Toplumsal sorun işsizlik
İşsizlik yıllardır ülkemizde kanayan yara. Sokaktaki vatandaşa en büyük ekonomik sorunu sorsanız 10 kişiden 9′u önce işsizlik diyecektir. Çünkü kiminin kardeşi, kiminin eşi, kiminin babası iş arıyordur muhtemelen. Ekonomik sorunla birlikte en büyük toplumsal sorun aynı zamanda işsizlik. Çünkü işsizlik yani işe yaramama psikoloji yalnız kişiye ait değildir artık. Hayat standartlarını düşmesiyle birlikte aile de sürüklenir umutsuzluğa. Çaresizlik, yasal olmayan yollardan para kazanmaya iter ister istemez. Topluma karşı duyulan kinle birlikte gözü görmez kimseyi. Ekmek derdine düşmüştür bir kere vesselam.Biraz vicdanı olanlar ise bunalımını kendi kendine yaşamayı tercih eder. Sonra işsiz dünyada hiç yaşamamayı…
DİE’nin bu yıldan itibaren hareketli üçer aylık dönemler itibarıyla ‘her ay’ açıkladığı Hanehalkı İşgücü Anketi’nin ‘Şubat-Mart-Nisan 2005′ dönemini kapsayan Mart 2005 sonuçları hafta başında açıklandı. İşsizlik “Arttı mı, azaldı mı?” sorusunun net cevabı rakamlarla netleşmeye başladı artık. Şubat ayında 11,7 düzeyinde olan işsizlik oranı mart ayında yüzde 10.9′a geriledi. Şubat ayında 2 milyon 750 bin olan işsiz sayısı da 2 milyon 594 bine indi.Verilere göre toplam istihdam 352 bin kişi artarak 21 milyon 190 bin’e ulaştı. Artış hiçde küçümsenecek bir rakam değil ancak istihdamın yüzde 49,6’sının yani neredeyse 10 milyonun kayıt dışı çalıştığını gözardı etmemek gerekiyor.
Elbette bu rakamlar 2004 yılında rekor seviyede gerçekleşen 9.9′luk büyümeyle birlikte yapılan yatırım harcamalarının 2005 yılına yansımalarını gösteriyor. Ancak 2005 yılı için yüzde 5′lik bir büyüme hedeflendiğini unutmamak, dolayısıyla işsizliğin azalmasını sadece büyümenin kollarına bırakmamak gerekiyor. Türkiye’nin orta ve uzun vadeli hedefleri arasında sürdürülebilir büyüme sağlanması, fiyat istikrarı ve mali istikrarın korunması, reformların sürdürülmesi ve Avrupa ekonomileriyle uyum sağlanması bulunuyor.Uluslararası Para Fonu (IMF) anlaşması ve ulusal ekonomik program ise destekleyici unsurlar. Diğer taraftan ise Türkiye’nin dahil olmaya çalıştığı AB’nin esas aldığı kriterler de zorlayıcı bir unsur olarak öne çıkıyor. Şimdi herkesin merakla beklediği özelleştirme ve “tarım reformu”nun Türkiye’yi nereye götüreceği.
Şu anda tarım dışı işsizlik oranı ilk çeyrekte yüzde 15.4 olarak kaydedilirken, bu rakam kentlerde yüzde 14.3, kırsal kesimde ise yüzde 19′lara varıyor. Genç nüfustaki işsizlik oranı ise Türkiye genelinde yüzde 21.8 olarak belirlendi. Yani kentlerde her dört gençten birinin işi yok. Kırsal kesimde ise gençlerin işsizlik oranı yüzde 17.7′ye düşüyor. Tarımın istihdamın yaklaşık yüzde 40′nı oluşturduğunu ve özelleştirilecek kurumlarda binlerce çalışanın olduğu düşünüldüğünde ise bu kesimlerin işsiz insan yaratacağı konusunda duyulan endişeler yersiz değildir. Üstelik köyden kente göç edecek nüfusun kentte tam istihdam edilemediği ve kayıt dışı çalışmaya başladığı düşünüldüğünde. Adım başı rastladığımız seyyar tezgahlar ise bunun en somut kanıtıdır.
İşsizlik bakkalından sanayicisine, öğrencisinden bürokrasiye kadar herkesi ilgilendiren bir konu. Çünkü dediğim gibi işsizlik sadece ekonomik bir sorun değil mutsuz ve tepkili bir nesili oluşturacak kadar tehlikeli toplumsal bir sorundur. Şu anda işsizlik büyümeyle birlikte gelen yatırımlar ve kapasite kullanımındaki artışla azalıyor. Bundan sonrası içinde yerli ve yabancı sermaye yatırımlarının artmasına ve üretimle birlikte yeni iş kapılarının açılmasına ihtiyacımız var. Yani yatırımlar artacak işsizlik azalacak. AB ile ilişkilerimizi sağlamlaştıracak en etkili yöntem de budur.
