Gözü ve karnı açlar!
26 Eylül günü Türk Dil Bayramı‘nın 75′inci yıldönümüydü…
Türk dilini kullanma konusunda ne duruma geldiğimizi göz önünde bulundurursak bu bayramın aslında “Türk Dilini Anma Günü”ne dönüşmesi an meselesi gibi geliyor bana.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Dil Kurumunun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği doğrultusunda, 26 Eylül 1932′de Dolmabahçe Sarayı’nda toplanan Birinci Türk Dili Kurultayı’nın açılış günü olan 26 Eylül, ülkemizde Dil Bayramı olarak kutlanıyor.
Günümüzde, Dil Bayramı Türk Dil Kurumu tarafından düzenlenen törenle kutlanırken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Türkçe bugüne kadar olduğu gibi gelecekte de varlığını, diğer dillerle etkileşimini sürdürecektir.Türkçe yok olmayacak hep varolacaktır” diye mesajlar verdi.
Abdullah Gül bu mesajı verirken, Bursa’da da anlamlı bir tören vardı. Bursa Akademik Odalar Birliği (BAOB) Türk Diline katkı ve çabalarından dolayı Nilüfer Belediye Başkanı Sayın Mustafa BOZBEY’e plaket veriyordu.
İşte tam da neden Türk dilini gelecekte anmamız gerektiğine dair önemli bir örnek. Dilimizi kaybetme noktasında önemli bir yola girdiğimizin göstergesi değilmidir, bu yönde gösterilen çabaları takdire layık göstermek.
Oysa her Türk vatandaşının duyarlı olması ve bu yönde gösterilen çabaların normal karşılanmaması gereken bir konumda olmamız gerekirdi!
Çünkü Dil sadece konuşma ya da yazma ile ilgili bir bir mesele değildir. Dile sahip çıkmak tarihimize, kültürümüze, varlığımıza sahip çıkmak demektir.
Ben bu anlamda gösterilen çabaları tabi ki takdirle karşılıyorum yanlış anlaşılmasın. Sadece geldiğimiz noktayı gözler önüne sermek istiyorum.
Küreselleşmenin olumsuz etkilerinden biri de dilimizde yozlaşma olarak görüldü maalesef. Artık iletişim araçlarında yeni terimler kullanılır oldu.
Msn karakterleri yazı dilimize girmeye başladı. Esnaf açtığı dükkanını yarısına yabancı terimler koymaya başladı.
Öyle bir duruma geldik ki, bilgisayarımız dil denetimi yaparken kullandığımız kelimenin yerine türkçe kelimeler önermeye başladı. Ama biz kendimizden gayet emin türkçe olduğuna inandığımız kelimeyi kullanmaya devam ediyoruz.
Hani dil kültürümüzü de etkiliyor dedim ya, hafta içi yaşanan bir olay beni şaşkınlığa düşürdü…
Hani şu Ümraniye’de binlerce vatandaşın ucuz bilgisayar almak için kapılarda yattığı ve sonra mağazayı yağmaladığı olay!
Gözlerime inanamadım. Seçim döneminde bile bir çok parti bu kadar kalabalığı bir arada toplayamamıştır emin olun.
Kavga edenler, ayakkabısını kaybedenler, hele o promosyonlu ürünlerin bittiğinin açıklanmasıyla kapıyı kırıp içeri girenler yokmuydu….
Bu ne teknoloji merakıyla açıklanabilir ne de ucuz ürün satışıyla. Bu tamamen kültürsüzlüğün, doymamışlığın, benliğimizi kaybetmemizin, eğtimsizliğin eseriydi…
Tüketim toplumuyuz da bu kadar mı yabani olmuştuk!
“Al tüket ve yok et” mantığı bu kadarmı işlemiş benliğimize…
Korkarım ki daha bir çok anma günlerine gebeyiz…
Mesela; Türkiye’de bir zamanlar çocukluk günlerinin “komşuyu aç bırakmayan” ama Televole karşısında yok olan “Türk Kültürünü Anma Günü” gibi…
TEMA Vakfı Kurucusu Hayrettin Karaca’nın dediği gibi; “Dünya ikiye bölünmüş; Gözü ve karnı açlar…”
Biz karnı açları değil gözü açları doyurmaya devam ettikçe, dilimiz ve kültürümüz elden gidiyor….

Ekonomi Türk yazarlarından Ekonomix, şimdi inmeye başlayan faizlerin arkasının geleceğini ve üstelik 1-2 puanla sınırlı kalmayacak indirimlerin faize duyarlı sektörlerde büyük bir canlanmaya neden olacağını savunuyor.
Rekabet koşullarını altüst eden ilk çıkışlarıyla, çok düşük maliyette üretim yapmalarıyla, Avrupa ülkelerine ihracat yapan ve ülkemizin lokomotif sektörlerinden tekstili sarsmasıyla, Türkiye’de fabrika açacakları yönündeki açıklamalarla ve şimdi de zehirli maddeler içeren oyuncak üretimiyle…
Hani bir şekilde cümlelerin arasında geçirdiğimiz ya da duvarlara, sıralara yazdığımız “özgürlük” kelimesi var ya, azıları için gerçekten kelimeden öteye gitmeyen bir kavram olarak kalmakta.