Gezi’Yorum; Safranbolu…

DÜNYA MİMARİ MİRAS ŞEHİRLERİ LİSTESİNDE YER ALAN KENT, TARİHİ MİRASIYLA, SAFRANLI YİYECEKLERİYLE, DOĞAL GÜZELLİKLERİYLE BATI KARADENİZ’İN EN GÖZDE YERLEŞİMLERİNDEN BİRİSİ.

SAFRANBOLU

safranbolu

Doğu Karadeniz’in sık bitki dokusunu, yaylalarını, sarp dağlarını, kanyonlarını aratmayan bunun yanı sıra kültürel zenginlikleriyle de eşsiz lezzetler sunan Batı Karadeniz bölgesi turistik anlamda zengin bir potansiyel barındırıyor. Bu zengin yapı içinde kültürel dokusuyla ön plana çıkan Safranbolu ise hiç kuşkusuz Batı Karadeniz’in en çok ilgi gören yerlerinden birisi.

DSC_9025_1DSC_0060_resizeFotoğraflara yansıyan muhteşem mimarisinden de anlaşılacağı üzere bugünkü konumuz Safranbolu. Karabük’ün Safranbolu ilçesi 1994 yılında UNESCO tarafından Dünya Mimari Miras Şehirleri listesine alınmış. Kent mimari özellikleriyle göz kamaştıran evleri, Arnavut kaldırımlı sokakları, mahalleleriyle bir bütünlük içinde eşsiz tarihi eserleri barındırıyor içinde.

DSC_0082DSC_9061Özellikle tarihi yüzyıllara dayanan evleri, çeşmeleri, kalesi, saat kulesi, camileri, han ve hamamları, taş kaldırımlı sokakları ve köprüleriyle barındırdığı eserler Safranbolu’yu görülmesi ve yaşanması gereken bir yer haline getiriyor.

Neresi gezilirDSC_9066

Safranbolu Kalesi’nden yani Hıdırlık tepesinden kenti kuşbakışı izleyebilirsiniz. Yemeniciler Arastası geleneksel el işi ürünlerin yer aldığı kentin tarihi çarşısı. Burası da Safranbolu’nun görülmesi gereken yerlerinden birisi.

 Demirciler ve bakırcılar çarşısı ise kentin ayrı bir zenginliği, fotoğraf tutkunları için güzel kareler veren bir mekan. Üstelik eli işi ürünleri de satın alabilirsiniz. Kent Tarihi Müzesi, ilçenin neresinden bakarsanız görebileceğiniz bir yer.DSC_9056

Binanın estetiği sizi kendisine çekerken, bir yandan da ilçenin geçmişiyle ilgili bilgiler edinebilirsiniz. Safranbolu’da mutlaka yapılması gereken bir başka şeyde havuzlu konakta kahve keyfi.

 

Konaklama

  

DSC_0114Tarihi konakları butik otellere dönüştürülmüş kente konaklamak da ayrı bir keyif. Bunun için tercih edebileceğiniz yerler Ebrulu Konak, Hatice Hanım Konağı, Şehzade Konakları, Havuzlu Konak sayılabilir. Ayrıca 1645 yılında yapılan Cinci Han’da yer alan otel konaklama için tercih edebileceğiniz bir başka mekan.

 

 

Ulaşım

Safranbolu’ya karayolu ile üç ayrı yönden ulaşmak mümkündür. Ankara-İstanbul karayolunun Gerede kesiminden ayrılarak 82 km. sonra Karabük’e, Karabük’ten 8 km sonra da Safranbolu’ya varılıyor. İlçenin kuzey yönünde bulunan Bartın’a uzaklığı 74 kilometre, doğusunda bulunan Kastamonu’ya uzaklığı 105 kilometre.

 YemekDSC_9018

Safranbolu mutfağının en özel ürünü ilçeye de adını veren Safran. Safranlı Zerde tatlısı yöreye has yiyeceklerden birisi. Safranbolu’nun pidesi de meşhur, Safranbolu Bükmesi adıyla sunulan pideden mutlaka tatmalısınız. Ve Safranbolu denilince ilk akla gelen şey Safranbolu Lokumu. Özellikle safranlı lokumu mutlaka tatmalı, hatta bol bol satın almalısınız.  

