Sağlığın turizmi olur mu?

 medicaltourism

Daha önce değindiğim ve tekrar uzun zamandır yazmak istediğim bir konu; Sağlık turizmi

Ben bu konuya değineli 1,5 yıl oldu ancak kentimizde sağlık turizmi adına çok fazla bir değişiklik olmadı maalesef…

Yine de ülkemizde bu konuda sevindirici gelişmeler var. Türkiye Uluslararası Sağlık Turizmi Derneği kurulması, sağlık turizminin fark edilmesi ve önünün açılması için önemli bir oluşum. Nitekim takip edebildiğim kadarıyla yıl içinde düzenlenen sempozyumlar ve turizm haberlerinin içerisinde artık dillendirilmeye başlanması da bu oluşumun katkılarını göz önüne seriyor.

Ülkemiz jeotermal kuşak üzerinde olduğundan kaynak bakımından dünyada ilk 7 ülke arasında yer alıyor. Yani değerlendirilirse sağlık turizmi gibi önemli bir gelir kaynağına da sahip aslında. Bizim için sağlık denildiğinde aklımıza tek gelen şey;  sıra beklerken bir daha hasta olduğumuz ve tam derdimizi anlatacağız derken iki dakikada başka bir kuyruğa gönderildiğimiz hastaneler.

Sağlığın turizmi olur mu henüz tam farkında değiliz…

Kültür Turizm Bakanlığı verilerine göre 200′ün üzerinde termal merkezine sahibiz. Ancak gelir olarak değerlendirdiğimizde bu rakam henüz çokta büyük bir zenginlik değil ülkemiz için. Çünkü son 5 yılda tüm dünyada sağlık turizminin cirosu dünyada yüzde 130′luk bir artış göstermiş. Türkiye’de ise sektörün büyüklüğü 20 milyon dolar civarında. Oysa Avrupa’da 3.5 milyar Euro’ya kadar ulaşmış. Tesis sayısı bakımından dünyada 9′uncu sırada olan Çek Cumhuriyeti’nin geliri bile 1 milyar dolara yakın. Milyon ve milyar arasında ki ciddi farkı anlatmaya gerek yok sanırım…

Sağlık turizminde kaplıca ve termal dışında rağbet gören tedaviler, saç ektirme, göz ameliyatları, tüp bebek gibi cerrahi yöntemler. Sağlık politikalarını değiştirerek diş ve göz bakımını sağlık sigortasından çıkaran Avrupa ülkelerinin vatandaşları ise hazır alıcılar.

Buna rağmen Türkiye’ye sağlık turizmi açısından gelen turist sayısı 200 bini aşmıyor. Ancak yeterli tanıtım yapıldığı ve yatırımlar bu yöne kaydırıldığında rakamların artmaması için hiç bir neden yok! Çünkü yoktan bir şey var etmeyeceğiz sadece var olanı daha iyi değerlendireceğiz…

Kentimizde gözlemlediğim kadarıyla bu konuya yeterince ilgi yok. Herkes kongre ve kültür turizmine yoğunlaşmış durumda. Turistik tesis sahipleri sadece kışın Uludağ’a kar yağıp yağmadığıyla ilgileniyorlar…

Bursa’da sağlık turizmi denildiğinde; Oylat, Çekirge ve Armutlu Termal Turizm Merkezi, onun dışında kaplıca olarak Kükürtlü, Eski Kaplıca, Yeni Kaplıca ve Koca Mustafa Paşa Kaplıcaları isim olarak öneriliyor. Oteller, acenteler ve hastaneler arasında ciddi anlamda bir işbirliği ve yatırım söz konusu değil. 
Sağlık turizmi danışmanlığı veren firma bulunmuyor bile.Oysa dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen hastalara tedavilerinin yanı sıra, konaklama, özel tur hizmetlerini bir arada sunulması gerekiyor.

Bursa halkı bile, sağlık turizminin önemine varıp reklamlarını bu yönde veren komşu kentlere konaklamaya gidiyorlar.

Sağlık turizmi Bursa’da ciddi bir kaynak olarak duruyor ancak hala verimli olacağı günü bekliyor.

Tut-Sat’ta geri sayım 

 

mortgage2“Kira öder gibi ev sahibi olma” hayalleri kuranlar için geri sayım başladı. Gerçi hangi reklama, ilana baksak, hepsi kira öder gibi diyor ama, benim bahsettiğim hayallerin baş tacı mortgage…

Adının tutulu satıştan dolayı tut-sat şeklinde kullanılması önerilen “mortgage sistemi”, 6 Haziran’da uygulanmaya başlanacak.Yani sayılı günler kaldı… 

Uygulama hakkında bazı bilgiler şöyle;

6 Haziran’dan itibaren mortgage sisteminde sabit, değişken ve sabit-değişken olmak üzere 3 tür kredi uygulanacak.Sabit ödeme yaparken erken ödeme yapmak isteyen tüketiciden konut finansmanı kuruluşu faiz indirimi yapıldıktan sonraki kısmın en çok yüzde 2’sini talep edebilecek.

