Mesleksiz eğitim!

 

Eğitim sistemimiz tamamen sınavlara endeksli bir sistem olarak duruyor karşımızda.Ve eğitim sistemi maalesef çözülmesi gereken bir sorun olarak algılanıyor ne yazık ki…

İstihdama değil ezberciliğe ve sınavlara yönelik sistemimiz, arkasından çözülmesi gereken başka sorunları da birlikte getiriyor.Eksiklerimizi tamamlama yönünde neden doğru projeler üretemiyor ve yada eyleme geçirmekte zorlanıyoruz, doğrusu anlayamıyorum…

Sanırım bu ‘önceliklerle’ ilgili bir sorun.Bizim ülkemizde ‘öncelik’ belirlemekte bir sorun anlaşılan.Hangi konunun öncelikli olması gerektiğine bir türlü karar veremiyor ve her şeyi biranda çözmeye çalışıyoruz.Sonrasını hep birlikte izliyoruz zaten…

Eğitim memleket meselesi olmalı ama öncelikli.Eğitim içinde ise meslek liseleri ve yüksek okulları…

Aslında çoktan memleket meselesi oldu da; Yine de halledilmesi için diğer konular gibi defalarca dile getirilmeyi bekliyor.Alınacak yanıtı biliyoruz aslında; “Daha zamanı var, üzerinde çalışma yapıyoruz”. Çünkü daha diğer öncelikleri tamamlayıp henüz eğitime gelemedik…

Bakın sanayicilerimiz de artık sürekli dile getirdikleri girdi maliyetlerini bir kenara bırakıp, ara eleman eksikliklerini ön plana çıkarmaya başladılar.Nedir altında yatan temel sebep.Tabi ki eğitim.

Nitelikli ara eleman ihtiyacını yurtdışında bulmak için planlar yapmaları, durumun vahametini ortaya koyuyor zaten.Daha önce köşemde yer vermiştim bu konuya.Bakınız BUSİAD tarafından hazırlanan Türk Metal-Makine ve Kimya Sektörlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu’nda , sektördeki gelişmeyi engelleyen sıkıntılarda mesleki eğitim ön plana çıkıyor.

BUSİAD Başkan Yardımcısı Arif Özer Meslek liselerinin sorunlarını Türkiye’nin değişik yerlerinden gelen uzmanları katıldığı toplantıda masaya yatırdıklarını belirterek, “Önümüzdeki süreçte, okuma yazma bilmeyen meslek lisesi mezunlarıyla karşılaşabileceğimizi işin uzmanları aktardılar. Fabrika görmeyen meslek liseliler var. Meslek lisesi eğitimi, imam-hatip eğitiminden ayrılmalı, meslek eğitimi milli mesele haline dönüştürülerek çözülmelidir” diyor.

İşsizlik Fonunda biriken ve bekletilen para 22 milyar YTL.Teknik meslek lisesine aktarılması yönündeki tespit, önemli ve geciktirilmemesi gereken bir konu.Olmaması için daha önemli bir neden yoktur diye düşünüyorum…

Yazımı, lise ve hatta üniversite mezunlarının ‘mesleksiz’ olarak mezun olup iş aradıklarına dikkat çekerek ve Sağlık İl Müdürlüğü’nün Bursa nüfusunun eğitim düzeyiyle ilgili yaptığı araştırmada ki istatistiği yorumsuz olarak vererek tamamlamak istiyorum;

(%10 okul çağında değil)

% 6 Okur Yazar değil

%10 sadece okur yazar

%42 ilkokul, %14 ortaokul, %14 lise, % 6 üniversite mezunu…

Verginin Vergisi….

