AB’nin değil Ar-Ge’nin parçası olalım!

 

 

tubitaklogoTürkiye şirketlerini 54 milyar Avro kaynak bekliyor. Bu kaynağın nereden geleceğini bilenler,  “7. Çerçeve Programı” ile ilgilenenler kişilerdir muhakkak.

“6.Çerçeve Programı”nda istenilen düzeyde proje üretemeyip, kaynaklardan yeterince yararlanamadık. Türkiye’den 6′ıncı Çerçeve Programı’na 1217 proje başvurdu ve 847’si geri çevrildi. Dolayısıyla TÜBİTAK,  bu yıl “7.Çerçeve Programı” için etkili ve yoğun bir faaliyet yürütüyor. 

7. Çerçeve Programın 2013 yılında sona erecek. TÜBİTAK tarafından bu çerçevede yapılan 70′in üzerinde toplantıya 10 bine yakın araştırmacının katıldığı bildirildi.

Dolayısıyla katılım sayısındaki artışı, bu alanda daha bilinçli ve hazır bir kesimin olduğunun göstergesi olarak yorumluyorum. Biliyorsunuz “7.ÇP için 7777 şirketin başvurusu” şeklinde bir de hedef konuldu. Umarım proje başvuruları ve kabul sonrası sayılar da bu yorumu ve hedefi doğrular şekilde olur.  

Çerçeve programlarında başarılı olmak için en önemli unsurlardan birinin “eşleştirme faaliyetleri” olduğuna dikkat çekiliyor. Yani projelerde en az üç ülkeden, üç farklı kuruluş yer almak zorunda. Nitekim TÜBİTAK AB Çerçeve Programları Ulusal Koordinasyon Ofisi’nin Avrupa’da programlara katılan diğer ülkelerde 250′nin üzerinde kuruluş ile projeler aracılığıyla ortakları bulunuyor.

TÜBİTAK’ın  www.fp7.org.tr adresli sitesine girdiğiniz de proje konularında çeşitli ülkelerden ortak arama duyurularını da görmeniz mümkün. 

Çerçeve programlarına araştırma kurumları, üniversiteler, büyük sanayi kuruluşları, KOBİ’ler, STK’lar, şirketler, gibi her tüzel kişi katılabilir. Şu anda Sivil Toplum Kuruluşları’nın (STK) araştırma kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik olarak  “Toplumda Bilim Alanı” başlığında bir çağrı bulunmakta.

Sürdürülebilir kalkınma, gıda güvenliği, kamu sağlığı, yenilenebilir enerji, ayrımcılık ve çatışma çözme teknikleri gibi konulara yönelik faaliyet göstermekte olan STK‘ların araştırma kapasitelerinin geliştirilmesi hedefleniyor.

4 milyon Avro’luk genel bütçeye sahip proje için son başvuru tarihi ise 23 Mayıs 2007. 

Özellikle teknolojinin hızla gelişmesi ve hızla tüketilmesi ile birlikte, yıllardır vurgulanan Ar-Ge çalışmalarının önemi daha iyi anlaşılmaya başlandı. Sağlam bir Ar-Ge altyapısının sağlanması ile birlikte dünya çapında araştırmalara imza atılması, geleceğin teknolojilerinin tasarlanması imkansız değil.

Ülkemizin gelişmesi için eğitimin, bilim ve teknoloji alanına yatırım yapılması zorunluluktur. Dolayısıyla çağrılara sonuç odaklı projeler ile başvurulmalı ve çerçeve programları da bu anlamda tarihi bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.

Önce AB’nin değil Ar-Ge’nin parçası olmak için çalışılmalıdır! Bu alanda başarının getireceği sonuçlar, tüm kapıları açacak en etkili anahtardır…

KalDer “memnuniyeti” ölçüyor  

Türkiye Kalite Derneği (Kalder) Bursa Şubesi ile BUSİAD işbirliğinde 13-14 Nisan tarihlerinde düzenlenen, “5.Kalite ve Başarı Sempozyumu” ekonomi, bilim, siyaset ve medya dünyasının seçkin isimlerini bir araya getirdi.

