Valimiz ve Bursa Kentine Çözümler

 

Bursa Valisi Şahabettin Harput’un termal turizmini geliştirmek için çalışmalar başlatmasına yönelik “Valimiz turizmi harekete geçirmeli” başlıklı yazımdan sonra Vali Harput’un göstermiş olduğu ilgiye teşekkür ediyorum.

Bursa’nın termal kaynaklarının incelenmesi için Maden Tetkik Arama Enstitüsü`nden iki uzman inceleme yapmak üzere çağrılmış ve Bursa’nın termal programının belirlenmesi hedeflenirken daha önce bu konuda yapılmış bir araştırmaya Sayın Vali Harput’un da dikkatini çekmek istedim.

Çünkü, İTÜ Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ümran Serpen tarafından hazırlanan rapor, MTA araştırması dahil, Bursa için kaplıca değil sağlık turizminin daha ön planda olması gerektiğine de vurgu yapıyordu.

Valimiz bu rapora ulaşmak isterken bu vesileyle kent adına önemli bir konu ile de tanışmış oldu. O da; bu raporun sunulduğu ve geçen yıl Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği (TMMOB)’ne bağlı Bursa İl Koordinasyon Kurulu (İKK) tarafından düzenlenen Bursa Kentine Çözümler Sempozyumu.

Geçen yıl Nisan ayında 3 gün boyunca; Bursa kentinin kültürel, estetik, ekonomik gelişimi ve yönelimi; fiziksel, sosyal, ekolojik, siyasal ve toplumsal açıdan, bilimsel ölçütlere dayanarak değerlendirildi, bu süreçte ortaya çıkan sorunlar belirlendi ve kentin gelişim ve yönelimine çözümler üretildi.

Yani Bursa konuşuldu, sorgulandı ve çözümler sunuldu.

Sempozyum programı “yaşanabilir bir kent nasıl olmalıdır” adına bu kentte yaşayan bir vatandaşın duyarsız kalmaması gereken önemli konulardı.Konuşmacılar arasında siyasetçiler, bilimadamları, öğrenciler vardı ancak dinleyiciler açısından doluluk tatmin edici değildi.

Uzmanlar uzun vakitler sonunda hazırladıkları araştırmalarını sunarken aynı tarihte Bursa’da dönemin Dışişleri Bakanı şimdiki Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül belediyelerimizden birinin şenliklerine katılmak üzere kentimizdeydi. Bu nedenle bir çok kurum ve kuruluşun sempozyuma 3 gün boyunca ilgi göstermeme konusunda kendilerince mazareti vardı!

Yine de Vali Nihat Canpolat’ın, “Biz Valilik başta olmak üzere belediyelerimiz, kamu kurum ve kuruluşlarımızla burada konuşulanları, eleştirileri dikkate alacağız ancak eleştirmenin yanında bizlere çözüm önerileri sunmanızı da bekliyoruz. Bursa adına yapılabilecek her olumlu adımda sizlerle birlikte olmaya hazırız” sözleri herkes tarafından önemsendi.

Sonuçta sunular sadece hafızalarda değil arşivlerde de yer alsın, çözümler amacına ulaşsın diye bir kitap olarakta basıldı. En azından şehir dışından gelen konuklarımızın “Neden kimse yok, niye gelmiyorlar ?”sorularına bir teselli cevabımız vardı.

Sonuç olarak Valiliğe en azından kendilerinde de bulunan bu sonuç kitabı ve herşeyden önemlisi bu yıl devamının düzenlenmesini umut ettiğimiz sempozyum tekrar hatırlatılmış oldu.

Genel olarak yıllardır dile getirilen belli başlı sorunlar için iş çözüm kısmına geldiğinde; tartışmadan öteye gidemeyen, sivil toplum örgütleri, meslek odaları, akademisyenlerin çabalarına, uyarılarına rağmen geç kalınmışlığın bedelini ödemek zorunda kalan bir Bursa duruyor karşımızda.

Terle babam terle

 

2008′deki yeniliklerden; yatan hastaların ilaç ve tıbbi malzemelerinin hastaneler tarafından teminini öngören tebliğ ile ilgili tartışmalar sürüyor.

Aslında 2007 yılı ekim ayında yürürlüğe girmesi beklenen bu uygulama, hastane yönetimlerinin bu sürece hazırlanmaları için ertelenmişti. Ama görüyoruz ki tanınan 2,5 aylık süre de yetersiz kaldı.