Fotoğraflar ve yazı: Mehmet&Sibel Uzun

mehmet-sibel

O şimdi çok uzakta…/ Tuğba Özmelek

 

dila Çıplak ayaklıydı

 Minicik

 Saf, masum

 Bebekti…

Yaşamalıydı…

Belki de herkesten çok onun hakkıydı gülmek

Dila…

Ailesinin küçük meleği…

Allah onu çok sevmiş olacak ki

Çok erken aldı yanına minik kelebeği

Babasının feryadı günlerce yürekleri yaktı

Annesi ne haldeydi kimbilir…

Kucağından alıp sürüklemişti bebeğini, hırçın yağmurlar

İstanbul’da aranırken, Bursa’da çıktı cansız bedeni

Soğuktu gece

Mosmordu…

Dila için çok geçti artık

Minik bedeni 77 km sürüklenirken, umutları da kaybolmuştu sularda…

Bulundu

Tam da umutlar tükendiği anda,

Kocaman 9 günün ardından cesedi çıktı ortaya

Diri mi ölü mü bilmeden, günlerce ağlayarak bekleyen babaya teselli miydi bu şimdi?

Yoktu küçük prensesi

Bir daha da hiç gelmeyecekti

Geriye dönmeyecekti

Küçücük elleri büyümeyecekti artık,

Gözleri gülmeyecekti…

Ağırlaştı hava,

Gece gibi karardı her yer…

Kara bir bulut çöktü evine,

Belki hiç kalkmayacak bu bulut…

Acısını da kızı gibi kalbine gömecek babası

Sabır dileyecek anası, Allah’a sığınacak…

Minikti Dila, küçücüktü daha…

Daha yürüyecek çok yolu vardı hayatta…

Bir yağmur damlası seline sakladı Dila’yı…

Güzel gözlü kelebek

Rahat uyu, dualarımız seninle…

 

Sondaj, Ar-Ge ve Turizm

 

Sondaj Vali Şahabettin Harput, Bursa’yı termal kenti yapmak adına hedefler koydu ve gerekli çalışmaların yapılması için bir bütçe belirlendi.

Kurduğu hayal miydi? Elbette değil.

Nitekim ilk sondaj çalışmalarında sıcak suyun bulunamaması, devam-tamam düşüncelerini, tartışmalarını beraberinde getirdi.

Valilik tarafından çalışmaların deneyimli akademisyenler ve MTA ile bilimsel olarak devam ettiği açıklansa da, Jeoloji Mühendisleri Odası İl Temsilcisi Engin Er bazı bilgilerin kamuoyundan saklandığını savunuyor.

Engin Er’in açıklaması şöyle; “Jeotermal kaynakların kullanımının tabiki turizme katkısı olur. Ama bu kaynakların yeryüzüne çıkarılabilmesi için öncelikle bilimsel çalışmaların yapılması ve uygun yerde, uygun teknikle sondajların yapılması gerekir. Bugüne kadar İl Özel İdaresi tarafından açılan kuyu ile ilgili olarak yapılan çalışmalar, hangi gerekçe ile bizlerden ve kamuoyundan saklandı bilmiyoruz. Hala da açıklanmış değildir.Ama sonuç ortada; gizlenen çalışmaya güvenilerek açılan sondaj için trilyonlar harcanmış ama bir sonuç alınamamıştır.”

Engin Er, ama ileriye bakmak gerekirdiyerek, bundan sonra açılacak kuyu için yapılan çalışmaların kamuoyu ile yaplaşılması gerektiğinin altını çiziyor.

Bu çalışmalara Ar-Ge faaliyeti olarak bakıldığında, kamu kaynaklarının harcanması noktasında kimsenin itirazı yok.

Ancak Bursa’da yer altı jeotermal kaynaklarının bulunması gerçeği kadar, kaynakların en iyi şekilde değerlendirilmesi gerektiği gerçeği de karşımızda duruyor.