“Küresel Başarı İçin eylem ve Dönüşüm” ana temalı sempozyuma yaklaşık 3 bin kişi katılırken, Bursa Kalite Ödülü’de sahibini buldu. 2006 Bursa Kalite Ödül sürecinde Kamu Kuruluşları Kategorisi’nde ise Bursa Anadolu Lisesi ve Hürriyet Endüstri Meslek Lisesi,

Özel Kuruluşlar Kategorisi’nde ise Bursa Ecza Koop.ve Bursagaz  yer alıyordu.

Kamu kuruluşları kategorisinde kalite ödülü sahibini bulamazken, Bursa Anadolu Lisesi Jüri Teşvik Ödülü’ne layık görüldü. Özel kuruluşlarda ise kalite ödülü Bursagaz’ın oldu. Ülkemizin geleceği için güven ve umut veren tüm kurum ve kuruluşları aynı zamanda örnek oldukları için tebrik ediyorum. 

Bu hafta köşe yazımda “5.Kalite ve Başarı Sempozyumu”nun konuşmacıları ve içeriğinden çok, KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Nuhoğlu’nun da sempozyumda bahsettiği KalDer’in bir başka önemli çalışmasından bahsedeceğim.

KalDer yıllardır yönetim kalitesinin ülke bazında yaygın ve etki kullanımı ile birlikte kamu-özel kurum ve kuruluşlarla rekabet güçlerini artıracak ortamları yaratmak için çalışıyor. Türkiye genelindeki 5 şubenin yanında, 2006 yılında alınan 10′nun üzerindeki temsilcilik açma kararı, KalDer’in amacında başarılı olduğunun göstergesi yanında Toplam Kalite bilincinin Türkiye geneline yayılması için büyük önem taşıyor.

Kurum ve kuruluşların gelişimlerinin sürdürülebilir olmasında “kalite” ile birlikte “müşteri memnuniyeti”de ayrılmaz bir unsurdur. Kuruluşların en önemli varlık nedenleri müşterileridir. Kuruluşlar müşterilerini memnun edebildikleri sürece ayakta kalabilirler. Bu çerçevede Kalite konusunda kendini kanıtlayan KalDer, kurum ve kuruluşları rekabet konusunda bir adım daha öteye taşıyacak müşteri memnuniyeti konusunda da önemli bir çalışmayı iş ve ekonomi dünyasına sunuyor.

Geçtiğimiz yıl KalDer ve Ka Araştırma şirketi ortak girişimiyle “Türkiye Müşteri Memnuniyeti Endeksi” adıyla ülkemizde başlatılan çalışma,  Başta ABD olmak üzere, Avrupa ve Asya’da birçok ülkede uygulanmakta.

KalDer, Ulusal Kalite Ödülü ile gönüllü başvuran kuruluşların değerlendirmesini yaparken, TMME ile toplam 25 sektörde, 100′den fazla markanın ölçümünü yapıyor. Yani kamuoyu gözünde müşterileri açısından en beğenilen markaları ortaya çıkarıyor. Bu ölçümleme markaların performanslarını geliştirmeleri için temel olurken,  yatırımcıların sektörler ve sektördeki markalar hakkında geleceğe ilişkin değerlendirme yapmalarına yardımcı olması açısından önemlidir.

Büyükşehir ve Osmangazi Belediyesi ilk 5′te

Türkiye Müşteri Memnuniyeti Endeksi (TMME) 2006 yılı son çeyrek sonuçları açıklandı. TMME Ulusal Endeksi bir önceki yılın aynı çeyreğine göre 2 puan artarak 74.5 seviyesinde gerçekleşti. Türkiye çapında 81 il ve tüm ilçelerde yapılan görüşmelerle şekillenen TMME’de bu çeyrekte ilk kez kamu sektöründen yerel yönetimler ve emniyet teşkilatına ilişkin çalışma yapıldı. Toplam 17 bin 964 görüşmenin yapıldığı çalışmada yerel yönetimler için 7 bin 539 görüşme gerçekleştirildi.