Vergi ve kayıt dışılık birbirini besleyen ve güçlendiren süreçler…

Maalesef diyerek devam edersek; Vergi yükleri, sistemi kayıt dışına iterken, kayıt dışı kesimlerin genişlemesi de vergilerin ağırlaşmasına neden olmaktadır. Maliye, “Herkes ayağını denk alsın” diyerek kayıt dışılıkla mücadelede ne kadar ciddi ve de kararlı olduğunu gösterse de; düşük gelir, adaletsiz gelir dağılımı gibi yapısal nedenler, vergi sisteminin adil olmadığına dair yerleşik inançlar ve bugüne kadar sık sık yapılan aflar yüzünden, vergi reformu ve kayıt dışılığın önlenmesine yönelik çalışmalar tam yerini bulamamaktadır.

2006 yılını geride bırakıyoruz, son haftadayız….Bu bir yıllık süreçte yazdığım yazılara şöyle bir dönüp göz attığımda nedenlerin ve sonuçların hep aynı olduğunu gözlemliyorum.Örneğin bu yılın ilk ayında yer alan, ‘vergi rekorlarımız’ başlıklı yazım hala güncelliğini koruyor. 2007 yılında da koruyacak gibi görünüyor…

Neydi birkaç tanesini hatırlatırsak bu rekorlarımız;

*Akaryakıttan alınan vergide dünya rekoruna sahibiz.

*Otomobil alımında yüzde 117’yi bulan KDV+ÖTV vergimiz, AB ortalamasının 5 katı.

*Toplam vergilerimizin yüzde 73’ü dolaylı vergi. Bu da bir rekor.

*Mobil iletişimde vergi oranı yüzde 60′ları aşıyor. Avrupa’da ise sektörün vergi yükü ortalaması yüzde 20 civarında.

*Asgari ücretten en çok vergi alan ülkeyiz. Böyle uzayıp gidiyor….

2006 yılının sonundayız ve gündemi yine vergi ile kapatıyoruz.Daha doğrusu “Verginin vergisi” ile….

Dikkatinizi henüz çekmemişse ya da aslında bildiğinizin farkında olmadığınız

“Verginin Vergisi” nedir? anlatayım;

Biliyorsunuz kullandığımız bir çok üründen Katma Değer Vergisi (KDV) ve Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) alınıyor.Ancak KDV, mal bedeli ile ÖTV’nin üzerinden alınıyor. Yani verginin vergisi alınıyor. Bu durum dolayısıyla fiyatları da artırmış oluyor…

Otomotiv satış sektöründeki arkadaşlarımızın verdiği örnekler şöyle; Ticari araçlar da yüzde 4 ile 10 arasında ÖTV araç bedelinin üzerine ekleniyor. Bu bedelin üzerinden ise yüzde 18 KDV hesaplanıyor.Öyle olunca yüzde 4′lük ÖTV yüzde 4,72′ye, yüzde 10′luk oran yüzde 11.8′e çıkıyor.

Örnek bir hesaplama ile;20.000 YTL vergisiz net bedelli bir 1,6 motorlu araç için anahtar teslim bedel 7.400 YTL ÖTV ve 4.932 YTL KDV ile 32.332 YTL oluyor…

Yani araç bedeli % 61.8 artıyor…

1,6 motorlu örnekteki 4.932 YTL KDV’nin 3.600 YTL’si araçtan, 1.332 YTL’si ise 7.400 YTL’lik ÖTV’nin KDV’si.Yani verginin vergisi…

Binek araçta ise yüzde 35′e varan ÖTV oranı var. Yani rakamlar gittikçe yükseliyor.Bu durumun anayasaya veya kanunlara uygun olup olmadığı, dava açılıp açılamayacağı yönünde Satış Dünyası grubumuzdaki arkadaşımın Şükrü Kızılot’a yönelttiği soruya;

Kızılot, “ Olayi Anayasa Mahkemesi’ne bireyler gotüremiyor. Ancak gazeteleri ve bazı köşe yazarlarını mail bombardımanına tutup, bu konuyu ele almalarını, üzerine gitmelerini sağlayabilirsiniz” diyor.Konuyla ilgili daha sonra Hürriyet Gazetesi’ndeki 16 Aralık 2006 tarihli yazısında ayrıntılı ele almış.

