENVANTERİ YAYINA HAZIR

 DSC_001119. Dünya Kaleli Kentler Birliği Sempozyumu Prof. Dr. Metin Sözen’in değerlendirme konuşmasıyla sona erdi. Prof. Dr. Sözen buluşmanın en önemli sonuçlarından birisinin Türkiye Kaleler Envanteri’nin çıkarılmış olması olduğunu söyledi.

Prof. Sözen Türkiye’de ilk kez düzenlenen bu toplantının çok olumlu sonuçları olduğunu söyleyerek, “Türkiye Kaleler Envanterini yayınlamaya hazırlanıyoruz. Son aşamaya geldik” dedi.

 KALELİ KENTLERİN YENİ BAŞKANI HOLLANDA

DSC_0024 19. Dünya Kaleli Kentler Birliği Toplantısı’nın Genel Kurulu Ördekli Hamamı’nda gerçekleştirildi. Çekişmeli geçen seçim sonunda Birliğin yeni başkanı Hollanda’nın Denbosh kenti oldu.

Yeni Başkan Peter Van Roosmalen yaptığı konuşmada, Türkiye’deki kaleli kent sayısının nerdeyse Avrupa’daki kadar olduğunu söyleyerek, “Önümüzdeki dönemde birliğe Türkiye’den yeni üyelerin katılmasını sağlayacağız” dedi.

Toplantı da ayrıca tüzük değişiklikleri görüşüldü ve tüzüğe “Kaleler barış ve dostluğun simgesidir” ifadesi eklendi. Toplantıda alınan bir başka karar da 2010 yılındaki toplantının Haziran ayında Kuzey Galler’de yapılması oldu. Üç yıllık iş planının görüşüldüğü ve karara bağlandığı genel kurul toplantısı eski ve yeni başkanların teşekkür konuşmalarıyla sona erdi.

 

 

 

Duyurular;TANPINAR ŞİİR YARIŞMASI BAŞLADI

Basic CMYK 

 

Osmangazi Belediyesi’nin Tanpınar anısına 2001 yılından bu yana düzenlediği yarışmaların bu yılki türü ŞİİR olarak belirlendi. Bursa’da Zaman temalı yarışmada toplam ödül miktarı 15 bin TL.

 Edebiyatımızın Büyük Ustası Ahmet Hamdi Tanpınar’ın adını yaşatmak ve hem kentimiz hem de ülkemizdeki edebiyat eserlerine katkıda bulunabilmek amacıyla 2001 yılından bu yana edebiyatın çeşitli dallarında yarışmalar düzenleyen Osmangazi Belediyesi, bu yılki yarışmanın türünü “Şiir” olarak belirledi. Bursa’da Zaman temasının işleneceği yarışmaya başvurular, 12 Ekim Pazartesi günü başlıyor.

juriHilmi YAVUZ, Prof. Dr. Füsun AKATLI, Metin Önal Mengüşoğlu, İhsan Deniz, Doç. Dr. Erdoğan Erbay, Beşir Ayvazoğlu ve Prof. Dr. Dilek Doltaş gibi Türkiye’nin önde gelen şair ve yazarlarından oluşan Seçici Kurul tarafından değerlendirilecek şiirlerin, Bursa’da Zaman temalı olması tek koşul. Konuyla ilgili çalışma yapanların en fazla bir(1) eserle katılabilecekleri yarışma, yurt çapında ve herkese açık.

Bursa’da Zaman’ şiirinin eşsiz güzellikteki dizelerinin yaratıcısı Ahmet Hamdi Tanpınar anısına düzenlenen yarışmanın son katılım tarihi, 4 Aralık 2009 olarak belirlendi.

Eserlerinde Bursa’ya geniş yer vermiş, bu kenti çok sevmiş, Bursa doğumlu değil belki ama çoğumuzdan daha çok Bursalı bir edebiyat ustası olan Ahmet Hamdi Tanpınar’a saygı niteliği taşıyan yarışma, yitirdiğimiz nice değerler gibi vefa duygusunu da unuttuğumuz günümüzde, hem büyük bir ustayı yad etmek, aynı zamanda da yazılarında vurguladığı tarihi/kültürel mirası yaşatmak arzusuyla düzenleniyor.

 Yarışmanın duyurusu amacıyla, Seçici Kurul üyeleri Hilmi Yavuz, İhsan Deniz, Beşir Ayvazoğlu ve Metin Önal Mengüşoğlu’nun katılımıyla bir basın toplantısı düzenleyen Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, Tanpınar anısına düzenlenen yarışmaların önceki yıllardaki heyecan ve titizlikle sürdürüleceğini söyledi. Ördekli Hamamı Kültür Merkezi’ndeki toplantıda Dündar, “Tanpınar anısına 2001 yılından bu yana düzenlenen yarışmalarda değerli dostumuz Hilmi Yavuz’un ayrı bir yeri vardır. Seçici Kurul’da yer alsa da almasa da hep bize destek olmuştur. Başta Sayın Yavuz olmak üzere seçici kurullarda görev alan tüm şair, yazar ve akademisyenlere teşekkür ederim” dedi.

Toplantıda konuşan Seçici Kurul Başkanı Hilmi Yavuz ise, 2001 yılında başlayan yarışmanın her yıl bir öncekinden daha büyük heyecana sahne olmasını, edebiyatın zamanı aşan niteliğine bağladı. Yavuz, “Bugüne kadar destek olan belediye yönetimlerine ve edebiyatçılara teşekkür ediyorum. Bugün Sayın Başkan’ın yarışmaya sahip çıkması hepimiz için çok önemlidir” dedi.

