“Hava Kirliliği” değil, “Mücadele Birimi” bitti!

 

havakirliligiLevent Gencelli dün yayımlanan “Dumanaltı” başlıklı yazısı ile Bursa’daki hava kirliliğini kaleme aldı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in 2007 yılı Ocak ayı hava kirliliği istatistiklerinin açıklanmasıyla kaleme alınan köşe yazısına, komşu köşe yazarı olarak ilaveler yapmak istiyorum.

Daha doğrusu Kimya Mühendisleri Odası Başkanı Vahap Sınmaz ile sohbet ederken bana ilginç gelen bir bilgiyi belki benim gibi duymamışsınızdır diye paylaşıyorum. Ama öncesinde haber olan sözkonusu hava kirliliği değerlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından hava kalitesi ölçümü yapılan il ve ilçe merkezlerinden elde edinilen sonuçlara göre açıklandığını hatırlatayım.

Ayrıca Bursa Sağlık Müdürlüğü’nün www.bsm.gov.tr adresinde Bursa Merkez Hava Kalitesi Ölçüm Haritası üzerinde değerleri bulmak mümkün. Bursa şehir merkezinde hergün 10 istasyonda yapılan hava kalitesi ölçüm sonuçları günlük olarak haritaya işlenmekte.

Web sitesinde sınır değerlerden tutun da hava kirliliğinin tanımı, insan sağlığına, doğaya, eşyaya etkilerine kadar son derece ayrıntılı ve detaylı bilgiler yer almakta.Bursa Valiliği’nin henüz güncellenemeyen sitesiyle karşılaştırdığımızda doyurucu bir web sitesine sahip olduklarını söylemem yanlış olmaz…

Asıl konumuza dönersek TÜİK tarafından yapılan açıklamada ocak ayında kükürtdioksit ortalamalarındaki hedef sınır değeri artan merkezler arasında Bursa (İnegöl) da yer alıyor. Söz konusu dönemde partiküler madde (duman) ortalamalarında ise Bursa (Merkez)’da yüzde 84 oranında artış olduğu bilgisi veriliyor.

Hava kirliliği dediğimiz zaman hemen aklımıza kış mevsiminde sobalardan çıkan dumanlar geliyor. Bu düşüncedeyken heryerde katı yakıt kullanılmazsa ve doğalgaz yaygınlaşırsa hava kirliliğinin hiç yaşanmayacağını düşünüyoruz. Yanlış bilgi değil, olumlu etkisi elbette çok olacak. Ancak Sağlık İl Müdürlüğü’nü kaynak göstererek, hava kirliliğinin nedenleri konusundaki şu bilgiyi de kulak ardı etmeyelim;

Türkiye’de bilinen hava kirliliği genel olarak evsel ısınma ve taşıtlardan kaynaklanmakta, endüstriyel merkezlerde bu kaynakların üzerine endüstri emisyonlarından meydana gelen kirlilik eklenmektedir. Son yıllardaki hızlı ve plansız şehirleşme, endüstrilerin yer seçiminde yapılan hatalar ve endüstri emisyonlarına etkili bir tanıtım uygulanamaması, dünyada 1960′lı yıllarda çözülmüş olan yerel kirlilik sorunlarının Türkiye’de hızla artmasına neden olmuştur.

Türkiye, endüstrileşmiş Avrupa ülkelerine çok yakın olduğundan sınırlar ötesi kirletici taşınımının neden olduğu bölgesel kirlilik sonuçlarının varlığı da beklenmekle birlikte, bu konuda yapılan herhangi çalışma olmadığından, bu tür kirliliğin düzeyi hakkında herhangi bir veri bulunmamaktadır”….

Gelelim yazımın başlığında söz ettiğim KMO Bursa Şubesi Başkanı Vahap Sınmaz ile yaptığım sohbete;

Vahap Bey’e Kimya Mühendisleri Odası’nın da içinde yer aldığı Bursa’da hava kirliliğinin önlenmesine yönelik kurulan Hava Kirliliği ile Mücadele Birimi’ni sorduğumda; “Artık yok” dedi…

“Nasıl yok, hava kirliliği mi bitti?” diye sordum yarı şaşkın yarı gülerek…

Cevabı yukarıdaki istatistiklerden de anlaşıldığı üzere tabi ki ; “Hayır”

Hava Kirliliği değil ama Birim’in mücadelesi bitmiş ne yazık ki!