Sisteme güveni azalan, düzeleceğine inanmayan ve başkalarının ödemediği vergiyi ödemekten bıkanlar kendi başlarının çaresine bakmaya başladılar.Nasıl mı? Cep telefonu kullanmayıp, arabalarını sonunda satarak…

AB ve Algı

Eurobarometre’nin Türkiye ulusal anketinin sonuçları açıklandı. Avrupa Komisyonu Türkiye Degasyonu tarafından hazırlanan, araştırma Sonbahar 2006’da gerçekleştirildi. Araştırmaya göre, Türk halkının AB’ye bakışı pozitif olan kesimi ilkbahar 2006′ya göre %43’ten %55’e yükseldi.

Araştırmada ağırlıklı olarak Eylül 2006 içinde toplam 1005 kişiyle yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiş. Diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de örneklem seçimi metropoliten ve kır-kent ayrımını iyi temsil etme yeteneğine sahip olacak şekilde yapılmış.

Bu rapor 2006 yılının ilk yarısı itibariyle Türkiye kamuoyunun Avrupa Birliği (AB) kurumlarına, bunların işleyişine ve izlenilen politikalara bakışını, bu konulardaki bilgi düzeyini, AB’nin ve müzakere sürecinde bulunan Türkiye’nin geleceği hakkındaki görüşlerini üye 25 ülke ve üye adayı diğer ülkeler ile karşılaştırmalı olarak vermekte.

Ancak, araştırma Türkiye´nin müzakerelerinin 8 başlıkta askıya alınması ve ek protokol yerine getirilinceye kadar diğer başlıkların da kapatılmaması yönünde alınan karardan sonra yapılsaydı, eminim AB’ye bakışı pozitif olanların sayısında farklı bir rakam çıkacaktı. Bir sonraki araştırmada sonuçların ne yönde değiştiğini göreceğiz.

Araştırmanın özet raporundan ilgimi çeken sonuçları ve yorumlarımı paylaşırsam; Türkiye’de hayatlarından memnun olanların oranının %71 olarak açıklanmış. Bu oran, AB ülkelerinin altında olduğu gözlenmekte. (Takdir edersiniz ki yüzde 71 çok yüksek bir rakam. Açıkçası araştırmaya katılanların nerede yaşadığını ve gelir ortalamasını hayli merak ettim!)

AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında, Türkiye kamuoyunun biraz daha iyimser olduğu görülmekte. %36’lık bir kesim genel olarak hayatlarının 12 ay içerisinde daha iyi olacağını beklerken, AB üyeleri için bu oran %34. (Bu anketin Türkiye’de yapılmadığına inanmaya başladım. Ya da biz gerçekten baya iyimser, pozitif bir millet olmuşuz da haberim yok!)

Türkiye kamuoyunun %54’ü AB’ye üyeliğin iyi bir şey olacağını düşünmekte. “Türkiye, AB’ye üye olmakla fayda sağlar mı yoksa sağlamaz mı?” sorusunun cevabına baktığımızda, Bahar 2006’da “fayda sağlar” diyenlerin oranı %51 iken bu oranın Güz 2006’da %63’e çıkmış.

AB üye ülkeleri genelinde Bahar 2005’ten Güz 2006’ya AB imajının olumsuza doğru kaymasına rağmen Türkiye’de tam tersi bir gelişme söz konusu. Bahar 2005’te %43’lük bir kesim AB için “olumlu bir imajı var” derken bu oran Güz 2006’da %55’e çıkmış. (İmajımız şimdi ne durumda bilmiyorum)

Terör konusu, Bahar 2006 da %44 civarında en önemli iki sorundan biri olarak gösterilirken Güz 2006’ya gelindiğinde terörü en önemli sorun olarak görenlerin oranı artarak %52’ye ulaşmış. AB geneli için ise benzer bir artış gözlenmekte ve bahardan güze %10’dan %15’e bir artış gözlenmektedir. (Aramızda algı ve gündem farklılığı olduğuna kimsenin itirazı yok zaten)

