Röportaj; Ece Temelkuran ile Buluşma
Bir buluşma sözü vardı ortada, evet! 7 Mart’ta TÜYAP Bursa Kitap Fuarı’nda Ece Temelkuran okuyucuları ile biraraya gelecek ve kitaplarını imzalayacaktı. Ancak aramızdaki söz sadece bundan ibaretti.
Çağdaş Gazetecileri Derneği Bursa Şubesi olarak söyleşi için yaptığımız davetlerde biraraya gelemesekte, okuyucularına verdiği sözü kendim için biraz daha uzatma ümidim vardı giderken.
2006 yılında yine kitap fuarında ilk karşılaşmamızda köşe yazıları yazmaya çalıştığımı söylediğimde, “Köşe yazarı dostuma “diye imzalamıştı kitabını samimiyetle.Henüz ve herzaman yazacaklarının başında olan bana verdiği bir cesaretti ve anlamlıydı…
İşte 3 yıl sonra tekrar güleryüzüyle karşımda. Merhaba deyip elimi sıkarken, kitabını imzaladığında, kısa bir sohbet yapabileceğimizi de hissettirdi.
Röportaj ya da söyleşi diyemiyorum yazdıklarıma. Çünkü mekanı ve süre kısıtlılığını düşündüğümde aklımdan geçenleri toparlayıp, soluklandığı bir anda, kısa ama verimli bir sohbet yapabildim kendi adıma.
Kitap kokusu içinde sohbet ettik Ece Temelkuran’la, paylaşıyorum;
“Ben bugünlerde ikrah halindeyim”
Ece Temelkuran bugünlerde çok üzgün… “Bu gidiş iyi bir gidiş değil” diyor ve kendisi gibi düşünen insanlara yaşayacak yer kalmayacağının endişesini taşıyor yüreğinde.
Yalan gündemlerin yorgunluğu var üzerinde “İçimden yazmak gelmiyor” derken…
Ve konuştukça hüznü de yansıyor giderek vücut diline.
Sitemle, öfkeyle karışık bir cümle ile dillendiriyor üzüntüsünü; “Bugünlerde bir ikrah halindeyim. Geçer…”. Susmasını isteyenlere inat belki de, gülümsüyor sonra…
Sibel BAĞCI UZUN
- Latin Amerika’daki gibi ya da bize özgü bir şekilde, Türkiye’de bir halk hareketi olacağına inanıyor musunuz? Kriz, işsizlik ya da bi sürü sebep var belki ama örgütlü bir hareket olması için ne lazım?
Türkiyede bir hareket var ama bizim beğendiğimiz tarzda bir hareket değil. Örgütlü bir hareket yok ama insanlar çırıpçıplak sokaklara fırlıyor, birbirlerini kesiyorlar. Bu da bir halk hareketi aslında, hareket değil ama birşeyler söylemeye çalışıyor insanlar. Örgütlü olmadığı için bir halk hareketi olmuyor. Ve şuanda olabileceğini düşünmüyorum.
- Halk gerçekten mecliste ne zaman olur?
Kendinin bir halk olduğunu anlaması lazım önce, halkın girebilmesi için meclise. Ve bunu hakettiğini anlaması lazım. Buda bir eğitim ve süreç meselesi.
- Dünyada yeni lider tipi çıktığına inandığınızı söylüyorsunuz. İşte Chavez, İran’da Ahmedinejad. Türkiye bu lider tanımının neresinde. Özellikle Davos’tan sonra.
Yani Davos’ta güzel bir hareket yapıp tüm puanları topladı başbakanımız ama, o işler öyle kolay değil. Yani Irak’a asker göndermek için harcadığı çabalar geliyor aklıma da. Ortadoğulular için okadarda endişe duyduğunu, kaygılandığını düşünmüyorum oyüzden. Ayrıca Darfur katili Ömer El Beşir’le bu kadar ahbap olan bir insanın, hakikaten insan hayatına değer verip vermediği konusunda da ciddi şüphelerim var.
- Peki yeni bir lider kavramına Tayyip Erdoğan uyuyor mu? Bizim ülkemiz yeni bir lider çıkardı mı, günümüze kadar gelenleri değerlendirdiğinizde.
Belki insanlar onu öyle birisi zannettiler ama o öyle birisi değil. Öyle bir siyasi hareketin içinden gelmiyor.
- “Memleketin insanlarının birbirinin hikayesini dinlemesi, bu memleketin toplumsal kültürünü ve bağını çok etkiler” diyorsunuz.
Sizce toplum olabildik mi ? Ya da olmaya ne kadar yakın ve uzağız?
