Öneri’Yorum; Gölyazı Çevre Şenliği

6-7 Haziran Gölyazı Çevre Şenliği’ne Davetlisiniz
Bilgi ve İletişim
Nilüfer Yerel Gündem 21
Telefon : 0-224-452 32 00
Faks : 0-224-452 32 03

6-7 Haziran Gölyazı Çevre Şenliği’ne Davetlisiniz
Bilgi ve İletişim
Nilüfer Yerel Gündem 21
Telefon : 0-224-452 32 00
Faks : 0-224-452 32 03
İletişim Uzmanı Esra Taşlıyük’ün BİYMED Eğitim Danışmanlık’ın web sitesinde yer alan makalesi hemen sarıveriyor sizi. Gündelik yaşamınızı özetleyen cümlelerinde, kendinizden çok şey buluyorsunuz. Öyle ki biten her günü oturup düşünecek kadar bile vakit ayırmadığınızı anlıyorsunuz…Paylaşıyorum;
Modern kasabaların esnafıyız biz.
Bileklerimizde hep bir şişlik var, boyunlarımızda hep bir ağrı.
Dahası…
Unuttuk rekabete dahil olmayanları.
Rekabette birinci derecede yarar sağlamayanları, “shift + del” kombinasyonuyla sildik, istesek de geri dönüşüm kutularından çağıramıyoruz.
Msn adresi olmayanları hayatımızdan çıkardık, istesek de ulaşamıyoruz; çünkü zaman bulamıyoruz.
Görme işlevimiz, uzun süre ekran karşısında kaldığımız için azaldı. Aslında tüm duyarlılıklarımız öyle. Ancak küresel ekonomik dalgalanmaya etki edecekse kulak kabartıyoruz. Ancak kendi kasabamıza ulaşacaksa sular…
Ağaca değil, monitöre kazıyoruz sevdiklerimizin adını. Daha doğrusu “sanal takma adını”…
Sosyal sorumluluklarımıza, kurumsal boyutta sahip çıkıyoruz. Ancak “kurumsal sosyal sorumluluksa” kolları sıvıyoruz… Çünkü bu da rekabete dahil.
Dans kursundan dalış kursuna koşuştururken zaman nasıl geçiyor anlamıyoruz.
Zaman nasıl geçiyor, hiç anlamıyoruz!
Toplantı yapmaktan iş yapmaya zaman kalmıyor…
Ve saatlerimiz hep ’son teslim tarihine beş kala’yı gösteriyor. Heyecan, bizim için bu demek!
Güneşle randevumuz ancak hafta sonları… Hafta içi güneşi, ancak servis camlarının ardından, ancak uykulu gözlerimize sızarsa hissedebiliyoruz.
Hafta sonu nasıl geçiyor, onu da hiç anlamıyoruz… Zaten artık eskisi gibi her hafta sonu dışarılara koşmak da istemiyoruz. Koşulası yerler çok uzak geliyor.
Hava durumunu İnternet’ten birkaç saniyede öğrenebiliyor, ama hiç hava alamıyoruz. Çünkü plazaların camları ‘güvenlik’ sebebiyle açılmıyor…
Hepimizin en az üç telefonu var, ama hep bir “iletişim kopukluğu”ndan söz ediyoruz. İletişim kazaları da cabası… İstemeden söylediklerimizin ardından ellerimiz Ctrl + Z’yi, “geri al” komutunu arıyor.
Cins fikirliler çoğalıyor çevremizde. Rakiplerini böcek gibi ezmeye her an hazır savaşçılar… Onları sevmiyoruz ama kabulleniyoruz; ses çıkarmıyoruz. Nemize lazım! İşimizden mi olalım?
Vatan elden gitmesin diye hemen her gün onlarca e-postayı “fordward”lıyoruz. Laiklik karşıtı oluşumlar karşısındaki duruşumuzu ise, anketlere oy yağdırarak gösteriyoruz. Sloganlarımız, “Mail at, vicdanını rahatlat!” ile “Daha çok oy gönder, tepkini göster!”
Hızlandırılmış dil kursları, üç haftalık sertifika programları gibi her şeyi hızlandırılmış yaşıyoruz. Ama bir gün mutlaka yapmayı hedeflediğimiz hayallerimiz, hep “to do list”lerde bekliyor. Zamanın değerini bilmiyoruz.
Modern kasabamızda, işte böyle yuvarlanıp gidiyoruz…
Merhaba,
Her perşembe Bursa Hakimiyet Gazetesi ekonomi sayfasında, hayatın ekonomisini birlikte okumak, düşünmek ve tartışmak adına sizlerle birlikte olmanın heyecanını yaşıyorum.Yazdıkça paylaşmak, paylaştıkça çoğalmak dileğiyle…
Maalesef Deniz Seki ile gündemden düşmeyen madde bağımlılığı, sadece magazin haberi olarak okunup kenara konulmayacak kadar önemli bir konu.Gündem de tutulması gerekli, çünkü bağımlılık yaratan uyuşturucu maddeleri artık zengin mahallelerden varoş sokaklarda kaybolan çocuklara kadar hayatın her yerinde.
