Röportaj; Eylem Adamı Ali Nasuh Mahruki
Örgütlü toplumun güçlü toplum olduğunu her fırsatta vurgulayan Arama Kurtarma Derneği (AKUT) Başkanı Nasuh Mahruki, Türkiye’de yaşadığımız bir çok sıkıntının başlıca sebebini dağınık olmaya bağlıyor.
17 Ağustos depreminin onuncu yılında konuştuğumuz Mahruki, depremin yarattığı krizin getirdiği fırsatlardan yeterince yararlanılmadığını anlattı.
“Vatan lafla değil eylemle sevilir” diyen Mahruki ile motosikletiyle Asya turuna çıkmadan önce, hayatında hiç görmediği insanlar için çaba gösteren AKUT’u, küresel iklim değişikliğini ve hedeflerini konuştuk.
Röportaj: Sibel Bağcı Uzun
-
AKUT’un kuruluş hikayesi nedir?
AKUT’u 1994 yılı Kasım ayında bir dağ kazası sonrasında kurmaya karar verdik. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden dağcı iki öğrenci Bolkar dağlarına bir tırmanış yaparken kayboldu. O zamanlar dağcılar doğaçlama olarak bölgeye gider, arama kurtarma çalışması için organize olurlardı.Çok büyük bir operasyon yapıldı fakat çocuklar bulunamadı.
Bu olaydan sonra aralarında benimde bulunduğum küçük bir dağcı grup birtakım öngörülerde bulundu. “Bir musibet bin nasihatten iyi derler” ya, bizimde öyle oldu. Bu öngörülerden birincisi şuydu; Türkiye nüfusu çok genç ve doğa sporlarına da giderek artan bir ilgi başladı. Önümüzdeki yıllarda çoğu öğrenci olmak üzere birçok genç doğa sporları ile ilgilenecek ve dağlara çıkacaklar. İkincisi buna bağlı olarak dağlarda ve doğada kazalar da meydana gelecek. Bu saptama doğrultusunda bir gerçek daha varki, bir dağcı kaza geçirirse dağcılık sporunun kendi iç dinamikleri, malzemesi, doğa koşulları sebebiyle, ona diğer dağcılar yardım edebilir. Gelecekte dağ ve diğer doğada olabilecek olası kazalara karşı örgütlenmeye, önlem almaya karar verdik.
1995 yılı bu konuda araştırma ve öğrenme çalışmaları ile geçti. Tabi ekip olarak arama, kurtarma, ilkyardım gibi konularda kendimizi geliştirmek için seminerler aldık. O sırada şunu da farkettik ki Türkiye’de belli bölgelerde birkaç yılda bir seller meydana geliyor. Plansız kentleşme, dere yataklarının kurutularak yerleşim yerlerinin kurulması gibi üç kuruş rant elde etmek uğruna çok ciddi tehditler yaratabilecek çalışmalara imza atılıyor. O zaman misyonumuzu daha geniş tutmaya karar vererek 1996 yılının 14 Mart’ında AKUT’u resmi olarak kurduk.
Tamamen gönüllü olarak hiçbir karşılık beklemeden tamamen içinde bulunduğumuz bu ülkeye bu coğrafyaya hizmet etmekti asıl amacımız.Öyle birşeyki hayatınızda hiç görmediğiniz tanımadığınız belkide hiç görmeyeceğiniz insanlar için yaptığınız bir çalışma.
Yeri geldiğinde yurtdışına bile çıkarak afetlerde insanların hayatını kurtarmak için çaba gösteriyorsunuz.
-
AKUT’tan başka böyle bir yapılanma var mıydı?
AKUT kurulduğu zaman Türkiye’de bu amaçla kurulmuş ilk sivil toplum kuruluşu oldu.AKUT’u kuran kadro dağcılardı Türkiye’de. Buda enterasan bir saptama aslında; 1996 Cumhuriyetin 73′üncü yılı.1999 yılı depremi yani Cumhuriyet’in 76′ıncı yılına kadar ne kadar dağcılardan başka hiçbir örgütlü yapı arama ve kurtarma konusunda sivil örgütlenme kurmayı akıl etmedi. Bu örgütlülük, dağcılık sporunun tamamen takım çalışması ile riskli ve tehlikeli bir spor olması, dağlara ve doğaya sürekli çıkabildikleri için özellikle arazi koşullarında her şart altında kendi başlarının çaresine bakmayı bilen insanlar olmasından kaynaklanıyor.
-
Deprem gündemde miydi ozamanlar?