 Neden Bursa’da Zaman?

Medeniyetimizin en önemli şehirleri arasında yer alan Bursa’nın, bu kimliği almasında edebiyatın güçlü bir etkisi vardır. Ahmet Hamdi Tanpınar, adı Bursa’yla özdeşleşmiş büyük bir edebiyatçıdır. Bursa, bu büyük ustanın kalemiyle, edebiyatın hemen her dalında hayat bulmuştur. Bu itibarla, yarışmanın Tanpınar ve Bursa ilgisi de dikkate alınarak, tema; “Bursa’da Zaman” olarak belirlenmiştir. Tanpınar’ı ve Bursa’yı bir araya getiren şiir “Bursa’da Zaman” olduğu için yarışmanın teması da “Bursa’da Zaman”dır. Yarışmada amaç; edebiyatımıza yeni eserler kazandırmak ve edebiyat atmosferini ‘Bursa’da Zaman’ bağlamında yeniden değerlendirmektir.

 2001’DEN BUGÜNE

Tanpınar anısına gerçekleştirilen yarışma; 2001 yılında Deneme (Tanpınar ve Bursa Denemeleri adıyla kitaplaştırıldı), 2002 yılında Şiir (Tanpınar ve Bursa Şiirleri adıyla kitaplaştırıldı), 2003 yılında Mektup (Bursa’ya Ütopik Mektuplar adıyla kitaplaştırıldı), 2004 yılında Makale (Tanpınar’ın Dünyasında Bursa-Taşlarda Gülen Rüya adıyla kitaplaştırıldı), 2005 yılında Hikâye(Geniş Zamanlı Hikâyeler adıyla kitaplaştırıldı), 2006 yılında Araştırma-İnceleme(Tanpınar ve Bursa araştırmaları adıyla kitaplaştırıldı), 2007 yılında ROMAN(Adıyla kitaplaştırıldı), 2008 yılında Deneme(Şehir, Kültür ve Yaşantı Odağında Bursa’da Şimdiki Zaman adıyla kitaplaştırıldı) dalında yapılmıştı. Şiir dalındaki bu yılki yarışmanın teması ise “Bursa’da Zaman…”

Yarışma sonunda Seçici Kurul’un belirleyeceği eserler önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da kitaplaştırılarak yazın dünyamıza kazandırılacak.Bursa’da Zaman şiir yarışmasının ödülleri; Tanpınar’ın ölüm yıldönümü olan 24 Ocak 2010 tarihinde yapılacak törenle sahiplerini bulacak.

 Katılma Koşulları

  1. Yarışmaya katılacak eserler daha önce yayımlanmamış olmalıdır.

  2. Yarışmaya yurt içinden veya dışından herkes katılabilir.

  3. Katılım bir(1) eserle sınırlandırılmıştır, sayfa sınırlaması yoktur.

  4. Eserler Türkçe kaleme alınacaktır.

  5. Her yarışmacı eserini 8 nüsha olarak çoğaltılmış halde ve metni içeren cd’yi aşağıdaki adrese elden veya postayla gönderecektir.

Osmangazi Belediyesi / Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü

Santral Garaj Mahallesi Ulubatlı Hasan Bulvarı No: 6 BURSA

  1. Yarışmacılar gerçek isimleriyle değil rumuzla katılacaklardır. Bu nedenle eserin üzerinde(veya herhangi bir sayfasında) gerçek kimlik bilgileri yer almayacak, bunun yerine rumuz kullanılacaktır.

  2. Eserler; Hilmi YAVUZ başkanlığındaki; Prof. Dr. Füsun AKATLI, şair ve yazar Metin Önal Mengüşoğlu, şair ve eleştirmen İhsan Deniz, Doç. Dr. Erdoğan Erbay, gazeteci-yazar Beşir Ayvazoğlu ve Prof. Dr. Dilek Doltaş’tan oluşan seçici kurul tarafından değerlendirilecektir.

  3. Yarışmada dereceye girenlerden; birinciye 5.000 TL, ikinciye 4.000 TL, üçüncüye 3.000 TL, mansiyon kazanan yarışmacılara ise 1000’er TL ödül verilecektir.

  4. Sonuçlar 26-27 Aralık 2009 tarihlerinde açıklanacak, ödüller ise Tanpınar’ın ölüm yıldönümü olan 24 Ocak 2010 tarihinde düzenlenecek törenle sahiplerine verilecektir.

  5. Yarışmaya, Bursa Osmangazi Belediyesi mensupları ile Seçici Kurul üyeleri ve bunların birinci derece yakınları katılamazlar.

 Bursalı veya değil bu kente gönül vermiş, söyleyecek sözü olan herkesi, yarışmaya katılmaya çağırıyoruz.

Osmangazi Belediyesi

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü

Yazar

Yazmaya alfabeyi öğrenmeden, muhtemelen hayal dünyasında başladı. Çocukken masallara şarkılar, gençliğinde aşklara şiirler, öğrenciliğinde derslere notlar yazarken, kendini ekonomi üzerine haberler yazarken buldu. Yazdığı en iyi şeyin hayatı olmasını isterken, 'Hayat'ı 'köşebaşı'nda yazmaya devam ediyor...

FOTO GALERİ

aykut-teyze Şenlik Yürüyüşü.jpg gokcedaya-yolculuk Martı.jpg anne-kiz Köy düğünü.jpg erkek-tarafi dugun Köy düğünü.jpg Hey özgürlük.jpg