Uyuşturucu ticareti artık bir sektör olarak adlandırılacak kadar büyük boyutta. Hollanda’da esrarın yasal olması ülke ekonomisine 15 milyar sterlin (645 milyar YTL) kazandırırken, Amerika esrar yasası konusunda düzenlemeye giderek satışından 1 milyar dolar vergi geliri elde etmeyi tartışıyor.
Türkiye ise Güneybatı Asya uyuşturucularının Avrupa’ya nakli için büyük transit rotalardan biri konumunda.Uluslararası raporlar uyuşturucu kullanımında diğer ülkelere oranla ılımlı noktada olsakta, kliniklerde tedavi gören bağımlı sayısında artış yaşandığını doğrulamakta.
Rapor hükümetin kontr-narkotik etkinlikler için önemli bir bütçe ve insan kaynağı tahsis ettiğini anlatsa da kullanıcılar hakkında veri elde etme noktasında durum öyle değil. Çünkü Sağlık Bakanlığımız 1995′ten bu yana kaynak yetersizliği nedeniyle henüz uyuşturucu kullanımı anketi yapabilmiş değil! En son 2007′de planlanan anket ise Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorulara ilişkin itirazları ile ertelendi.Henüz ses yok!
Ancak Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri diye bilinen AMATEM’in verilerinden biliyoruz ki yatan hastaların yüzde 95′i’ni 15-18 yaş altı gençler oluşturuyor. Uyuşturucu madde kullanımına başlama yaşı ise 10′a indi.
Ülkemizde 18 ilde bulunan AMATEM’ler tedavi konusunda başarılı çalışmalar yapsa da yine bütçe yetersizliği dolayısıyla birkaç merkez dışında uyuşturucu kullanımını engellemeye yönelik çalışmalar yapamamakta.
Ve AMATEM’ler sadece 500 küsür yatağa sahip. Durumun ciddiyeti ise şu; 1995 yılında 3 bin 500 kişi tedavi olmak için başvuru yaparken bu sayı 2007 yılında 22 bine ulaştı…
Tedaviye gelenlerden ailesi ile birlikte yaşayanları yine de şanslı sayarsak, sokaktan gelenler, kimsesizler ve durumunu izah edemeyenler çok önemli bir sorun olarak karşımızda durmakta.
Bursa’da AMATEM
Madem sorunlar bütçe yetersizliği ile açıklanıyor. O zaman buyrun bir de Bursa’dan bakalım…
Yıllarca bitirilemeyen devlet yatırımlarından sonra, son yıllarda inşaat alanına dönen kentimizde istenirse -başarılı ya da başarısız- projelerin kısa sürede bitirilebileceğini gördük. Yani bir kararlılık örneği sergilendi.
Peki biz Bursa’daki madde bağımlısı kimsesizler için ne yaptık? Kararlı mıyız?
Hikaye 9 yıllık ancak konunun önemi bakımından başlangıç-gelişme- sonuç kısmından hangisindeyiz henüz belli değil. Ama bir ana fikrimiz olduğu kesin.
Bursa için kritik soru; AMATEM gibi bir tesise Bursa’da ne kadar ihtiyaç olduğudur? Osmangazi Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürü Sabahattin Esenyel 20 kişiye İstanbul’da konuyla ilgili tedavi görmesi için vakıf tarafından yol parası verildiğini anlatıyor. Başvuru sayısı ise 60. Yani elzemdir.
Diğer önemli soru ise bu merkez için yeterli kaynağın olup olmadığıdır?
İşte içimizi acıtacak cevap buradadır; Osmangazi Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı 2000 yılında ihtiyaç olduğunu düşünerek Kimsesizler ve Düşkünler Barınma Merkezi adı altında vadeli hesapta değerlendirilmek üzere bir fon oluşturdu. Başlangıçta 150 bin YTL (150 milyar lira) olarak ayrılan kaynak, projenin uzaması nedeniyle 2007 yılına gelindiğinde 3,6 milyon YTL’ye kadar ( 3,6 trilyon lira) ulaştı.