AB genelinde Türkiye’de insan hakları ve ekonomi alanında düzenlemelere ihtiyaç olduğu fikrine destek yüksektir. Belki de en ilginç bulgu, Türkiye ile AB üyeleri arasındaki kültürel farklılıkların Türkiye’nin AB’ye katılımına müsaade edilemeyecek kadar belirgin olduğu yönünde. Gerek AB genelinde (%61) gerekse de Türkiye’de (%55) açık bir çoğunluğun bulunmasıdır. Kültürel farklılık yönündeki bu görüşe en yüksek oranda katılım Avusturya (%84) ve Yunanistan’da (%79) gözlenmektedir.

AB üyeliğinin Türkiye ekonomisi üzerinde iyi etkisi olacağını düşünenlerin oranı 2006’da %70 düzeyinde bulunmuştur. Keza benzer bir değerlendirme Türkiye’deki istihdam için söz konusu. AB üyeliğinin bu konuda iyi etkisi olacağını söyleyenlerin oranı %69’dan %65’e gerilemiştir.

AB geneli ile karşılaştırıldığında AB’nin önceliklerinin neler olması gerektiği konusunda Türkiye kamuoyunun tercih sıralaması AB’yle benzerdir. Türkiye’de ilk 3 sırada işsizlikle mücadele (%60), yoksulluk ve sosyal dışlanma ile mücadele (%41), terörle mücadele (%40) yer almaktadır. AB’de ilk 3 sırada yoksulluk ve sosyal dışlanma ile mücadele (%43), işsizlikle mücadele (%40), ile Avrupa’da barış ve güvenliğin korunması (%29) yer almaktadır.

(Aslına bakarsanız bizim AB’ye girmek istememizin halk arasındaki nedenleridir bunlar. Ama görüyorsunuz ki aynı dertlerden AB’de müzdarip. Yani AB işsizliğe, yoksulluğa, teröre karşı çözüm değildir.)

Rapor hayli geniş. Devamını ayrıntılı okumak isteyenler için adres; www.abinfoturk.net

Lojistik Bursa’ya çok şey kazandırır

 

Bursa’nın ekonomik göstergelerinde önemli payı olan Lojistik Sektörü’nün gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla LODER Bursa Temsilciliği, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler MYO Dış Ticaret Programı ve Uludağ İhracatçı Birlikleri işbirliğinde düzenlenen, “Lojistik Bursa’ya ne kazandırır?” konulu panel, geniş bir katılımla gerçekleştirildi.

LODER Yönetim Kurulu Başkanı ve Okan Üniversitesi’nden Prof.Dr. Mehmet Tanyaş, LODER Başkan Yardımcısı Atilla Yıldıztekin, OMSAN Lojistik İş Geliştirme Müdürü Oruç Kaya, Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz İşletmeciliği Yüksekokulu Öğretim Üyesi Doç.Dr.Okan Tuna, CNC Gümrük Müşavirliği’nden Gümrük Müşaviri Neşe Yıldırım, Mars Lojistik Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü Ali Tulgar sunumlarında önemli bilgiler paylaştılar.

Panel öncesi gazeteci arkadaşlarımla Prof.Dr. Mehmet Tanyaş ve Atilla Yıldıztekin’den, Bursa ve lojistik üzerine görüşlerini aldık.

Özellikle Bursa için öncelikli gündem maddeleri arasında yer alan hava ulaşımının, lojisteki konumuyla ilgili Prof.Dr. Mehmet Tanyaş, devletin bölgesel havacılık olayını yükte desteklemesi gerektiğini söyledi.

Tanyaş, “Yolcu trafiğinde ciddi bir gelişim var. Lojistikte ise maliyet nedeniyle tabi ki her mal hava yoluna kaymayacaktır. Ama gazete, kesme çiçek gibi mallarda hassas, hafif ve hızlı işlemesi gereken kargolar havayolu ile yapılabilir. Bunun içinde İstanbul’a aktarmalı yolla gitmek olmaz. Dolayısıyla bölgesel havayolu taşımacılığının önünün açılması lazım. Burada en önemli görev devlette görünüyor. Bursa havaalanının yük kargo açısından iş yapabilmesi için, uluslararası kargoların doğrudan Bursa’ya gelip, buradan dağıtılmasına yönelik mekanizmaların canlandırılması lazım” dedi.