Değişken faizli kredi kullananlar yüzde 2′lik ek ücreti ödemek zorunda kalmayacak. 6 Mart’tan önce konut kredisi almış olanların mortgage dahil olmak istememeleri durumunda 5 Haziran’a kadar ilgili bankaya dilekçeyle başvurması gerekecek.

Dilekçe verenler banka ve sigorta muameleleri vergisini ödemeye devam edecek. Dilekçe vermeyip otomatik olarak mortgage sistemine geçenler erken ödemede bulunmaları halinde hiçbir ücret ödemeyecek.

Konut kredisi sözleşmesi öncesinde tüketiciye Sanayi Bakanlığı’nca hazırlanan bir bilgi formu verilecek. Ne tür bir borcu üstlendiğini öğrenen tüketici, bilgi formunu aldıktan bir iş günü sonra kredi sözleşmesini imzalayabilecek. Bu süreden önce imzalanan sözleşmeler geçersiz sayılacak.

Bankaların desteklediği projeler için konutta bir “ayıp” çıkması halinde konutu satanla banka 5 yıl süreyle konutun tamamından müteselsilen sorumlu olacak.

Tüketicinin kendi beğenip aldığı konuttan sadece kendisi sorumlu tutulacak. İpotek dışındaki teminatlar zorunlu olmayıp, hayat sigortası şartı aranamayacak. Tüketici üstüste iki taksitini ödeyemezse faiz en çok yüzde 30 artırılabilecek.

Denetim işlemleri, ayıplı mal iadesi, sigorta sistemleri gibi düzenlemelere bakıldığında herşey tüketicinin lehine gibi görünüyor.Ancak, tüketici dernekleri aynı fikirde değil. Daha en baştan yanlışlığın, yasa hazırlanırken finans kuruluşlarından görüş alınıp kendilerinden görüş alınmamasını görüyorlar.

Uygulamaya yönelik endişeler de devam etmekte.Örneğin eksik ve sıkıntı yaşanacak noktalardan biri şu; banka tarafından desteklenecek inşaat firmalarından ya da mevcut konutlardan almaya kalktığınızda imarlı, iskanlı olması gerekir.

Ancak Türkiye’deki konutların yüzde 90′ının imar ve iskanının olmadığını bilmeyen yok! Öteki sorun ise konutlarla ilgili ekspertiz raporları düzenlenmesinde yaşanacak. Çünkü yetkili uzman sayısı çok az. Şu anda bile kredi çekerken bu konuda sıkıntı yaşandığını duyuyoruz.

Bir diğeri ise satın alınmak istenen konut değerinin ekspertiz değerinin yüzde 25′ini ödeme zorunluluğu artı diğer masrafların ödenmesi.Türkiye’de hala bunca konuta rağmen, yüzde 70 oranında evi olmayan ve sahibi olmayı hayal eden bir çoğunluk olduğu söylenirken,

Ve konut edinebilmek için ciddi riskler almayı seven bir toplum olduğumuzu düşündüğümüzde,

Endişelenecek çok şey olsa gerek…

Seçmen listeleri

 

Genel seçim sürecine beklenenden erken girince, hazırlıklar da hızlanmaya başladı. Seçmen listeleri 9 Mayıs’ta muhtarlıklarda askıya çıktı. Öncelikle 21 Mayıs’ta listelerin kaldırılacağını ve oy kullanacakların listeleri kontrol etmelerinin büyük önem taşıdığını hatırlatma görevimi yerine getireyim.

Seçimler yaz ortasında olunca, kafalardaki soru işaretleride çoğaldı. Özellikle düğün dernek sahibi olanlar, yazlığa gidenler, rezarvasyon yaptıranlar nasıl oy kullanacakları sorusunu soruyorlar…

Konuyla ilgili benim de aklıma takılan ve cevabını öğrendiğim yanıtları aktarıyorum hemen. Öncelikle oturduğumuz mahallenin muhtarlığına giderek listelerde olup olmadığımızı kontrol edeceğiz.Soyadımıza göre sıralanan listelerde yer almamışsak hemen kaydımızı yaptıracağız.