Toplum olmaktan giderek uzaklaşıyoruz. Çünkü etnik, dini veya siyasi ayrılıklara da lüzum yok, herkes birbirini öldürmek istiyor memlekette. Herkes birbirini boğazlamak istiyor. Olağanüstü bir öfke ve nefret topluluğu halindeyiz . Oyüzden çok endişelerim var gelecekle ilgili. Yakın gelecekle ilgili.
- Aydın kelimesi de artık tartışılır oldu. Aydınlar mı halka inemedi halk mı aydınlara yetişemedi sizce.

Bukadar aydın düşmanlığının olduğu bir yerde bizim yaşıyor olmamız bile bir mucize zaten. Başbakan dahil bütün egemenler bizi hedef gösteriyorlar. Ve susmamız gerektiğini söylüyorlar.
Dolayısıyla bizim kendi hayatımızı idame ettirecek kadar hayatımızı kazanıyor olmamız bir mucize, yaşıyor olmamız mucize. Bize kızan ve başbakanı çok seven birisi gelip heran bir şey yapabilir mesela herhangi birimize. Dolayısıyla bu kadar sistematik bir aydın düşmanlığının olduğu yerde, suçlanacak ilk grup aydınlar değil bence.
- Siz de kendinizi tedirgin hissediyor musunuz?
Tedirgin hissediyorum çünkü şundan tedirgin hissediyorum. Yani birşey olacak bana falan, onları düşünerek insan kafayı yer, onları düşünmüyorum da, ama şu yüzden tedirginim; bu gidiş iyi bir gidiş değil ve bize yaşayacak biryer bırakmayacak. Düşünen insanlara yaşacak bir yer bırakmayacak bir ülkedeyiz şuanda.
- Sizin için duygusal diyorlar okuyucularınız, sevenleriniz ve sevmeyenleriniz aslında.
(Gülerek ) Niye başbakanın duygusallığı çok hoş oluyor da benimki olmuyor mu. Ben çok rasyonel bir insanımdır. Duygusal ve rasyonel bir insanım ama onlar sözcükleri doğru kullanmayı bilmeyen insanlar, böyle şeyler söyleyenler.
- Yeni bir projeniz var mı?
(Gülerek) Var ama söylemeyeceğim. (Israr ediyorum) Hayır söylemeyeceğim.
- Televizyonla mı ilgili?
Yok yok, yazıyla ilgili.
- Şuanda bir listeniz var mı gideceğiniz yerler ve yazacağınız şeylerle ilgili, yoksa gündeme göre değişiyor mu?.
Kendi listem var da gündemle denk geldiği zaman iyi oluyor. Ama bazen denk gelmiyor, ben kendi listemi uyguluyorum.
- Kadın olmanın verdiği artı eksi özellikler var mı mesleğinizde?
Ay! O soruyu bir geçelim ya. Ben artık bayıldım o sorudan.
(Zaman darlığından bende atlıyorum ve soruyu açamıyorum aslında. Aklımda geçtiğimiz haftalarda ÇGD’de dinlediğimiz Ekonomist İsrail muhabiriCatrin Ormestad’ın anlattıkları var.Gazze’de hemşire kılığında bir hastanede. Serseri bir kurşun hamile bir kadının 8 aylık bebeğini öldürmüş. Hastanede, kadınla röportaj yapmaya çalışırken, birisi elle çizilmiş bir bebek resmini duvara asıyor. Çünkü Filistin’deki geleneğe göre ölenlerin fotoğrafı asılırmış. Ve henüz dünyaya gelmemiş bebeğin elle resmini çizmişler. Catrin “Bu olay beni çok sarstı. Bir gazeteci olarak ağlamamam gerekiyordu ama ağladım. Gazze’den ayrılırken de aynı şeyi yaptım. Çünkü bir daha oraya dönemeyeceğimi biliyordum” diyordu…)
- Gazetecilik dışında B planınız var mı hayatla ilgili?
Var. (Karşılıklı gülerek ve aynı anda) Var da söylemeyeceğim.
(Bakışıyoruz) Söylemeyeceğim gerçekten.
“Nezaman ki bağırılmaya başlanıyor, ben kenara çekilmek istiyorum”
- Peki ‘korkarım yaşayamayacağız burada’ dediniz. Tedirginlikten mi yoksa hayatla ilgili farklı planlar mı var.
Ya, bu özellikle bugünlerde, bu yazı yazmak işinin siyasi kutuplaşmanın da sonucu olarak manasız bir kayıkçı dövüşüne döndüğünü düşünüyorum. İçimden yazmak gelmiyor doğrusunu isterseniz.
- En son bununla ilgili “Ben kimsiniz?” başlıklı bir yazınız vardı. Köşe yazarı olarak tavır almaktan ve tavır yorgunluğundan bahsetmiştiniz.