AKUT 1995 yılında çalışmalarını yaparken Türkiye’nin aktif fay hatları üzerinde bulunduğu gerçeğini de bilerek, 1997 yılında Ahmet Mete Işıkara’dan bir seminer de almıştı. Işıkara özellikle Marmara bölgesinin deprem gerçeğini anlatarak, deprem konusuna çok ağırlık vermemizi söylemişti. Başka yerlerde de bilimadamları bir çok kişiye bir çok kuruma anlatıyordu ama bu bilgileri en çok ciddiye alan kurum AKUT oldu.
Deprem çok farklı bir alandı ama kendimizi yetiştirmeye karar vererek, çalışmalarımızı yoğunlaştırdık.Türkiye’de hiç kimsenin depremden bahsetmediği, depremi umursamadığı, bu gerçeğin farkına bile varmadığı dönemde,Eyüp Belediyesi ile bir çalışma yaptık. Bir bina yıkılmadan önce içine ev eşyaları, plastik mankenler, okul sıraları yerleştirerek, enkaz altında insanların ne şekilde kaldığı, nerelerde dururlarsa sağ kalma şanslarının daha yüksek olduğunu araştırdık. Ve 1998 yılında Adana-Ceyhan depremi yaşandı. AKUT’un bu döneme kadar yaptığı çalışmalar hükümetin dikkatini çekmişti. Bülent Ecevit, Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin önünün açılması gerektiğine inanan ve bizi destekleyen bir tutumu vardı. Ve Adana-Ceyhan depremi yaşandığında biz İstanbul’dan Başbakan Ecevit’in uçağıyla bölgeye gittik ve ilk deprem deneyimimizde çok etkili bir çalışma gerçekleştirdik. Yaklaşık 20 kişilik AKUT ekibi, 28 kişinin enkaz altında kaldığı bir apartmanda sıra ile 5 gün çalıştı. 2 yaşamın kurtarılmasına katkı sağladı.
Ecevit Hükümeti,15 Ocak 1999 tarihinde AKUT’a Bakanlar Kurulu kararıyla Kamu Yararına Çalışan Dernek statüsü verdi.
ÖRGÜTLÜ TOPLUM GÜÇLÜ TOPLUMDUR
-
17 Ağustos depreminde neler yaşandı?
17 Ağustos 1999 depremi çok ciddi bir kriz ve kitlesel afete dönüştü ve tarihte yerini aldı. Türkiye’de kimse böyle büyük bir olayı tahmin etmiyordu. Kitlesel afet olduğunda kaynaklarınız yetersiz kalıyor ve nekadarını kurtarabiliyorsanız okadarını kurtarıyorsunuz. Türkiye 1999 depreminde bütün kurumlarıyla, bütün yurttaşlarıyla müthiş bir dayanışma, birlik beraberlik duygusu gösterdi. Depremin nekadar büyük bir yıkıma yol açtığına devletin kendisi neredeyse 24 saat sonra farkına varabildi ama fabrika işçilerinden öğrencilere, işadamlarına kadar yurttaşlar akın akın bölgeye geldiler. Hiçbirşey yapamazsak taş taşırız dediler. Acıları hep birlikte atlatabildik.
-
Bütün bu süreç içerisinde AKUT sivrilen isim oldu…
Bunun sebebi şu; binlerce onbinlerce insan vardı ama hepsi tek tek bölgeye gelenlerdi. Ama biz gönüllü organize çalışan, dinamik bir yapıya sahip ve kurum kültürüne sahip tek örgüttük. “Örgütlü toplum güçlü toplumdur” doğru bir sözdür. Neyi nasıl yapacağını bilmeyen insanlar, AKUT’taki arkadaşların yanına katıldı. Değirmendere’de kurduğumuz lojistik kampımızda her gece binin üzerinde insan kalıyordu. Normalda bizim işimiz can kurtarmak, arama kurtarma işini yapmakken, lojistik kampı çok ciddi bir ihtiyaç olduğu ve işlerin organize edilmesini yapacak kimse olmadığı için onu da biz yaptık.
Aslında Gölcük’teki Donanma Komutanlığı en etkili ve en iyi şekilde eğitilmiş, işi üstelenecek kurumdu fakat kendisi de çok ciddi yaralar almıştı, toparlanması zaman aldı. Bu süreçte yardım dağıtma çalışmalarını biz koordine ettik. Yurtiçi ve yurtdışından gelen yardım kamyonları, tırları AKUT’a teslim edilecek diye geldiler.
-
AKUT’a neden bu kadar güvendi insanlar?