Sözkonusu birimin bünyesinde : Bursa Valiliği (İl Çevre Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü), Büyükşehir Belediye Başkanlığı (Çevre Koruma Daire Başkanlığı, Zabıta Müdürlüğü), Yerel Gündem 21, Uludağ Üniversitesi (Müh.Mim.Fak. Çevre Mühendisliği Bölümü), T.K.İ. Bölge Müdürlüğü, TMMOB (Maden, Makine, Kimya, İnşaat, Çevre Mühendisleri Odaları), Bursa Tabipler Odası, Baro, Ticaret ve Sanayi Odası, Mahrukatçılar Odası yer alıyordu.

Bursa’da hava kirliliği konusunda kimsenin Bir şey yapmadığı anlamına gelmemeli tabi bu durum. Çünkü Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin , Çevre ve Orman Bakanlığı’nın katı yakıt denetim ile idari yaptırım yetkisini devretmesi ile çalışmalar yaptığını biliyoruz.

Ancak Birim’in içinde yer alan kurum ve kuruluşlara bir bakın!Hayal ettiğimiz şey bu değilmi; herkesin el ve akıl birliği ile kent için çalışmasını, katkı koymasını sağlamak.

İstediğimiz şey ; Etkin çalışamadığı için birimlerin dağılması ve kent içinde başka dağılmalara neden olması değil,

Değil mi?

“Bilişim” ve “Lisesi”nde son durum

 

TurkticaretnetTURKTİCARET.Net Türkiye’de geçen yıl bir ilke imza atmıştı.

2006 yılının Nisan ayında atılan bu imzanın önemi; Türkiye’de ilk kez bilişim teknolojileri eğitimi verecek bir meslek lisesinin temeli olmasıydı. Protokolü Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Bursa Valisi Nihat Canpolat ve TURKTİCARET.Net ortakları tarafından imzalanan projeyi köşemde sizlerle paylaşmıştım.

2 milyon YTL’ye mal olacak ve 2 yıl içinde bitirilmesi planlanan okul için verilen sürenin 1 yılı dolmak üzere. 1 yıl sonra okulun açılış törenini yazmayı ümit ediyorum.

Geçtiğimiz ay, Türkiye Bilişim Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜBİSAD) gerçekleştirdiği Genel Kurul Toplantısı’nda, Türkiye’nin bilişimle kalkınma vizyonunu ele aldı. “Şimdi Bilişim Zamanı” şeklinde zihnime kayıt ettiğim mesajları, bugün tozlanmadan bilgi arşivimden çıkardım.

TÜBİSAD’ın yeni vizyonu ve bilişimle ilgili bilgileri aktarmadan önce, Bilişim Lisesi ile ilgili son durumu merak ederek edindiğim bilgileri paylaşacağım.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki; TURKTİCARET.Net’in değerli çalışanları arasında lise ve üniversite yıllarından arkadaşlarımın olması, yaptıkları başarılı işlerle ayrı bir gurur duymamı sağlıyor.

Aynı şekilde lise sıralarında açlığımızı bastıracak bisküviyi paylaştığım bir arkadaşım ile yıllar sonra farklı görevlerde bilgiyi paylaşmanın verdiği mutluluk ise çok ayrı bir şey…

TURKTİCARET.Net’in İş Geliştirme Yönetmeni Başak Tosun’dan aldığım bilgiye göre; Bilişim teknolojileri eğitimi verecek meslek lisesi için protokol imzası dışında henüz bir ilerleme yok. Nedeni ise şu ana kadar okul için yer tahsisinin yapılamamış olması.

Yer konusu netleştikten sonra 2 yıl içinde bitirilmesi planlanan okulun temeli atılarak işler hızlandırılacak.

Nilüfer ilçesinde yapılacak okul daha sonra devlete bağışlanacak.

Bilgi ve teknoloji çağında olduğumuz her fırsatta dile getiriliyor.
Bu konuya meraklı gençleri doğru yönlendirecek, ülkemizin ve sektörün gelişimini hızlandıracak, yeni açılımlar yaratacak eğitim anlamında yatırımların yetersiz olduğunu da biliyoruz…

Türkiye’nin genç nüfus ve sınırlı kaynakları ile yatırım yapabileceği en uygun sektör bilişim olarak gösteriliyor. Bu anlamda yapılacak yatırımlara örnek teşkil eden “Bilişim Lisesi”nin özellikle yer sıkıntısı nedeniyle temellerinin atılamaması bence kabul edilemez bir durum.