Yerel yönetimler sektöründe memnuniyet ölçümlerinde il bazında 68 puanla Kayseri Büyükşehir Belediyesi birinciliği yakaladı. 14 Belediye arasında Bursa Büyükşehir Belediyesi ise 60,4 puanla 5′inci sırada yer aldı. İstanbul 56,9 puanla 9′uncu, İzmir ise 51,4 puanla 14′üncü oldu. İlçe bazında ele alındığında ise İstanbul-Fatih Belediyesi 66,6 puanla birinci olurken, Bursa’da Osmangazi Belediyesi 62,3 puanla 4′üncü oldu.

Kamu kuruluşlarının hizmetlerinin verimlilik ve başarısı hakkında vatandaşların algılamalarının ölçülmesiyle alınan bu sonuçlar, belediyelerin vatandaşı memnun edebildiği sürece başarılı olduğunu gösteriyor. 

Unutulmaması ve her alanda en iyinin hedeflenmesi dileğiyle…

Deprem ve Lojistiği

 

“Bursa İlinin Depremselliği ve Deprem Lojistiği” konulu panele kaldığım yerden devam ediyorum.

Dün Bursa İlinin Depremselliği konusunda, İTÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Dr. Cenk Yaltırak’ın sunduğu bildirisinden; “Bursa’nın faysız bir yeri olmadığı, buna rağmen şehrimizin sanayileşerek ve yüksek katlı binalar yaparak üzerinde oturduğu saatli bombayı aktif hale getirmek için ısrarla çalıştığı” şeklindeki çarpıcı açıklamalarını paylaştım.

Panelde “Lojistik ve Afet Lojistiği” konusunda ise;

Akademisyenlikleri dışında LODER (Lojistik Derneği)’nde aktif çalışmalar yapan Kurucu Başkan ve Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Tanyaş, LODER Başkanı Dr. Halefşan Sümen, LODER Bursa Temsilcisi Yard. Doç. Dr. Emine Koban, Lojistik alanında önemli katkılarda bulundular.

Gerek LODER üyeliğim gerek çeşitli etkinlik ve yayınlar vasıtasıyla biraraya geldiğim değerli hocalarıma, bilgilerini paylaşma konusunda her zaman hazır oldukları ve bunu göre adlettikleri için birkez daha buradan Bursa adına teşekkür etmek istiyorum.

Yazacak çok şey var ama ben size öz olarak anlatmaya ve mesajı doğru iletmeye çalışacağım.

Girişi, Dr. Sümen’in konuşmasında yer verdiği bir fıkra ile yapmak istiyorum:

“Temel öldüğünde mezarına ziyarete gidenler, mezar taşında şu yazıyı okur;

Hastayım, hastayım dedim, inanmadınız. E şimdi ne oldi!”

Sizi gülümseten bu fıkrayı, bir de depreme uyarlarsak;

“Deprem olacak, olacak deniliyor ama hazırlanmazsak ne olacak biliyor musunuz?”

Alacağımız nice zararın dışında aslında çağdaş bir toplum olamadığımızı göstermiş olacağız…

İster adına deprem, ister sel isterseniz kasırga deyin, afet yani acil durum lojistiği uygulayamaz, afet sonrası eylemler konusunda organize olamazsak, toplum olarak eski yaşam haline dönmemiz imkansız olacak…

Böyle anlarda en zor olan şey ihtiyaç duyulan yerlere gerekli yardımın hızla ulaştırılması ve aynı zamanda güvenliğin sağlanabilmesidir. İşte burada doğru bir lojistik merkez yapılanmasına ihtiyaç vardır.

Lojistik entegre bir iştir ve kentsel lojistik yaparken kentide düşünmek gerekiyor.Bursa ise hızla gelişen bir kent ve özellikle lojistik operasyondan kaynaklanan ağır yükleri şehiriçi yolların kaldırması mümkün değildir.