Eğer nüfus bilgilerimizde yanlışlık varsa nüfus kağıdımızla birlikte muhtarlığa gideceğiz ve düzelttireceğiz.Muhtarlıklar cumartesi de çalışacak. İş yoğunluk bahanesi geçerli değil. Aynı soyadı taşıyan aile bireyleride sizin için bu değişikliği yapabilir.

Hangi sandıkta oy kullanacağımız soyadına göre ayrılan listelerde yer alıyor.Seçmen kağıdını aldığımızda ise hangi okulda, hangi numaralı sandıkta oy kullanacağımızı öğreneceğiz.

Yazlıkta olan seçmen oyunu devamlı kaldığı yerde kullanamıyorsa naklini yazlıktaki eve aktarması gerekiyor. Seçmenler artık mükerrer kayıt edilmiyor çünkü. Artık Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasına göre tek bir yerde kayıtlı oluyor. Bilgi işleminde kayıtlı olan yer dışında oy kullanamayacak.

Tatilde otelde kalanlar için ise otelin bulunduğu muhtarlığa kayıt taşınması o ilde oturmadığı için çok zor. Bir de evlenenler var tabi! İkametgahını taşıyıp seçmen kaydını taşımayanlar, seçmen kağıdı nerede yazıldıysa orada oy kullanacak. Ya da eşinin kayıtlı bulunduğu muhtarlığa evlenme cüzdanıyla birlikte giderek kaydını yaptırabilecek.

Taşınanlar ise 21 Mayıs’a kadar tüm naklini aldırmalı. Bu arada 22 Temmuz’a kadar 18 yaşını tamamlayanlar da vakit geçirmesinler, çünkü oy kullanma hakları var. Unutmayalım, ülkemizin geleceği için görev hepimizin!

Enerji politikasızlığı!

nukleer_santralSiyasi gündem iyice ısınırken TBMM’de yıllardır tartışılan konular ele alınırken, gündeme bir konu daha taşındı. TBMM’de bekleyen 150′ye yakın yasa tasarısı var. Ancak arasından biri hızla oylanarak, kabul edildi; Nükleer Santral kurulması…

Cumhurbaşkanı Sezer’in onayına sunulan kanun, daha önce nükleer enerjiyle ilgili 3 başarısız denemenin 4′üncüsü ve başta meslek odaları ve çevreci kuruluşlar olmak üzere tartışmaları yeniden başlattı…

Elektrik Mühendisleri Odası kanuna muhalefetken, Fizik Mühendisleri Odası ve bazı kuruluşlar daha iyi bir yasa beklentisi içinde. Kanun’da özel şirketlere de kamu kurumlarını da nükleer santral kurma hakkı tanınıyor.

Yasa ile ilgili kısaca bilgi vermek gerekirse;

Enerji bakanlığı, nükleer santrallere ilgili bakanlık ve kurumların görüşü alındıktan sonra, santral kuracak ve işletecek şirketlerin seçilme sürecini başlatacak. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun belirlediği ölçütleri karşılayan şirketler, bu sürece katılabilecek. Santralı kuracak şirket, kapasite, yer tahsisi ve lisans bedeli gibi bakanlar kurulunun onayından geçen kriterler doğrultusunda, yarışma sonucu seçimle belirlenecek.

Nükleer santral kurulmasına ilişkin kanuna göre, 15 yıllık alım garantisinde, fiyat ve alım miktarı göz önünde bulundurulacak. Tüzel kişiler, santralden üretilen elektrik enerjisini, 15 yıllık ikili anlaşmalar çerçevesinde satın alacak. Tetaş, üretim fazlası için alım anlaşması yapacak.

Şirket, santralin kurulması aşamasında oluşabilecek zararın tazminine yönelik, zorunlu yatırım sigortası yaptıracak. Ayrıca şirket, atıkların bertarafı için oluşturulacak fona katkı yapacak. Kanunla kamunun da nükleer santral yapması öngörülüyor. Özel sektörün yapmaması halinde kamu işe soyunacak ya da özel sektör ile ortak olabilecek. Düzenleme ile 2014′e kadar işletmeye girecek yerli kömür kullanan elektrik santrallerine de 15 yıl alım garantisi getiriliyor. 

Elektrik Mühendisleri Odası, yıllardır her enerji kesintisinden sonra gündeme getirilen kanunun Cumhurbaşkanı’ndan geri dönmesini umuyor. Çünkü Türkiye’nin nükleer santrale ihtiyacı olmadığını savunuyorlar.