Bir tarafta eğitime destek kampanyaları, aranan hayırseverler,

Bir tarafta imzalanan protokollerin gerçekleşmesinde yaşanan sıkıntılar…

Yorum sizin…

Şimdi gelelim; TÜBİSAD’ın Türkiye’nin bilişimle kalkınması gerektiği yönündeki vizyonuna…

Geleceğin bilişim sektöründe olduğu görüşüne kimse karşı çıkmaz sanırım. Çünkü bilişimin sağlayacağı “küresel rekabet avantajı, üretkenlik artışı, ihracat ve istihdamda artış, sürdürülebilir ekonomik ve sosyal kalkınma” katkıları her sektörü ilgilendiriyor.

TÜBİSAD’a göre kişi başına en düşük yatırım ile en yüksek katma değer ve marjinal fayda bilişim ile sağlanabilir. Eğer bilişime odaklanılabilinirse ilk anda 20 bini aşkın meslek lisesi ve üniversite mezununa iş imkanı sağlanabileceğinin altı çiziliyor.

TÜBİSAD’ın belirlediği yeni vizyonu “Bilişim alanında Türkiye’nin 2010 yılına kadar Avrupa’nın ve bölgenin teknoloji hizmetleri üssü olması” şeklinde.

Önümüzdeki 3 yıl bunun için yeterli midir? Hedeften şaşmaz, engellerle karşılaşmaz, karşılaştığımızda yılmazsak; 3 yılın sonunda neler olur bilinmez! Yeter ki , 2010 yılında “Türkiye Avrupa’nın bilişim üssü olacak” şeklinde cek’li cak’lı haber olmamak için kararlı olalım.

Bilişim sektöründeki son durum ‘yani potansiyel var mı?’ diye merak edenler için;

Türkiye’nin bilişim sektörünün cirosu 5 milyar dolar. Dünya bilişim sektörünün cirosu ise 3 trilyon dolar. Yani dünya pazarında yüzde 1.7 gibi küçük bir payımız var.

5 milyar dolarlık pazar hacminin dağılımı ise şöyle; donanımın payı yüzde 50′nin üzerinde, yüzde 35′e yakın kısmını servis hizmetleri oluşturuyor. Yazılımın payı 650 milyon dolarla yüzde 15.

Öte yandan Dünya Rekabet Endeksi’nin son verilerine göre; bilişim teknolojisinde yetişmiş eleman açısından Fransa ve Tayvan’ın ardından dünyada 12′nci, kalifiye mühendis açısından İzlanda ve Amerika’nın ardından 13′üncü, gençliğin bilim ve teknolojiye ilgisinde Polonya ve Amerika’nın ardından dünyada 19′uncu sıradayız.

Yani bilişimde pazar paylarını artırmak için yeterli potansiyelimiz var…

Sanırım, bu bilgileri Bursa’daki Bilişim Lisesi’ndeki son durum hakkında bilgi sahibi olmadan okusaydınız daha bir iyimser olacaktınız ama şu sözü seviyorum;

“Enseyi karartmayalım”…

Kadın rüzgarı 

 

Türkiye Kadın Girişimcileri Derneği (KAGİDER)’in gündeminde Avrupa Birliği (AB) var. Bu talep Avrupa’daki Türk kadınlarından geldi ve KAGİDER’de gündemine aldı.

Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk kadınları bir çatı altında toplanma isteği duyuyor. Bu durum hem AB içinde lobi oluşturma hem de Türkiye’deki kadınlara destek anlamında önemlidir. Çünkü bu talebi yapanlar bulundukları ülkelerde yerel yönetimlerde önemli görevlerde bulunan ve birden fazla yabancı dili olan kadınlar…

Geleceğin iş dünyası ve yerel yönetimlerinde etkin ve girişimci kadınlar olmalı. Bu nedenle kadın girişimcileri destekleyecek etkin oluşumlara ihtiyacımız var.