Bu nedenle Bursa’nın lojistik köylere diğer adıyla organize lojistik bölgelere acilen ihtiyacı olduğu belirtildi.Prof.Dr.Tanyaş’ın cümleleri ile organize lojistik bölgelerin en önemli amacı; “Kenti yormadan kentliyi üzmeden, lojistik faaliyetlerin o bölgede bitirilmesini sağlamak” Olağan üstü durumlarda olağan yönetim biçimleriyle yaklaşmak mümkün değildir.

Yard. Doç. Dr. Emine Koban’ın da dediği gibi; “Doğal afetlerde lojistik yeterlilik ve beceri, kriz yönetiminin başarısında kilit nokta olacaktır. Afeti en az zararla atlatmak için, acil durum ve risk yönetiminde ;

Önceden hazırlık, olaya en kısa sürede müdahale, etkin kriz yönetimi süreci ve öğrenme önemli süreçlerdir. Dolayısıyla ona uygun iletişim ağı, taşımacılık altyapısı, organizasyon, etkin kaynak kullanımı gibi veri ve bilgi ağırlıklı bir lojistik yapıyı kurmak gerekiyor.

Lojistik köyler otoyollara yakın olmalı, bağlantı yolları iyi hesaplanmalı, demiryolundan deniz yoluna kadar aktarma terminalleri olmalı, deniz ve havalimanları yakın olmalı ve bağlantıları düşünmeli, karayolu çevresinde yapılaşma olmamalı…..

Bursa maalesef onca önerilere, tartışmalara, bilimsel açıklamalara rağmen ulaşımda karayolu ağırlıklı bir sistemi kullanmaya devam ediyor. Oysa olağan dışı dönemlerde çok sağlam zannettiğimiz yollar bile ayaklarımızın altından kayıp gidebilir…

Prof.Dr. Tanyaş bir önerisi, “Bursa’nın demiryoluna kavuşması hızla gündeme taşınmalı. Bozüyük’ten gelen demiryolunun Bandırma’ya kadar uzaması Bursa üzerinden olursa, bence yapılabilecek en yararlı çalışmalardan birisi olacaktır” şeklinde…

Ancak şunu unutmamak gerekiyor; Lojistik ağın kurulması için kentte yeşil alanların yok edilmemesi gerekiyor. Her yerin beton olduğu bir kentte neyi nereye gönderebilirsiniz ki?

Sempozyumun sonunda U.Ü. Endüstri Mühendisliği öğrencileri Emre Bülbül, Merve Kapuş, Semiha Dökük ve Seval Ene, Türkiye-EMT’nin düzenlediği Vaka Analizi yarışmasında 3′üncü ve Loder’in Lojistik Vaka Yarışması’nda Türkiye 4′üncüsü oldukları, “Bursa ilinin kentsel lojistik problemlerine çözüm yaklaşımı” projelerini paylaştılar.

Projenin uygulanabilirliği ve geliştirilebilirliği konusunda çalışmalarını devam ettiriyorlar. Ancak benim dikkat çekmek istediğim şey projeden çok onları bu çalışmayı yapmaya iten neden.

Şöyle açıklıyorlar; “4 yıldır Bursa’da yaşıyoruz ve bu nedenle Bursa’ya borcumuzun olduğunu düşünüyoruz. Aldığımız eğitimler doğrultusunda Bursa için bir şeyler yapmaya karar verdik ve proje için çalışmaya başladık”…

Şimdi;

Fazla söze ne hacet!

İletişim teknolojisinde yenilikler

 

 

iletisim1Teknoloji geliştikçe daha fazlasını istiyoruz. Daha hızlısını, sistemin daha yenisini ve üstelik daha ucuzunu…

Ama bu isteklerimiz ha deyince olmuyor. Çünkü maddesel ve yasal altyapı gerekiyor. Türkiye’de iletişimle ilgili yani telefon ve internet haberleşmesindeki altyapıların daha iyi olması için Telekomünikasyon Kurulu çalışıyor.

