Olgunlaşma ve güven eksikliği
Kaynak isimli insan kaynakları dergisinde geçen yıl yer alan bir çalışma dikkatimi çekti.
Türkiye’de son derece önemli bir konuya işaret ediyordu; “Ekip çalışması”
Sadece şirketler için değil hayatımızdaki her noktada geçerli olduğuna inandığım ekip çalışması ile ilgili özellikle Türkiye’deki zorluklarını anlatan makaleyi sizler için özet geçiyorum.
Prof.Dr. Acar Baltaş yazısında, yaklaşık 10 yıllık bir süreçte verdiği Ekip Oluşturma ve Geliştirme seminerleri sırasında Türkiye’deki uluslararası, ulusal; kurumsal olan olmayan; büyük küçük her türlü kuruluşun kendisi ile en mahrem sırlarını paylaştığını ve çalışmaya hayatıyla ilgili eşsiz bir deneyim kazandığını belirtiyor.
Ve bu süre içinde Türkiye’ye özgü ve çalışma hayatını derinden etkileyen özellikleri saptama fırsatını yakalayan Prof.Dr.Baltaş, Türkiye’deki ekip çalışmasındaki zorlukların en çarpıcısını olgunlaşma eksikliği ve güven eksikliği olarak tanımlıyor.
Bakın olgunlaşma eksikliğini nasıl anlatıyor Prof.Dr.Baltaş;
“Ekiplerin gelişim evreleri, oluşma, fırtına, durulma ve etkili olma olarak tanımlanır. Türkiye’deki ekiplerin büyük çoğunluğunda sürekli bir fırtına süreci yaşanmaktadır. Bu durum iş ortamında, bitmeyen bir ergenlik dönemi veya kronik menapoz süreci benzeri bir hava yaratmaktadır. Bunun sonucu, ekip içinde sürekli gerginlik, dedikodu, gruplaşma ve paranoid hezeyanlar yaşanmaktadır. Çalışanların enerjilerinin büyük bölümü insan ilişkilerine gitmekte, iğneleyici mesaj alış verişi ve ilgili olmayan kişilere de gönderilen elektronik posta kirliliği oluşmaktadır”.
Nasıl size de çok tanıdık geldi değil mi?
Makalede, normal koşullarda durulma döneminin ortak bir değer sistemi geliştirme yönünde olması gerekirken, Türkiye’deki iş hayatında “ben sana dokunmayayım, sen de bana dokunma” şeklinde formüle edildiği ve çalışanların yarattığı bu sükunetin uyumlu çalışma ortamı varmış gibi algılanmasına yol açtığına dikkat çekiliyor.
Ancak taviz esasına dayalı “saygılı iletişim” olarak adlandırılan bu durum da hataların bedelinin kurum tarafından ödendiğinin altı çiziliyor. Zaten seminerler sürecinde birlikte çalışılan 400′ü aşkın ekibin çok küçük bir yüzdesi potansiyeli ölçüsünde etkili ve verimli olma dönemine geçebilmiş.
Prof.Dr.Baltaş bunun en önemli nedenini Türk kültüründe yetişen bireylerin birbirleriyle yüzleşmekten kaçınmaları olduğunu düşünüyor.
Aile içinde güvenli davranış geliştirmeyen, eğitim döneminde bu konuda teşvik görmeyen ve iş hayatında da rol modellerini bulamayan çalışanlar, kendilerini güçlü gördüklerinde saldırgan, zayıf gördüklerinde de çekingen davranışlara saplanıp kalmaktadırlar. Böylece yönetimin üst basamaklarında yükseldikçe, 1980′lerde geçerliliğini yitiren ve terk edilen, “otoritesini güce dayandıran yönetici tipi” ortaya çıkmaktadır.
Peki ekip çalışmasının temelini oluşturan güven?
Eksik olduğunda ekiplerin başarısızlığının en önemli nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Ekip üyeleri arasındaki güven eksikliği alınganlığa ve dedikodu yaparak ‘acısını çıkartmak’ şeklinde gündelik hayata bile yansıyor.
Güven eksikliğinin “Toplantılarda fikirlerini cesaretle ortaya koyamayan ekip üyeleri alınan kararlara kendilerini bağlı hissetmemekte ve gerek hedeflerin gerçekleşmesi, gerekse zaman sınırlamalarına uymakta belirsizlik yaşanmaktadır” şeklinde açıklandığı makalede, bu durumun düşük standartlara ve kalite sorunlarına yol açtığının altı çiziliyor.
Çünkü ekip üyeleri ortaya çıkan olumsuz sonuçlara aldırmamakta, çözüme odaklanmak yerine egolarını ilgilendiren statüye dönük konular, günlük sorunlara dönüşmektedir.
Norveç’te 65 olan güven endeksi Türkiye’de 6′dır.
Üstün performans sergileyen ekiplerde, ekip üyeleri birbirlerinin güvenilir olduğuna inanır, kendilerini sakınmaya gerek duymaz ve açık davranmaktan çekinmezler.
Ya çözüm nedir diyeceksiniz?
Elbette ekibin lideri en önemli faktör olarak karşımıza çıkıyor. Kurumsal başarının gerçekleşmesine olanak verecek bir ortam yaratmak ve olumlu bir ekip iklimi yaratmak liderin birinci önceliği…
Güvenin egemen olduğu ortamda denetim daha az olacak, enerji çatışmaya değil iş yapmaya yönelecektir. Hız artacak, maliyet düşecektir.
Prof.Dr.Baltaş, makalenin sonunda aldığı dersleri şöyle anlatıyor;
“Hayatın gerek iş gerekse spor alanında ortak heyecanlar paylaşmış, büyük başarı ve başarısızlıklar yaşamış kişilerle birlikte yaşadıklarımdan üç ders çıkarttım. Birincisi, ekip lideri bulunduğu yere kendi iklimini götürüyor. İkincisi, insanlara değerli olduklarını hissettirip güçlü yönlerini odaklanmadan potansiyeli performansa çevirmek mümkün olmuyor. Üçüncüsü de, paylaşılmayan başarı sürdürülmüyor.
Her ne kadar içinde yaşadığımız dönemde yaşanan sorunlar, bir kişinin çözebileceği sorunlar olmaktan çıkmış olsa da, iş lideri ekibin performansı konusunda belirleyici rol oynamaya devam etmektedir.“

Nedir peki bu zenginlikler?
Kaynak: Mümin Sekman’ın “her şey seninle baslar ” kitabından, çarpıcı bir analiz