Evet bir o. İkincisi de insanlar gerçek gündem diye sonderece yalan bir gündemle oyalanıyorlar. Ve ben bundan da çok yorgunum. Kot taşlama işçileri teker teker ölüyor, tersanelerde işçiler ölüyor, insanlar yoksulluktan kırılıyorlar. Açlık, korkunç şeyler oluyor. Ve biz oturup şeyi konuşuyoruz, yani o bir padişah pankartı, bilmem ne falan filan, böyle şeyler. Ben bundan ikrah getirdim. Tam sözcüğü bu . Ben bugünlerde bir ikrah halindeyim, diyeyim size.
Ve çok fazla yazan yok aslında gerçek gündemi , bu konulara temas eden yok .
Yazan yok ve yazdığmız zamanda kızıyorlar biliyor musunuz. ‘Niye gündemle ilgili yazmıyorsunuz’ falan diye. Çok üzgünüm ben bugünlerde, çok üzgünüm. Geçer… (gülümsüyor)
- Aslında siz bizsiniz bunu söylemek istiyorum. Her görüşünüze katılıyorum anlamında söylemiyorum bunu. Ama size kızanlar kadar katılanlar da çok fazla. Bunları söyleyecek, yazacak insanların olması lazım. Cesur olduğunuzu düşünüyorum bu konuda.
(Elimi tutarak) Çok sağol…
- Özür dileme kampanyasına gelmek istiyorum. Bir röportajınızda ermenilerin halk olarak genel bakışı için diyorsunuz ki ;
“Ne kadar uzlaşmacı davranırsanız davranın, onlar bir yerde lafı siz bizim topraklarımızı aldığınıza getiriyorlar ve hakikaten sana ait olmayan bir suçu sana yüklüyorlar. Eğer yapıldıysa ben yapmadım, başkası yaptı. Benim bir ilgim yok bunla. Özür dilemekte istemiyorum. Bu benim suçum değil. Tarihsel bir özür dilenir belki, o başka meselede, ben kişisel olarak bir suçluluk duygusu hissetmiyorum. “
- 2008 yılı sonlarına doğru ise özür dileme kampanyasında bulundunuz ve çok tepki aldınız. Beklediğiniz tepki bu muydu? Kişisel değil tarihsel bir özür dilediğinizi anlıyorum buradan. Ezber bozmak var mı bunun içinde.
Hayır. Şöyle; öyle bir hareket vardı ve başka bir şey yoktu. O yüzden onu desteklemek gerekiyordu. Can sıkıcı olan şuydu; böyle konular gündeme geldiği zaman insanlar bağırmaya başlıyor. Bağıranlar ortaya çıkınca konuşanların sesi duyulmuyor ve ne zaman ki bağırılmaya başlanıyor ben kenara çekilmek istiyorum. Çünkü o zaman benim içinde olmamam gereken, benim gibi insanların içinde olmaması gereken bir kavga başlıyor. Ve o kavga bizim gibi insanlara her zaman zararlı olmuş bir kavga. Hrant bu yüzden öldürüldü yani. Hrant’ın ne dediğini herkes o öldükten sonra öğrendi. Çünkü o kadar çok bağırıyorlardı ki Hrant’ın sesini duymadılar. O yüzden, o kavga başladığı zaman hiç hoşlanmadım sonuçlarından o kampanyanın. Ama o kampanya yapılması gereken bir şeydi. Evet ve yapıldı.
- Ne kadar kişi tarafından doğru algılandı peki?
O kampanyaya imza koyan ve imza koymak isteyip korkanlar da dahil olmak üzere pek çok insan tarafından algılandığını düşünüyorum. Ama o kadar büyük bir korku tüneli yaratılıyor ki, herkes unutmak istiyor gördüğü şeyi. Aman öyle bir metin olmadı, böyle bir şey yapılmadı. Ve kapandı zaten.
- Kapandı mı?
Kapandı sayılır, şimdilik uyuyor bu mesele.
- Tehdit alanlar var, siz de sanırım?
Tabi, tabi ama yani mesele o değil. Mesele genel olarak böyle bir konu konuşulmak istenmiyor bu ülkede. Biraz daha bekletiyoruz.
- Çok fazla söyleşi yapmıyorsunuz neden?
Neden yapmıyorum. Çünkü bu ülkede fazla konuşulduğunu düşünüyorum, ben de o konuşanlardan biri olmak istemiyorum. Gerçekten çok fazla konuşuluyor. Gerek yok.
- Köşe yazarları hakkında ne düşünüyorsunuz. Okurken ayırdığınız isimler var mı?
(Gülerek) Genel bir şey düşünmüyorum. Hayır, öyle bir şey yapmıyorum. Çünkü benim işim bu. Hemen hemen hepsini okuyorum. Yaaaa düşünün ne acılar çekiyorum!
- Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum.