Sağlık uygulama tebliği, üniversite hastanelerinde krize neden oldu. Bazı tıp fakülteleri malzeme ve ilaç ihalesi için gerekli parayı bulamadığı için hasta kabul etmemeye başladı. hasta

Bu süreçte tıp fakültelerinin açtığı malzeme ve ilaç ihalelerine firmalar katılmadı. Neden olarak ise üniversite hastanelerinin borçları gösteriliyor. Çünkü üniversite hastanelerinin yalnızca ihaleci ecza depoları derneği üyesi firmalara olan borcu, 250 milyon yeni Türk lirası.

Dolaysıyla daha bu borç ödenmeden yeni ihalelere kimsenin katılmak istemediği belirtiliyor. Sağlık bakanlığının açıklamasına göre; 59 devlet ve 21 eğitim hastanesi hastalarına ilaç hizmeti veremiyor.

Hastane yetkilileri özellikle tıbbi malzeme konusunda sıkıntı çekildiğini çünkü çok sayıda kalem olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle protez ortopedi malzemeleri, beyin cerrahisi malzemeleri her hasta için farklılık gösterebiliyor. Hepsini alıp stokta tutma ya da her gün ihale yapma şansı da yok.

Bazı hastanelerde ameliyatlar durduruldu. Peki ameliyat olacak hastalar ya da yakınları ne yapıyor bu süreçte? Eline malzeme listesi alıp eczane eczane dolaşıyor.

Tıp fakültelerinin yöneticileri diyorlar ki; bizimde sosyal güvenlik kurumlarından tahsil edemediğimiz paralar var ve bizim gönderdiğimiz reçeteler bizim aldığımız ilaçların parası sosyal güvenlik sisteminde ödenmiyor.

Firmalar ihaleye katılmıyor, ortada ilaç yok, hükümetin sözü havada kalmış durumda.Dolayısıyla zincirleme bir tıkanmadan söz etmek mümkün…

Ortada da Hükümetin aldığı bir karar var. Hastaneler her şekilde hastaların ilaçlarını temin etmek durumunda. Aslında çıkan yasa bir devrim niteliğinde. Hasta yatağından kalkmadan ilacı ve malzemesi temin edilecek. Harika!

Ancak yasanın altyapısı yeteri kadar oluşturulmadı ve uygulaması hazırlıksız başladı. Şimdi her şey, Hükümetin, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun çalışmasına ve iyileştirmeleri yapmasına bağlı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Bursa’da bu yasadan geri dönüş olamayacağına göre herkesin terlemesi gerektiğini söyledi. Yine de Türkiye’nin en önemli tıp fakültelerinin düştüğü duruma hiçbir açıklama yeterli kalmıyor…

Hükümet yasaların uygulanmasından önce biraz daha iyi çalışıp finalde geçse, hep beraber bütünleme de terlemesek her şey daha güzel olacak diyorum…

Malum sağlık bu, terli terli soğuk su içmeye gelmez…

Korsan üniversiteler

 

diplomaÜlkemizde her yıl 1 milyon 730 bin genç üniversite sınavına giriyor. Ancak 5′te 1′inin yüzü gülüyor, yani sınavı kazanıyor. Yaklaşık 400 bini şanslı olarak adlandırılıyor!

Ünlem koydum çünkü, üniversite gençliği artık kendini pek böyle görmüyor. Çok değil, 15 yıl önce “üniversiteye kapağı attın mı gerisi kolay, kurtuldun” sözü , artık günümüz için pek geçerli değil.

Sadece liseden sonra ki önemli basamaklardan biri diyebiliriz. Üniversite derken de adı olan bir üniversiteyi ve mezun olduğunda işini yüzde 50 garanti edebileceğin bir bölümü kazanmış olman gerekiyor. Üniversite sınavından sonra hedefin devlet kapısı ise zaten geçmen gereken daha çok sınav var demektir.

 Üniversite sınavlarına dönersek; sınavların kalkacağı yönünde ki umutlar, Türkiye’de dershane sayısı 5 bin olmuşken biraz zor görünüyor.

Babası üniversite sınavına girmiş çocuklar, kendi çocuklarının da bu sınava gireceğinden emin gibi.Hal böyle olunca, devlet üniversiteleri dışında özel üniversiteler de hızla artıyor.