Geçen yıl biliyorsunuz cep telefonlarında bir operasyon yapıldı. O günkü kayıtlara göre 38 milyon telefondan yaklaşık 19 milyonu kayıt altına alındı. İlginçtir ki o dönemden sonra geçen 18 aylık süreçte belki de yastık altından yeni telefonlar çıktı ve şu anda kayıtlı telefon makine sayısı 72 milyona ulaştı.

Yani geçen yıldan bu yana ortalama 34 milyon telefon daha kayıt altına alındı. Bu kanunun uygulaması ve kayıt dışı ekonomiyle mücadele açısından gerçekten ciddi bir rakam. Telekomünikasyon Kurulu 2007 yılında da birçok yenilik hazırlığında. Bunlardan bir tanesi 532, 505 gibi alan kodları dahil başka bir operatörün abonesi olunması için düzenleme yapılıyor. Yani numaramızın hiçbir karakteri değişmeden başka bir operatöre geçebileceğiz.

2007 yılının ikinci yarısından itibaren uygulamanın başlaması öngörülüyor.

Birde hafta içinde Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın lisanlarının haziran ayında verilmeye başlanacağını açıkladığı “üçüncü nesil” diğer adıyla Gsm teknolojisi yeniliği var. Üçüncü nesilin ikinci nesilden en önemli farkı hızlı internet erişimi ve geniş bant olması.Yani ikinci nesilde verilemeyen televizyon yayınlarının izlenmesi, farklı rezervasyonların yapılması gibi hizmetlerin verilmesi mümkün hale gelecek.

Türk Telekom’da özelleştirme gerçekleşti fakat sabit telefonlardaki tek operatör nedeniyle tekel görüntüsü devam ediyor görünüyor. Ancak alt yapı lisanları tamamlandı ve artık yeni sabit operatörlerin piyasaya çıkması bekleniyor. Tabi bu durum rekabetin gerçekleşmesiyle tüketici için daha iyi hizmetleri doğuracak.

Türk Telekom tarafından uygulamaya konulan yeni tarifeler şikayet konusu oldu. En önemli özelliği şehirlerarası ve şehiriçi görüşmelerin aynı bedele getirilmesi. Şikayetlere kurum tarafından verilen cevap onaylanan tarifelerin AB ortalamasında olduğu şeklinde. Kimsenin bu duruma bir itirazı olduğunu sanmıyorum. Ancak böyle bir açıklama yapılırken sabit telefon kullanıcılarının gelirinin de AB ortalamasında olup olmadığını düşünmek gerekiyor sanırım!

İnternet erişimi de Türkiye’de hızla artıyor. Geçmişi çok yeni olmasına rağmen ADSL kullanımı 3 milyona doğru gidiyor. Ancak internetin yine de yurtdışındaki gibi hızlı erişim sağladığı söylenemez. İnternet abone sayısı arttıkça şebekelerin geliştirilmesi, hız olarak iyileştirilmesine de ihtiyaç var.

Önemli bir husus ta cep telefonlarımıza gelen reklam mesajları.Bu konuda da görüşmelerin yapıldığı ve operatörlerden düzeltme istendiğini duyurayım. Telekomünikasyonla ilgili gelişmeler son hızla devam ediyor. Telekomünikasyon Kurulu bu gelişmeleri takip etmek için “Piyasa Gözetimi Laboratuarı” kurdu. AB ile yapılan çalışmalar sonucunda hizmete girecek laboratuar 5 milyon euroya mal oldu. Ekipmanların AB teknik mevzuatına uyumunu sağlamaya çalışan ve piyasada güvenli ürünlerin yer alması ve kullanılmasını hedefleyen Kurul, özellikle Gsm makinalarının insan sağlığı açısından riskleri konusunda da test yapabilecek.

Kısaca; 2007 yılının ikinci yarısından itibaren iletişim teknolojisinde kullanıcıları bir çok gelişme bekliyor…

Eski araçlar piyasadan kalkacak

 

 

hurdaHava kirliliği sadece kış ayları için geçerli değil. Yaz aylarında da kentlerdeki hava kirliliği önemli oranlarda göze çarpıyor. Araçların egsozundan çıkan salınımların etkisi büyük.