Çevre platformları zaten sürekli bilgilendirme toplantıları eylemlerle karşı görüşlerini iletmeyi sürdürüyorlar…

Fizik Mühendisleri Odası ise Türkiye’nin nükleer enerjiye geçişte çok geç kaldığını belirtiyor.Nükleer enerji tarafında olanlar bu durumu nükleer teknolojiye geçişte bir adım olarak görüyorlar…

Dünya da uzun süredir nükleer santral kurulmuyor, kullanan ülkeler de vazgeçiyorlar. Ama 2015′de dünyada yeniden bir nükleer enerji dönemi başlayacağını söyleyenler de var, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılırsa bize yeteceğini aynı şekilde 2020 yılında elektrik enerjimizin bu şekilde sağlanamayacağını savunanlarda… 

Gerçek olan ise şu ki; Türkiye’nin yıllardır bir enerji politikası olmadığı…

Bu tartışmalar, yıllardır var olan yenilenebilir enerji kaynağını kullanmamak, yatırım yapanı ise bürokrasi ile boğmaya çalışmak ve acele kanun çıkarmak bunun kanıtıdır…

Meclis kadınlara açılacak mı?

 

ataturk-kadinAtatürk diyor ki;
“Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse o sosyal toplum felçlidir”

“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?” (1 Eylül 1925 İkdam Gazetesi)

Ve yine 1935 yılında Türk Kadını’na seçme ve seçilme hakkı tanınması vesilesi ile diyor ki;

“Bu karar Türk kadınına sosyal ve siyasal hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını, evdeki medeni konumunu yetki ile işgal etmiş, iş hayatının her aşamasında başarılar göstermiştir.
Siyasi hayatla, Belediye seçimleriyle tecrübe kazanan Türk kadını bu sefer de milletvekili seçme seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin bir çoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu yetki ve lihakatle kullanacaktır.”

Türk kadınının bugüne kadarki sosyal ve siyasal yaşamdaki kazanımlarına bakıldığında görülüyor ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kalmak zorunda bırakılmış ve öteki yarısı göklere yükselmeyi başarmıştır.

22 Temmuz’a alınan seçimle birlikte Meclis’i gençlere açmak için Anayasa’da hızla değişiklik yapıldı. TBMM Genel Kurulunda, 25 yaşındakilerin de milletvekili olabilmesini ve bağımsız adayların birleşik oy pusulasında yer almasını öngören Anayasa değişikliği kabul edildi. 

Biliyorsunuz ki kadının mecliste varlığı yok. Parlamento’daki kadın oranı dünyada yüzde 17, Arap ülkelerinde yüzde 7, Türkiye’de ise Meclis’teki kadın milletvekili oranı yüzde 4. Bu oranla, neredeyse kadının en düşük oranda temsil edildiği ülkeyiz. Bu nedenle Dünya Ekonomik Forumu’nun her yıl yayınlanan “Kadın-erkek eşitsizliği” raporunda en alt sıralarda yer alıyoruz.

 Benim merak ettiği erken seçimde 25 yaş için yapılan büyük değişiklik kadınlar içinde yapılacak mı? Yani maddeler arasına kadınlar için kota eklenecek mi? 

Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği’nin (Ka-Der) “Bıyıklı Kampanyası” yerini bulacak mı?

Siyasi partiler  “Meclis’e girmek için erkek olmak şart mı?” sorusuna gerçekten inanarak “Evet” diyecek mi? Bu konu da çalışmaları var mı? 

Bence Meclis’teki kadın milletvekili oranının artması, 25 yaş kadar önemli bir konudur.  Gerekli kanun değişikliğinin de seçim öncesi ele alınması gerektiğine inanıyorum…  
30 yaşın üstündeki erkek egemenliğinin simgesi haline gelen ve birkaç kadın milletvekilinin göstermelik yer aldığı Meclis’e yeni yüzler, heyecanlar gelmeli… 
Çünkü korkarım ki bir dahaki seçimde yaş 25 olsa da, kanun çıkmadıkça kadınlar Mecliste yüzde 4′lerden ileri gidemeyecektir…

İstenirse engel yok!

Yazar

Yazmaya alfabeyi öğrenmeden, muhtemelen hayal dünyasında başladı. Çocukken masallara şarkılar, gençliğinde aşklara şiirler, öğrenciliğinde derslere notlar yazarken, kendini ekonomi üzerine haberler yazarken buldu. Yazdığı en iyi şeyin hayatı olmasını isterken, 'Hayat'ı 'köşebaşı'nda yazmaya devam ediyor...

FOTO GALERİ

anne-kiz Şenlik Yürüyüşü.jpg Hey özgürlük.jpg Martı.jpg Büyükada.jpg gokcedaya-yolculuk Köy düğünü.jpg aykut-teyze dugun Köy düğünü.jpg