En önemlisi ise korsan üniversiteler türemiş durumda.Kendilerine girişimci adını veremeyeceğim umut taciri kişiler,teknolojinin nimetlerinden yararlanarak ve sınavı kazanamayan öğrencilerin hayallerini ve parasını arkalarına alarak bu işi ticarete dökmüş durumdalar.

 NTV’de bir programda ele alınan bu konu oldukça önemli.Bildiğiniz gibi uzaktan eğitim son yıllarda teknoloji sayesinde yaygınlaşmaya başladı. Önce çalışan kişilerin yüksek lisanslarını yapmak için kullandığı bu eğitim,şimdilerde üniversiteyi kazanamayanlar için de umut kaynağı olmuş durumda.

Tabi burada sayılı isim yapmış üniversitelerden bahsetmiyorum. Bu işin sömürüsünü yapmaya hazır, özellikle yurtdışındaki üniversitelerin şubesi olduklarını iddia eden kurumlar için dikkatli olmak gerektiği uyarılarını paylaşmak istiyorum.

 Çünkü vaatlerde öyle geri çevrilecek gibi değil;İnternet üzerinden sadece 20 derse katılıp, 12 saatlik de yüz yüze seminerleri geçtikten sonra dört yıllık eğitimi iki yılda tamamlıyor ve lisans diploması alıyorsunuz. Yani üniversite mezunu oluyorsunuz!Maliyeti de 5 bin 600 dolar.

Ancak YÖK’ün ; “Harvard’dan alınmış bile olsa eğer Türkiye’deki 4 yıllık Açık Öğretim Fakültesi programıyla örtüşmüyor ve uzaktan eğitimin bir bölümünü oluşturan yüz yüze eğitim üniversitenin Amerika’daki Merkezi’nde verilmiyorsa, o diploma geçmezuyarısı var.

 İstanbul’da merkezlerinin Amerika’da olduğunu belirten ve kendilerine şube adı veren kuruluşlar açılmış.YÖK bu kuruluşlar için suç duyurusunda da bulunmuş. İşin ilginç yanı ise bu şubeler zaten YÖK’ün kendilerini tanımadığını belirtiyorlar.

O zaman YÖK’ün tanımadığı bir kurumdan alınan, bir diploma değil olsa olsa sertifika olur. Ancak şunu da unutmamak gerekiyor. Kurumsal yapı gerektiren en önemli şeylerden biri eğitimdir. İyi bir üniversite ya da eğitimden kasıt sadece dersler ve eğitmenleri ile alakalı olmamalıdır.

Aynı zamanda üniversitenin, gelişimine katkıda bulunacak, henüz havada olan ayaklarını birazcık yere basmanı sağlayacak, araştırmaya yönlendirecek, sosyal ve kültürel etkinlikler anlamında ki donanımlarından da yararlanman demektir.

Ülkemizde bile kampüs ortamında olmayan, kütüphanesi, yeterli eğitimcisi olmadan açılan ve eğitimine devam eden üniversiteler mevcut.4 yıllık süreci sadece bir diploma almak için sınavlara gelerek geçiren öğrenciler de var.

İnsan hayatını şekillendiren, donanımını artıran en önemli süreçlerden birini, uzaktan tamamlamak zaten yarım kalmış bir eğitim demektir.Yalnız burada imkanı olmayan, ya da yarım kalmış eğitimini bir şekilde tamamlamak isteyenleri dışarıda tutuyorum.

Bizi bu sürece iten nedenler yara olmuş ve kanamaya devam ediyor. Ve sonu olmayan bir tartışma konusudur.Ancak konuyu dağıtmadan şu andaki sonuçlardan biri olan korsan üniversitelere gelirsek,

Gerçek olan, ülkemizde para verip diploma sahibi olabilecek bir potansiyelin olduğu ve bu durumu kötüye kullanacak kurumların da bulunduğudur.

Uzaktan eğitim almak isteyen kişiler mutlaka bilinçli olmalı ve uzman eğitim danışmanlarından hizmet almalıdır.

Biliyorsunuz, parayla vezir de olunuyor rezil de!

2008’in yenilikleri

 

 

2007 yılı sene sonu değerlendirmesinden sonra 2008′in ilk günü itibariyle uygulanacak düzenlemelere kısaca yer vermek istiyorum.