Bu noktada Formback Genel Müdürü İlyas Kavcan‘ın şu sözlerine katılmamak mümkün değil; “Bize göre bu konuda en büyük eksik; bilimin söz sahibi olması gerektiği yerde, tartışmanın politik devam etmesidir…

 “SAĞLIK TURİZMİ SADECE KAPLICA DEĞİLDİR”

Bursa için termal turizmi avantajını dillendirirken, sağlık turizminin sadece kaplıca olmadığını da atlamamak lazım. Bursa Sağlık Kuruluşları Derneği Genel Sekreteri Dr.Feza Şen de, Sağlık Turizmi’ni ve kaplıca turizmini şöyle tanımlıyor ; “Sağlık turizmi tedavi bekleme süresinin uzunluğu, tedavinin daha ekonomik koşullarda alınması ve daha kaliteli tedavi olanakları için bir ülkeden başka bir ülkeye gidilmesidir. Tıbbi gereklerle kaplıca tedavileri ise Sağlık Turizmi’nin alt faaliyetidir.

Şen, tedavi amaçlı bireylerin başka ülkelere gittiğini 11 Eylül’de Amerika’da yaşananlar sonrası, Ortadoğu’da yaşayanların sağlık hizmeti için alternatifler aradığında farkettiklerini anlatıyor. Ortada ekonomik gücü olan bir grup, Avrupa ve ABD’deki fiyatların 4-5 katı daha ucuz sağlık hizmeti sunan potansiyelimiz var.

Dr.Feza Şen, birkaç yıl önce İngiltere hükümetinin Acıbadem Sağlık Grubu’nu ülkesine yatırım yapmaya davet etmesini ise teknoloji ve kalite anlamında dünyada sunulan sağlık hizmetlerini yakaladığımıza örnek gösteriyor.

Yine de Avrupa’daki devlet veya özel sigorta kurumlarının istedikleri standartlarda, yeterli tesise sahip olmadığımızı da gözardı etmememiz gerekiyor.

Nitekim Bursa’yı önümüzdeki yıllarda planlı bir turizm kenti olarak görmek istiyorsak, elbirliği ile akılcı ve kararlı çalışmalar yapmak, güçbirliği oluşturmak zorundayız.

 TÜRK MEVSİMİ’NDE BURSA

 Öte yandan genel olarak turizmde kararlı bir kent gibi duruyor olsak da, sadece belli konulara kilitlendiğimiz de bir gerçek…

Fransa’da Haziran ayında başlayan ve 9 ay sürecek olan “Türk Mevsimi” etkinliğinde, Bursa Mehter Takımı dışında, neden yer alamadığımızı kaç kişi düşünüyor acaba?

Hedef; turizm, Bursa’nın tanıtımı ve turist sayısını artırmaksa neden bu etkinlik önemsenmez?

70′i aşkın kentte 400′ün üzerinde yapılan sanatsal ve kültürel etkinlikte, Bursa’ya dönüşü olabilecek organizasyonlar neden yapılamaz?

Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne sunulan teklifler neden dikkate alınmaz?

Türkiye’yi temsil etmek hangi şehre daha çok yakışır?

Bursa’nın organizasyonsuzluğu kaderi midir?

Sorgulamak lazım…

Bursa kendi kabuğunu kırabilir mi?

bursa43xh 

Bursa’da sağlık turizminin harekete geçirilmesi için örgütlülüğün şart olduğunun altını çizdim geçmiş yazımda. Konuya ilgi gösteren ya da göstermesi gereken kurum ve kuruluşlar, yetkililer de fikir vermesi, örnek olması adına yazıda yer alıyordu.

Hedefler için güçbirliği sağlamak Bursa için hiçte zor değil derken, yazarken kolay olduğu için değil bunu daha önce ispatlamış bir Bursa durduğu için karşımda, dile getirmekte sakınca görmedim hiç.

2011 yılı Uluslararası Sağlık Turizmi Kongresi’nin Bursa’da yapılması önerisini de bu nedenle önemsiyorum çok.

Formback Yaşam Merkezi Genel Müdürü İlyas Kavcan, kendi deyimiyle; ‘bulunduğu kulvarda ve içinde yaşadığı şehirde olması gerekenleri araştıran ve onun peşinde olmaya gayret eden birisi.

