Serbest dolaşmak
Vatandaşımıza “AB ile ilgili aklınıza gelen ilk şey” ne diye sorsak, eminim büyük bir çoğunluğu “serbest dolaşım hakkı” diyecektir.
Bu hakkı bu kadar çok istememizin nedenini; “Dilediğimiz gibi gezebilmek” diye dillendirsek de gerçeğin tüm Avrupa ülkelerini fabrika gibi görmemiz olduğu şüphesiz…
Türkiye’nin en büyük sorununun işsizlik oldugunu düşündüğümüzde ise “serbest dolaşım hakkı” olmadan kendini AB üyesi saymayanların sayısının ne kadar ciddi olduğu ortaya çıkacaktır.
Aynı şekilde AB üyesi ülke vatandaşlarının da Türklerle ilgili aklına gelen ilk şey serbest dolaşım.Ama bu fikrin oluşmasında bizim Avrupa’yı çalışacak kapı olarak görmemizin etkisi büyük..
Ancak bir gerçeği yani Avrupa’nın artık eski Avrupa olmadığını da aklımızdan çıkarmamız gerekiyor.Yıllar önce vasıfsız işgücümüzü ülkesine çağıran Almanya’nın, şimdi işadamlarımıza ‘gelin ülkemize yatırım yapın’ çağrısı bunun en güzel örneğini oluşturuyor.
Yani işsizliğine çare olarak serbest dolaşım hakkını düşünenlerin daha gerçekçi olmaları gerekiyor.Hem bu konuda endişe etmenin gereksiz olduğunu düşünüyorum.İşsizliğin kol gezdiği bir zamanda bu hakkın şimdilik kısıtlanması her iki taraf içinde makul görünmeli…
Gözü kapalı eleştiriler yapmadan önce heriki tarafında serbest dolaşımla ilgili çekinceleri bulunduğunu ve bu konuda çözümler bulunmadan anlaşmaya varılmasının güç olacağı unutulmamalıdır.
AB’nin nüfusu 450 milyon ve Türkiye’nin birliğe alınması ile birlikte nüfusu yüzde 15 artacak. Türkiye, sosyoekonomik anlamda AB’yi etkileyecek.Çünkü övündüğümüz genç nüfusumuzun içinde işsiz üniversite mezunu çok, çalışanların çoğu da ya işinden ya da maaşından memnun değil. Ve AB’ye girişi bir kurtuluş olarak görüyorlar. Zaten yıllardır ekonomik durgunluk yaşayan üye ülkelerin bizden korkması için bir sebep var yani…
Eğitim sistemimiz tümüyle değişmez kalifiye elemanlar yetiştiremezsek, teknolojik değişimlere ayak uyduramaz, yatırımlarımızı, verimliliğimizi artıramazsak ve gelirimizi yükseltemezsek neye yarar AB’de kolayca gezebilmek…
Bu noktada “Bizi ülkenize kabul edin” çağrımıza neden olan ülkemiz ekonomik şartlarını iyileştirmek ve sorunları ortadan kaldıracak doğru politikaları üretmemiz gerekir. Üstelik bunu AB’de serbestçe dolaşmak için değil ülkemizi kaçılacak ülke pozisyonundan kurtarmak için yapmamız gerekir.

Şu anda ülkece AB müzakerelerinin ekonomimize olumlu yansımaları yani kişi başı gelirin artması, yüksek verimlilik ve istihdam artışı için yabancı sermayeye odaklanmış durumdayız.