Küresel ısınmada etkili sera gazında katkısı olduğu düşünülen sorumlulardan biri de havaya karbonmonoksit bırakan motorlu araçlar…

Ulaştırma Bakanlığı, bu çerçeve de küresel ısınmaya karşı trafikte tedbirler almaya hazırlanıyor. Öncelikle 20 yaşın üzerindeki yaklaşık 250 bin araç trafikten toplanacak ve piyasa fiyatından satın alınacak. Yetkililer, bu araçları satın almak için gerekli kaynağın ayrıldığını belirtiyorlar.

Bir diğer çalışma ise emisyon oranları düşük çevre dostu araçlar. Bu araçlara yeni teşvikler getiren düzenlemelere göre, köprü ve otoyol geçişlerinde çevreye duyarlı üretilmiş araçlardan daha az ücret alınacak.

Özellikle şehir içi trafiğinde tehlike yaratan benzin ve gaz tankerleri gibi tehlikeli madde taşıyan araçlara da sınırlama getirilecek. Bazı teknik standartları karşılayamayan trafiğe çıkamayacak.

Türkiye, Avrupa’da motorlu araç parkı yaşlı olan ülkelere arasında bulunuyor. Nedeni; gelir düzeyi yüksek olmayan araç sahiplerinin araçlarını her zaman yenileme imkanına sahip olmaması .

Yetkililer diğer bir sebebi ise mevcut vergi sistemi olarak gösteriyor. Motorlu araçlara bir satın alırken, bir de kullandıkça vergi ödüyoruz.

Kullandıkça verilen vergi dünyada yol vergisi olarak adlandırılıyor. Biz de ise lüks vergi ya da varlık vergisi adı altında uygulanan bir vergi. Çünkü eskiden araç sahibi olan kişiler zengindi ve araç lüks üründü…

Araba değerini kaybettikçe ödenen vergi oranı da düşer. 16 yaşındaki bir araca vergi vermezsiniz. Ancak yeni satın alırken ödediğiniz aracın vergisi ise Avrupa’nın en yüksek vergisidir.

Sektördeki kişiler Bakanlık’tan ciddi anlamda bir vergi teşviki bekliyor. Özellikle yük ve yolcu taşıyan ticari araçların piyasadan kaldırılması için ÖTV dışında KDV indirimi de isteniyor.

Çünkü eski araçlar piyasadan kalktığında yerine yeni araçlar gerecek… Eski araçların trafikten kaldırılması doğru bir yaklaşım ancak araç sahibinin hemen yeni bir araç sahibi olamayacağı da bir gerçek.

Örneğin Nakliyeciler Derneği’ne kayıtlı 800 bin aracın 250 bin tanesi 22 yaş öncesi araç. Yine 1960 yılından beni çalışan 10 binden fazla araca sahipler. Çevreye verilen zarar elbette büyük.

Konuyla ilgilenen hazırlanan taslak, araç sahipleri ve otomobil üreticilerinden farklı tepkiler geldiği için henüz tebliğ edilmedi, biraz daha beklenecek.

Sektör yetkilileri eski araçların trafikten kaldırılmasına karşı değiller. Ancak Ulaştırma Bakanlığı’ndan yeni araç satın alma konusunda hem vergi teşviği hem uzun vadeli kredilendirme bekliyorlar.

Yazar

Yazmaya alfabeyi öğrenmeden, muhtemelen hayal dünyasında başladı. Çocukken masallara şarkılar, gençliğinde aşklara şiirler, öğrenciliğinde derslere notlar yazarken, kendini ekonomi üzerine haberler yazarken buldu. Yazdığı en iyi şeyin hayatı olmasını isterken, 'Hayat'ı 'köşebaşı'nda yazmaya devam ediyor...

FOTO GALERİ

dugun Şenlik Yürüyüşü.jpg Hey özgürlük.jpg Martı2 Büyükada.jpg anne-kiz gokcedaya-yolculuk Köy düğünü.jpg aykut-teyze erkek-tarafi