Atilla Yıldıztekin ise Bursa’da lojistiğin ciddi bir biçimde ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Bursa’da Gemlik limanlarının kapasitesinin üstünde çalıştığını ve bir süre sonra mevcut limanların yetmeyeceğini öngören Yıldıztekin, Bursa’ya yakın bir yerde sadece Bursa endüstrisine dönük bir özel limanın hatta içine demiryolunun da girdiği bir liman projelendirilmesinde yarar olduğunun altını çiziyor.

Lojistik konusunda yapılması gereken ciddi çalışmaların içinde eğitim de yer alıyor. Bu konuda LODER üyeleri hem fikir. Bursada lojistik anlamında okul yok. Dolayısıyla biran önce lojistik meslek yüksekokulu ve lojistik lisanslarına yönelik eğitim programlarının açılmasında fayda var. Tanyaş, “Bursa’da çok ciddi bir mal trafiği var. En etkin şekilde yönetilmesi için lojistik bilgisine ve bilincine sahip mezunların olması lazım. Uludağ Üniversitesi’ne önemli bir görev düşüyor” diyor. Ayrıca Bursa’da böyle bir oluşum olduğu takdirde eğitim konusunda ellerinden gelen desteği en iyi şekilde vereceklerinin sözünü verdi. Zaten bu konuda LODER Bursa Temsilciliğinin açılması ve çeşitli zirveler, paneller için kentimize gelip katkı koymaları bile bu desteğin en önemli göstergesi.

Bursa’da lojistik anlamında yapılacak önemli konulardan biri de belirli bölgelerin lojistik bölgeler olarak tanımlanması. LODER Bursa İl Temsilcisi Yrd. Doç Dr. Emine Koban, Türkiye’deki lojistik anlayışının gelişim çizgisine paralel olarak,sektörün geleceğe yönelik gelişim planlamasında Bursa’nın öncelikli iller arasında yer aldığını kaydetti.

Koban, “Lojistik üs modelleri arasında yer alan bölgesel taşıma ve lojistik üssü modelinin Bursa’da kurulması yönünde eylem planının oluşturulması yönünde kurumların işbirliği, beklentilerimiz arasındadır. Lojistik üs oluşumu; taşıma ve ulaşım alt yapısının güçlenmesi, ekonomiye katma değer sağlaması, yeni iş alanları yaratması, üretim işlemelerinin hızını arttırması, bölgede kentin öne çıkmasını sağlaması ve stratejik iş birliklerine zemin hazırlaması yönleri ile Bursa’ya fırsatlar getirebilecektir” diyerek konunun önemine dikkat çekiyor.

Umarım, bu önemli öngörüler sadece plan olarak kalmaz ve Belediyelerin, Uludağ Üniversitesi’nin, sanayicilerin ve çeşitli kurum/kuruluşların desteği ve işbirliğiyle en kısa sürede eyleme dönüşür.

Çünkü lojistik, Bursa’nın gelecekteki hedeflerine ulaşmasında çok şey kazandırır…

Lojistik Bursa’ya ne kazandırır?

Lojistik Derneği’nin (LODER) ilk temsilciliği olma özelliğini taşıyan Bursa LODER faaliyetlerine tüm hızıyla devam ediyor.

“Türkiye’de Lojistik Yönetimi faaliyetlerinin etkinliğini arttırmak ve bu alanda mesleki formasyon ile profesyonelliği geliştirmek” amacıyla kurulan LODER’in, lojistik sektöründe önemli bir konuma sahip kentimizde de temsilciliğinin kurulması hem sektör firmaları, hem öğrenciler hem de kent adına büyük önem taşımakta.