Vakıf bu hikayenin uzamasını ancaklarla anlatabiliyor;
2001 yılında Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü’ne ait Ovaakça’daki arsanın tahsisinden sonra, ancak projenin teknik odalar tarafından çiziminin uzun sürmesi, ancak proje çalışmalarında meydana gelen aksamalar, ancak tesisin yapımına izin veren SYD Teşvik Fon kurulunun inşaata başlanıldığında projeyi uygun görmeyip durdurması, ancak ayrılan kaynak oldukça yüksek miktara ulaştığı için ve ilimizde büyük bir ihtiyaç olduğu tespit edilen “uçucu madde ve alkol tedavi merkezi ile suç mağduru korumaya muhtaç çocuklara yönelik rehabilitasyon merkezi” tesisinin yapımına yönelik Vakıf’ın kararlı adımları ile SYD Genel Müdürlüğü’nden tekrar izin alınması, hikaye uzun….
Sonuca gelirsek; 2008 yılında hizmete girmesi planlanan rehabilitasyon merkezi 2009 yılı şubat ayı itibariyle inşaatı tamamlanarak Sağlık İl Müdürlüğü’ne devredilmiş görünüyor.
Peki son mu başlangıç mı?
Madde bağımlılığını yok saymak bir geleceği yok saymakla eş değerdir. Bu nedenle etkili önlemler alma yolunda tüm kurum kuruluşlar, sivil toplum örgütleri AMATEM’i en kısa sürede hizmet vermeye başlayan bir merkez haline getirmek, takipçisi olmak konusunda kararlı olmalıdır. Bu kararlılık “Önce eğitim” diyen herkesin geleceğe olan borcudur!
Çünkü bedeni ve beyni uyuşmuş, kendini tüketmiş bir nesli topluma tekrar kazandırmak AMATEM’i yapmak ve hizmete sunmaktan daha zor olacaktır.
Yeni başlangıçlara …
Mardin’deki katliam haberini içimiz yanarak okuyoruz.
Katliamın başına korkunç gibi kelimeler getirerek acının büyüklüğünü anlatmaya çalışmak anlamsız geliyor. Katliam tek başına yeterince korkunç zaten…
Belki de biz töre cinayetlerinden ölenleri teker teker üçüncü sayfa haberlerinde okuduğumuz için henüz ülkemizin ciğerinin yanıp bittiğinin yeterince farkında değildik…
Al işte sana okkalı bir tokat!
Katliamın sonuçlarını ve geride bıraktıklarını anlamaya çalışırken, Ece Temelkuran’ın yazısının başlığı “Silah varsa insan ölür” cümlesi, altında hiçbir sebep aramadan tüm çıplaklığı seriyor önümüze…
Mardin’de, Afganistan’da, Irak’ta, Karabağ’da, Ermenistan’da, burnunun dibinde, hiç farketmez…
Doğa kanunu gibi; Silah varsa insan ölür…
Köşe yazısında, “Köyün girişine sıralanmış içi boş tabutların insanın kanını donduran trajedisi değil. Ortalıkta ağlayıp susarak dolaşan kimsesiz kalmış 50 kadar çocuğun korkunçluğu değil. Buz gibi bir duygu. Bir pusu, bulut gibi toplanıyor sanki…” cümlesini okurken, işte tam bir pusu, bulut gibi toplanıyor sanki cümlesi biterken, buz kesiyor vücudum…
Çünkü bilgisayarımda aniden “Havada bulut yok bu ne dumandır” türküsü yükseliyor.
Bu tesadüf daha da ürpertiyor beni…
Ne eğitimsizlik, ne çıkar tartışması, ne töre gerçeği hepimizin bildiği gerçekler yalan oluyor….
Sözlerini hemen hemen herkesin bildiği türkü bir başka çalıyor bana, bir ağıt oluyor;
Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahlede ölüm var bu ne figandır
Şu Mardin elleri ne de yamandır
Köyü Bilgedir derdi dikendir
Giden gitti kalan kaçtı
Acep nedendir….
Neden!
Adı, beyaz sarı kırmızı renkli güzel kokulu çiçekler açan ağaç anlamındaki Yasemin…
Mezar taşına adı sığmadığı için;
YAS
EMİN
olmasını hak etmiş miydi?
Adının hakkını vererek, güzel kokusuyla kök salamadı ki toprağa…
YAS oldu adının ilk hecesi , YAS salındı köyüne…
Adı mezar taşına sığamadı YAS-EMİN ‘nin…
Ama en kötüsü bu koskoca dünyaya sığamadı YAS-EMİN…
Sığdıramadık çünkü sen, ben…
Neden!
Yazmaya alfabeyi öğrenmeden, muhtemelen hayal dünyasında başladı. Çocukken masallara şarkılar, gençliğinde aşklara şiirler, öğrenciliğinde derslere notlar yazarken, kendini ekonomi üzerine haberler yazarken buldu. Yazdığı en iyi şeyin hayatı olmasını isterken, 'Hayat'ı 'köşebaşı'nda yazmaya devam ediyor...