KAGİDER bunu başaran derneklerden biri. Dernek bugüne kadar kadın girişimcileri desteklemek amacıyla çeşitli kadın kuruluşlarına toplam 300 bin euro fon sağlayarak 6 bin kadına ulaştı. Yeni vizyonu ise “kadının statüsünü iyileştirmek üzere yasal düzenlemelerin içinde ve aktif olmak”… 

Diğer bir başarılı dernek ise KA-DER.ka-der_kampanya

Ka-Der’in Kadın Dostluk Parti Araştırması’nın, kadın adayları desteklemek üzere yaptığı bir araştırması var. Değişik partilerde kadının durumu incelenmiş. Sonuçlar; AKP merkez yürütme kurulunda toplam 20 kişi var, sadece 3′ü kadın. CHP’de parti meclisi 81 üyenin 20’si kadın, DYP’de genel idare meclisi’nde 40 üyenin 5′i kadın, MHP’de 70 kişi var, merkez yürütme kurulunda 3′ü kadın, Anavatan’da merkez karar yürütme kurulu’nda 50 kişiden 4′ü kadın, SHP’de parti meclisindeki 60 kişiden 18′i kadın.

Ka-Der’de, Siyası Partiler Kanunu’nda, kadınların önünü açacak bir kotanın mecbur olmasını istediler ancak başarılı olamadılar. Ancak pes etmiyorlar ve yeni bir kampanya başlattılar. Ka-Der, çeşitli yaş ve mesleklerden 24 kadına bıyık ve kravat takarak  “Meclis’e girmek için erkek olmak şart mı?” diye soruyor kampanyasında.   

Kadına seçme ve seçilme hakkı 3 çeyrek asır önce verildi ülkemizde ancak Türkiye’nin yasama organında bile sadece 24 kadın var.

Parlamento’daki kadın oranı dünyada yüzde 17, Arap ülkelerinde yüzde 7, Türkiye’de ise Meclis’teki kadın milletvekili oranı yüzde 4.Dünyada bu anlamda 126′ıncı sıradayız…

Yerel yönetimlere bakıldığında da durum farklı değil. 34 bin 477 kişinin görev yaptığı belediye meclislerindeki kadın sayısı sadece 864. Oran olaraksa sadece yüzde 2.5.

İş rakamlara gelince iş dünyasında, eğitim dünyasında kadının yerinin olmadığı daha net ortaya çıkıyor. Başka çarpıcı rakamlar vermek gerekirse;

Tarım kesiminde kadınlar, erkeklerin 4′te birini, özel sektörde ise erkeklerin neredeyse yarıya yakınını kazanmakta. Türkiye’deki işveren kadın oranıysa binde 9. Eğitime bakıldığında ise Türkiye’deki makasın her geçen gün kadınlar aleyhine açıldığı görülüyor. İlköğrenimi bitiren her 100 erkek öğrenciden 74′ü orta öğrenime devam ederken, her 100 kız öğrenciden sadece 57’si orta öğrenime devam ediyor. Türkiye’deki kadınların yüzde 20’si okuma yazma bilmiyor. Ülkenin doğusuna gidildikçe bu oran yüzde 40′lara yükseliyor.

Bu rakamlar aslında fazla söze yer bırakmıyor. Nüfusun yarısını oluşturan kadınların adları şiddet haberleri ötesinde anılmıyor. Ka-Der, KAGİDER gibi kuruluşlar, örgütler belli kadın adaylar çıkarıp desteklemeli.

Artık pozitif rüzgarlar kadınlara doğru esmeli…

IMF’li mi IMF’siz mi?

imf-logo 

1947 yılından beri yani 60 yılda 19 kez çeşitli anlaşmalar yaparak borçla hayatımızı sürdürmeye devam ediyoruz.Bazen kemer sıkarak, bazen kafamızı yararak, bazen mutlu giden bu süreç için, çoğunluğun temennisi artık yeni bir anlaşma olmaması ve kendi ayaklarımızın üstünde durabilmemiz…

2008 yılında da IMF’siz bir hayat düşlüyoruz.Ancak, IMF ile altıncı gözden geçirme tamamlandı. Ve IMF; ek tedbir alınmasını, sağlık harcamalarının kısılmasını, Sosyal Güvenlik Reformu’nun devreye alınmasını, KİT’lerin mali dengesi için zam yapılmasını, istedi. IMF Heyeti’nin son uyarı ve tavsiyelerine bakarsak;