Köşeyazıma istinaden paylaştığı bilgiler için teşekkür ederek, görüşlerini paylaşmak istiyorum.

Kongre‘nin Bursa’da yapılması önerisini Bursa Valiliği’ne ileten İlyas Bey, konunun köşe yazımda gündeme gelmesi ile birlikte “Acaba olabilir mi? Bursa kendi kabuğunu kırabilir mi?” diye yeniden düşünmeye başladığını iletiyor mailinde ve şöyle devam ediyor;

Bu konuyu Şubat 2009′da EMITT Fuarı ve sonrasında Mart 2009′da İstanbulda katıldığımız EXPOMED 09 Fuarı’nda Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği Başkanı Dr. Dursun Aydın Bey ile iki kere görüşmüştüm. Dursun Bey 2009 Kongresi’nin Antalya’da olduğunu söylediğinde, kendisine 2010 için Bursa’yı önermiştim. O da İstanbul’da dedi. O zaman 2011 dedim. Cevabı aynen şu oldu:“Bursa’nın bu konuya ilgisini görmemiz lazım.”

Hatta 2009 Antalya Kongresi’nden önce kendisini Bursa’ya davet ettik. ‘Bir çalışma grubu oluşturun, bir niyet olduğuna ilişkin yetkililerden davet alırsak neden olmasın’ dedi ve bizden haber bekledi.

Termal Tesis yetkilileri olarak Sayın Valimizle yaptığımız bir toplantıda önerimizi yazılı olarak kendilerine ilettik. Toplantı sonrası bir kez Valiliğe davet edildik ve dinlendik. İlgilenileceği sözünü alarak uğurlandık. Ancak benim Bursamın maalesef daha önemli işleri vardı!

Bursa yetkililerinin herhangi bir Anadolu şehrini idare etmediklerini anlamaları gerekiyor. Gözlerini kapatanlara en yüksek perdeden haykırıyoruz ve diyoruz ki ; Biz Bursa’nın kesinlikle Türkiye’nin İstanbul’dan sonra ikinci en güçlü şehri olduğunu biliyoruz ve bu şehrin potansiyelini kullanması durumunda Türkiye’nin birçok alanda lokomotifi olacağına inanıyoruz…..

Sağlık Turizmi için fiziki yetersizlikler olabilir. Ama bunlar aşılamayacak şeyler değil. Ortak hedefler tayin edilerek planlı bir şekilde, gelişimin her kulvarında koordineli çalışmalar yapılabilir. Önemli olan farkındalıktır.”

Peki eksik olan ne? Neden yapılamıyor?

Bursa Valisi Şahabettin Harput’un, en büyük hayalim diye açıkladığı “Bursa’yı dünyaca ünlü termal merkezi yapmak” düşüncelerini ve bu yöndeki çabasını göz ardı etmiyoruz elbette. Aynı hayalleri paylaştığımız kesin.

Ama yine de şöyle daha yukarıdan ve dışarıdan bakıldığında “Bu şehrin önünü tıkayanlar mı var?” şeklinde aklımıza takılan sorular zaman zaman “galiba öyle” cevabına dönsede , yine de başka teşhislere inanmak istiyorum.

Mesela İlyas Bey’in teşhisi gibi ; “Düşünen, araştıran bireylerden oluşan bir toplum her zaman daha kolay hedefine ulaşır. Kral çıplak diyen çocuğun kralı giydirmeyi bilmemesine şaşılmaz. O bir hakikati gösteriyordur. Kıymeti buradadır.

Gösterilen hedeflere bir de yol bilenlerle ulaşmaya çalışmak, işte ülkemizde ve maalesef Bursamız’da en çok bir araya getiremediğimiz yanlarımız…

İşte geliyoruz yine, Bursa için Bursa’nın oluşturduğu bir Master Planı‘nın, uygun bir modelin gerekliliğine…

Yani, yol bilenlerle oluşturulan Planlama-Yatırım-Pazarlama sürecinin zorunluluğuna.