LODER, yenilikler konusunda öncü olmak, ülkede lojistik alanda yapılan uygulamalarda görüş oluşturmak, bu alanda standardizasyon ve sertifikasyon oluşturarak yüksek güven, verimlilik ve kalite düzeyini yakalamak ve lojistiğin bir meslek olarak kabul edilmesi yönünde girişimlerde bulunmaya devam ediyor.

Bu çerçevede LODER Bursa Temsilciliği 2006 yılını önemli bir sempozyumla kapatıyor.Bursa’nın ekonomik göstergelerinde önemli payı olan Lojistik Sektörü’nün gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla LODER Bursa Temsilciliği, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler MYO Dış Ticaret Programı ve Uludağ İhracatçı Birlikleri işbirliğinde;

“Lojistik Bursa’ya ne kazandırır?” konulu bir panel düzenleniyor.Bugün saat 13:00-15:00 arasında UİB Toplantı Salonu’nda düzenlenecek panelde önemli konu ve konuklar yer alıyor.

LODER Yönetim Kurulu Üyesi Atilla Yıldıztekin “Otomotiv Sektöründe Milkrun Sistemleri”, LODER Yönetim Kurulu Üyesi ve Okan Üniversitesi’nden Prof.Dr. Mehmet Tanyaş “Kentsel Lojistik”, OMSAN Lojistik İş Geliştirme Müdürü Oruç Kaya “Otomotiv Lojistiği”, Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz İşletmeciliği Yüksekokulu Öğretim Üyesi Doç.Dr.Okan Tuna “Uluslararası Ticarette Denizyolu Taşımacılığı ve Liman Hizmetleri”, CNC Gümrük Müşavirliği’nden Gümrük Müşaviri Neşe Yıldırım “Lojistikte Gümrük ve Antrepo Hizmetleri”, Mars Lojistik Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü Ali Tulgar “Lojistik Hizmet Sunan Firmalar ve Hizmet Beklentileri” konularında önemli bilgiler verecekler.

Uludağ Üniversitesi İthalat-İhracat Bölümü Öğretim Üyesi ve LODER Bursa Temsilcisi Yrd.Doç.Dr.Emine Koban, temsilciliğin önümüzdeki yıl çalışmalarına hızlanarak devam edeceğini belirtiyor.

Kendi içinde eğitime ve bilgilendirmeye yönelik toplantılarının devam ettiğini belirten Koban, “Geçtiğimiz haftalarda Çelik Lojistik’in ev sahipliğinde biraraya gelerek, önümüzdeki yıl hedeflerimizi belirledik. Bundan böyle her ayın son salı günü üyelerimizle bir araya geleceğiz. Başta lojistik hizmeti alan-veren firma temsilcileri olmak üzere, sektöre ilgi duyan herkesi LODER çatısı altında buluşmaya davet ediyoruz” diyor.

Aslında uzun süredir var olan, ancak ülkemizde dış ticaretin ivme kazanması, elektronik ticaret, büyük ölçekli perakendecilik ile birlikte iyice ön plana çıkan lojistik faaliyetleri hakkında doğru bilgilenmek, en verimli biçimde nasıl kullanılacağını öğrenmek, Bursa adına katkı koymak amacıyla bende LODER’e ve sempozyuma ‘buyrun’ diyorum..

Yazar

Yazmaya alfabeyi öğrenmeden, muhtemelen hayal dünyasında başladı. Çocukken masallara şarkılar, gençliğinde aşklara şiirler, öğrenciliğinde derslere notlar yazarken, kendini ekonomi üzerine haberler yazarken buldu. Yazdığı en iyi şeyin hayatı olmasını isterken, 'Hayat'ı 'köşebaşı'nda yazmaya devam ediyor...

FOTO GALERİ

dugun Köy düğünü.jpg anne-kiz gokcedaya-yolculuk Şenlik Yürüyüşü.jpg Büyükada.jpg erkek-tarafi Martı.jpg Hey özgürlük.jpg aykut-teyze