Düşük enflasyon, azalan kamu borcu ve özel sektörün öncülük ettiği yüksek büyümenin ekonomide yarattığı olumlu döngüyü övüyor.Ancak yakın dönemde ekonomik koşulların daha az elverişli olduğu bir döneme girildiği uyarısında bulunuyor ve büyüme rakamlarında görülen yavaşlamaya da dikkat çekiyor. Heyete göre gayrısafi yurtiçi hasıla büyümesinde öngörülen yüzde 5′lik düzey Türkiye’nin uzun dönem ortalamasından yüksek olsa da, birçok yükselen piyasa ekonomisinde görülen büyüme oranlarının halen gerisinde.

Yüksek işsizlik seviyesi de bir başka risk unsuru olarak ortaya konuluyor. IMF heyeti, seçimin hemen ardından yeni bir yapısal reform gündemi oluşturulmasını tavsiye ediyor. Bu çerçevede sosyal güvenlik reformunun, iptal edilen maddeleri ile yeniden hayata geçirilmesi isteniyor. İstihdamın ve iş gücüne katılım oranının arttırılması için de istihdam üzerindeki vergi yükünün azaltılması ve işe almaya ilişkin bazı zorlukların kaldırılması öneriliyor. Ancak, emek piyasasında yapılacak reformun kamu maliyesinde yapılacak tasarrufa muhtaç olduğunun da altı çiziliyor. Yapısal reformların derinleştirilmesi istenen bir diğer sektör de bankalar. Son dönemde bankalara akan yabancı doğrudan yatırımlar ile konut finansmanı Mortgage yasasının kabul edilmiş olmasının, finansal sistem için olumlu bir ortam yarattığı vurgulanıyor. Finansal sistemin desteklenmesi amacıyla bütçe şartları elverdiği ölçüde finansal aracılık vergilerinin kaldırılması ve kamu bankalarının özelleştirilmesinde kararlılıkla ilerleme sağlanması isteniyor.

IMF heyetinin maliye ve para politikalarındaki mevcut durumu ilişkin değerlendirmeleri de şöyle; Enflasyonu yüzde 4′lük hedefe düşürmek için, faiz oranlarının mevcut seviyesi uygundur. Enflasyonda, somut bir şekilde düşüş eğilimine girildiğini teyit edimesi halinde faiz oranları ihtiyatlı bir yaklaşımla düşürülecektir. Enflasyonda hedefe doğru bir yakınsama gerçekleşmediği takdirde Merkez Bankası politikasını daha da sıkılaştırmaya hazırdır. Gayrisafimilli Hasıla’nın en az yüzde 6.5 seviyesinde bir faiz-dışı fazla hedefi 2008 sonuna kadar muhafaza edilmeli. Bu cari açığı sınırlı seviyede tutacak ve ekonomiyi olumsuz şoklara karşı koruyacaktır. Harcamalar belli sınırlar dahilinde tutulup, vergi tabanını daraltan bir defaya mahsus girişimlerden kaçınılmalıdır.

2008′de IMF’siz devam etmenin düş ve güç olduğunu söylediler bize. Sonuçta bunlar uyarı ve tavsiyeler.Uygulayıp uygulamamak gibi bir seçenek de var.Ancak seçim öncesi hazırlıklarına başlayan Hükümet için pek sevindirici açıklamalar değil bunlar.Çünkü; şimdi ekonomimizin güçlü olduğu söylemlerini ve IMF’den alacağımız çok fazla bir şeyin olmadığını ispatlama zamanı…

Sağlıksız gelecek

 

sigara1Sigara kullanmıyorum.Kullanan herkes için üzülüyorum. Özellikle sokaklarda, ergenlik çağındaki çocukların kalem tutan ellerine hiç yakıştıramıyorum.