Kalite çalışmalarına katılan dostlar bilir çok önemli bir söz vardır; “Hata insanlardan değil sistemlerden kaynaklanır” diye…

Her alan her sektör için geçerli bir sözdür. Yol bilenlerle acilen yerine getirilmesi gereken bir söz!

 

Sizce ne zaman? / Sinem Karabulut

sofor-Küçük bir şoför görüyorum karşımda.

Büyük bir otobüs düşünün.

O büyük otobüsün en önünde hostes koltuğunda oturmuş, minik bedeni ve bilmiş gözleriyle etrafını inceleyen küçük bir şoför düşünün.

Yanındaki ufaklığa laf yetiştirmeye çalışan yorgun bir baba düşünün.

Yıllardır direksiyon sallamaktan yorulduğu her halinden anlaşılan, önünde uzayıp giden yolu dalgın ve bitkin gözlerle takip eden bir baba…

İşini, adını, otobüsünü kısaca hayatını oğluna devretmeye hazır bir baba…

 Uzun süren bir sessizlikten sonra bilmiş ufaklık, o küçük bedeninden nasıl çıkardığını hala anlayamadığım yüksek bir sesle, “Baba, herkes bu saatte evinde kahvaltı yapıyor. Biz otobüsteyiz” diyor.

“Ne kahvaltısı görmüyor musun, herkes işine gidiyor” diye karşılık veriyor babası da.

Babası lafını bitirir bitirmez arkasına dönüyor ufaklık. (O kahvaltı yapmayıp işe giden insanları görmek isteyen bir tavırla)

Onu izlediğim için, belki de önde olduğum için ilk benimle göz göze geliyor.

O bilmiş bilmiş bakan gözleriyle kesişiyor gözlerim.

5-6 yaşlarındaki, kot ceketli, kadife pantolonlu, kahverengi bereli ufaklık, burnunu çekerek bakıyor yüzüme…

Sonra gözlerini yanımdaki bayana dikiyor.

Uzun uzun bakıyor ve tepeden tırnağa inceliyor bayanı.

Yan tarafta oturan ve her sabah sekiz otobüsüyle yolculuk yapan İngilizce öğretmenine geçiyor ardından.

Öğretmeni de süzüyor bilmiş gözleriyle. Ve görebildiğim kadarıyla diğerlerini…

Sonra önüne dönüyor ve derin bir nefes alıyor.

Bir müddet yolu izledikten sonra terliyor ve çıkarıp atıyor başındaki bereyi.

Muavin geliyor arkalardan.

“Hasan abi, camları fısfısla bak buharlanmış” diyor bizim çok bilmiş.

Az sonra elinde bir bez parçası ve fısfısla dönüyor Hasan abisi.

Küçük şoförün dediği gibi buhar yapan camları siliyor ardından.

Bilmiş şoförümüz geri çekiliyor muavin abisi rahat silsin diye otobüslerinin camlarını.

Belki kendisi de düşünüyordur.

Boyu biraz daha uzun olsa, en azından camı silecek kadar ve biletleri toplayacak kadar büyük olsa Hasan abiye gerek kalmayacağını…

Tekrar yolu izlemeye koyuluyor ufaklık.

Ve kısa süre sonra meraklı gözlerle babasına dönerek, “Baba, ben ne zaman kullanacağım otobüsü” diyor.

Baba çocuğuna bakıyor.

Sinsi bir gülümsemeden sonra hiç konuşmadan başını sallayarak yola devam ediyor…

Sizce ne zaman?

Yazar

Yazmaya alfabeyi öğrenmeden, muhtemelen hayal dünyasında başladı. Çocukken masallara şarkılar, gençliğinde aşklara şiirler, öğrenciliğinde derslere notlar yazarken, kendini ekonomi üzerine haberler yazarken buldu. Yazdığı en iyi şeyin hayatı olmasını isterken, 'Hayat'ı 'köşebaşı'nda yazmaya devam ediyor...

FOTO GALERİ

gokcedaya-yolculuk Martı.jpg Büyükada.jpg dugun Hey özgürlük.jpg erkek-tarafi aykut-teyze Şenlik Yürüyüşü.jpg anne-kiz Köy düğünü.jpg