Yeni yıla, yeni vergiler ve düzenlemeler ile girdik. vergi2

Vergi iadesi yerine getirilen ”asgari geçim indirimi” dün itibariyle uygulamaya konuldu. Yeni sistemle vergi iadesi, artık asgari ücret esas alınarak hesaplanacak ve her ay maaşlara yansıtılacak. Bu şekilde işçi ve memurların aylık geliri, medeni durumu ve çocuk sayısına göre 45,6 YTL ile 77,5 YTL artış gösterecek.

Turizm sektöründe Katma Değer Vergisi indirimi de 1 Ocak itibariyle yürürlüğe girdi. Otel, motel, pansiyon, tatil köyü lokanta, pastane gibi turizm işletmelerinde, yüzde 18 yerine yüzde 8 KDV uygulanacak. Gazino, bar, taverna, birahane ve benzeri yerler uygulamanın dışında tutulacak.

Esnafın ”indirimi fiyatlara yansıtmaları” gerekiyor. Tüketicilere, yeni fiyatları KDV indiriminden önceki fiyatlarla kıyaslamaları ve indirimi fiyatlarına yansıtmayanları bağlı oldukları odalara bildirmeleri isteniyor.

KDV indiriminin kararı 7 ay önce alındı. Uygulamaya geçmeden önce son anda fiyatlarına yüzde 10 zam yapan mutlaka çıkabilir. Bu durum da esnaf ve tüketici yan yana olmalıdır.

Gerçi bu konuyla ilgili yapılan röportajlardan gördüğüm kadarıyla esnafın hepsi aynı düşünce de değil.Kimi indirimi fiyatlara yansıtacağını söylerken kimi sadece zam yapmam diyor.

Bazıları ise “KDV indi ama elektriğe, doğalgaza zam geldi” bu maliyetleri kim karşılayacak diye soruyor!!!

Bazı vergiler, yeniden değerleme oranı olarak belirlenen yüzde 7,2 oranında arttı.Emlak vergisine tabi değerlerdeki artış ise yüzde 3,6 oldu. Bu çerçevede, damga vergisi, iş yerleri ve konutlarla ilgili çevre temizlik vergisi arttı.

Harçlardaki artış ile 1 yıllık pasaport, silah taşıma ve bulundurma vesikası, B sınıfı sürücü belgesi, veraset ve intikal vergisi matrahı, motorlu taşıtlar vergisi, araç muayeneleri, nüfus cüzdanı gibi değerli kâğıtların bedelleri de artık zamlı.

Mesken kira gelirlerindeki istisna tutarı ve sakatlık indirimi tutarları yükseldi.

Pamuğun vergisi % 1′den tüm tekstil ürünlerinde olduğu gibi % 8′e çıktı. Artışa tekstilcilerin tepki göstermesi bekleniyor.

 Vergi ve trafik cezaları da arttı

Vergi cezalarına uygulanacak zam ile fatura, gider pusulası, müstahsil ve serbest meslek makbuzu verilmemesi ve alınmamasının cezası 149 YTL’ye çıktı.

Yeni yılda sermaye şirketlerinin, tüccar ve serbest meslek erbabının, usulsüzlük cezası artırıldı. 2008 yılında, duraklamanın yasaklandığı yerlerde duraklama yapan, park eden sürücüler 55 YTL, trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştiren, kırmızı ışık kurallarına ve sesli işaretlere uymayan, hız sınırını aşan, araç kullanırken sürücü belgesini yanında bulundurmayan sürücüler de 115 YTL ödeyecek.

 Maliye 2008′i bir kala gelir vergisine gizli zam yaptı. Çalışanların ve gelir vergisi ödeyenlerin vergisi 12 ile 200 YTL arasında oldu. Maliye’nin dilimlerle oynayarak yaptığı değişiklik asgari ücretliyi etkilemeyecek. Ek gizli zam bin YTL ve üstü geliri olanlara yansıyacak.

 

Yazar

Yazmaya alfabeyi öğrenmeden, muhtemelen hayal dünyasında başladı. Çocukken masallara şarkılar, gençliğinde aşklara şiirler, öğrenciliğinde derslere notlar yazarken, kendini ekonomi üzerine haberler yazarken buldu. Yazdığı en iyi şeyin hayatı olmasını isterken, 'Hayat'ı 'köşebaşı'nda yazmaya devam ediyor...

FOTO GALERİ

Şenlik Yürüyüşü.jpg erkek-tarafi aykut-teyze gokcedaya-yolculuk Hey özgürlük.jpg Köy düğünü.jpg Martı2 dugun anne-kiz Köy düğünü.jpg