Okuldan dağılırken tebeşir tozunu silip ellerinden, ciğerlerine kara lekeyi çekmelerini dehşetle izliyorum.Haftasonu da sokakta sağlıksız beyinler topluluğu vardı. Kendilerini ait hissettikleri bir partinin toplantısına doğru akıyorlardı…

Gencecekti hepsi! Ve özenti duyarak başladıkları çok belli olan sigarayı çekiyorlardı beyinlerine.Nereye gittikleri, attıkları sloganlar önemliydi onlar için, ama nasıl gittikleri ve sloganların hangi ağızdan çıktığı daha önemliydi benim için…

Bu manzara başka birşeydi. Gerçekçi değildi, kendileri değildi, hepsi birbirine benzeyen, niye kendini zehirlediğini bilmeyen bir topluluk akıyordu önümde. Aynı şekilde geleceğimizin bir başka yüzüydü ortaya çıkan. Birini durdurup sorsam, “Hepiniz daha 18 bile değilsiniz. Bu yaşta, kendini düşünmeyen, sevmeyen, ülkesini nasıl sevecek” diye sorsam, ne dediğimi bile anlayamacaktı…

İradeydi önemli olan. Kendini sevmekti, eşini, dostunu, çevreni, ülkeni, geleceğini düşünmekti sözkonusu olan.Yasaklar, kurallar koyarak, sağlıklı bir topluma dönüşmek imkansızdı, ama kara dumana boğulan sadece küçük bedenler değil aynı zamanda gelecekti. Geleceğimizdi…

Yasaklarla olmazdı evet, peki uyarılarla? Uzun süredir sigara kutularının üzerinde çok yönlü ve kapsamlı uyarılar bulunmakta. Ancak ülke genelinde değişik tarihlerde yapılan araştırmalarda tüketimin azalmadığı aksine arttığı belirlendi…

Türk Kalp Vakfı ve BEMEV Mütevellisi ve Çocuk ve Toplum Hekimi Uzmanı Prof.Dr.Yılız Tümerdem’in İndigo Dergisi’nde okuduğum yazısında araştırmanın sonuçlarının ilgili çekici ama umut verici olmadığı yazıyordu.Ankara, Marmaris, Bodrum, Erzurum, Kars, Tunceli, Bingöl ve İstanbul’un değişik yerlerinde yapılan araştırma sonuçları şöyle;

  • Sigara satışları azalmamıştı.

  • Sokaklarda, kalabalık ortamların bulunduğu çarşı yerlerinde; 1 metre karelik kaldırımda ortalama 180 izmarit parçası vardı.

 

  • Sokaklarda, dükkan köşelerinde, boş sigara paketi sayısı ortalama 2.8 idi.

  • Gençler arasında kızlarda sigara içme oranı ortalama; % 13, erkeklerde; % 21 idi. Sokaklarda, yollarda, ortalama % 14.9 genç erkek % 2.6 genç kız sigara içiyordu.

 

  • Erişkin evredeki kadınlarda sigara kullanım oranı ortalama % 35, erkeklerde % 67 idi. Kahvelerde sigara içme oranı ortalama % 87 idi. Sokaklarda sigara içen kadınların oranı , ortalama % 3.9 idi. Bu oran erkeklerde % 36 idi.

  • Okullarda kadın ve erkek öğretmenler arasında ortalama sigara bağımlılık oranı % 37 idi.

 

  • Pastane, yemek yenilen kapalı yerlerde sigara içen kadınların oranı ortalama % 28, Erkeklerin oranı % 69 idi.

  • Çocuklarının yanında, aynı masada sigara içen annelerin oranı ortalama % 18, Babaların oranı % 32 idi.

 

  • Otomobil kullanırken sigara içen kadınların oranı ortalama % 11, erkeklerin oranı % 42 idi.

  • İleri yaşlardaki erkekler arasında sigara içme oranı ortalama % 12, kadınlarda % 3 idi.

Sadece ön çalışma olan ve kapsamı genişletilecek çalışma, insanlığın sağlıksız geleceği için çarpıcı ve üzücü bir örnektir. Sigaranın ve özendirenlerin, yaşamımızı, geleceğimizi alıp götürmesine izin vermeyelim…

Yazar

Yazmaya alfabeyi öğrenmeden, muhtemelen hayal dünyasında başladı. Çocukken masallara şarkılar, gençliğinde aşklara şiirler, öğrenciliğinde derslere notlar yazarken, kendini ekonomi üzerine haberler yazarken buldu. Yazdığı en iyi şeyin hayatı olmasını isterken, 'Hayat'ı 'köşebaşı'nda yazmaya devam ediyor...

FOTO GALERİ

anne-kiz gokcedaya-yolculuk Köy düğünü.jpg aykut-teyze erkek-tarafi Büyükada.jpg dugun Köy düğünü.jpg Martı.jpg Hey özgürlük.jpg