O dönemde şöyle bir talihsizlik yaşandı biliyorsunuz.Şanlı bir geçmişi olan Kızılay ne yazıkki Türkiye’nin genel yapısından nasibini almış durumdaydı. Ve kendinden beklenen performansın çok altında kaldı. Normalde yardım çalışmalarının Kızılay tarafından koordine edilmesi gerekirken insanlar çok kızdıkları için, AKUT’a güvendiklerini, AKUT aracılığıyla depremzedelere ulaştırılmasını istediklerini söyleyerek, bize yolladılar. Ve biz biranda yüzlerce kamyonun arasında kaldık. Red edecek durumumuz olmadığına göre o işi de üstlendik.Çok doğaçlama bir şekilde oluştu.Arkadaşlarımız köylere inip ihtiyaçları tespit ediyorlardı, liste çıkarılıyordu. Giyim eşyasından ilaçlara kadar tasnif edilen malzemeler ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyordu. Görevimiz tamamlandığında Gölcük Donanma Komutanlığı’na herşeyi teslim ederek ayrıldık.
Örgütlü toplum güçlü toplumdur. Türkiye’de yaşadığımız bir çok sıkıntının başlıca sebebi dağınık olmaktan kaynaklanıyor. Türkiye’de örgütlü yapı elbette var ama son derece az ve neyazıkki çoğu zaman kendi menfaetlerini ülkenin menfaetlerinin ötesinde görüyorlar.
Sokaktaki insan örgütsüz ve dağınık hareket ediyor. Sesimizi biraraya geldiğimizde duyuramıyoruz ya da sonucu etkileyemiyoruz.Biz 17 Ağustos depreminde 120 AKUT gönüllüsüyle yaptığımız çalışmalarla biranda örgütlü toplumun nekadar güçlü olabileceğini gösterdik.Ve Türkiye sivil toplum kuruluşlarının aslında neler yapabileceğini farketti ve başka bir Türkiye karşımıza çıktı.
-
1999 depreminde gerekli dersleri aldık mı?
1999 depremini de ne yazık ki çok etkili bir şekilde kullanamadık. Onda da şöyle bir talihsizlik oldu. Normalde biliyorsunuz bütün krizler hem bir tehlikeyi hem de bir fırsatı işaret eder. Çin alfabesinde de çok güzel dile gelmiştir bu. Kriz kelimesi, tehlike ve fırsat anlamlarına gelen sembollerle yazılır. Yani her kriz tehlikeye işaret ederken o tehlike ile birlikte o hataları düzelterek bir sonraki süreçte daha sağlıklı yapılanmaya gidebileceğinizi gösterir.
Aslında 17 Ağustos depremi bize tüm hatalarımızı düzeltebilme fırsatını da verdi. Hatta bir iki gün sonra birçok düşünen insan “Biz şimdiye kadar ne yapmışsak yanlış yaptık, bedelini ağır bir şekilde ödedik” şeklinde yazdı. Beraberinde çıkan fırsat geçmişin hatalarından ders alarak elbirliğiyle yeni ve çağdaş bir Türkiye yaratabilmemizdi. Ve ogün yazan düşünen aklı başında gerçekten aydın insanların hemen hemen hepsi ortak duygusuydu bu. Ne yazık ki yine olmadı.
Benim altıncı kitabım “Vatan lafla değil eylemle sevilir” adında.700 sayfa ve bu kitabın dördüncü bölümünde 50 sayfalık bir makale vardır. Bu makale bu fırsatın bize kullandırılmadığını anlatıyor.
Bu kadar ağır bir bedel ödedikten sonra bu yıkımlar hiçbirşey katamadı maalesef. O kadar insan öldüğüyle o kadar tesis yıkıldığıyla kaldı.Ve biz yine aynı şekilde hayatımızı sürdürüyoruz.
Televizyonların, topluma hiçbir katmadeğer katmayan magazin programları, saçma sapan diziler, 2-5 saat yapılan maç yorumlarına bu kadar yer vermesini hiçbir iyiniyetle bağdaştıramıyorum.Ve maalesef biz de sessiz sessiz izliyoruz.Değişmesi için soru soran, telefon açan kaç kişi var. Hep birileri yapar diye bakıyoruz. Kimsenin de bir şey yaptığı yok. 17 Ağustos’ta en çok çalışmaları hep beraber yaptık. Ama onun bile arkası getirilemedi. 
-
1999′dan sonra AKUT çalışmalarına nasıl yön verdi?
Deprem yaşandığında 100-120 kişiydik. İstanbul ve Antalya’da iki takımımız vardı.1999′tan her yıl ekip sayımızı katlayarak ilerledik. Şu anda 18 ekibimiz var. Hızlı bir şekilde AKUT’u büyütmeye başladık.Bu yıl bitmeden belki 25 ekibe çıkartacağız. Çünkü AKUT’un çok iyi oturmuş bir kurum kültürü, bir duruşu, bir hiyerarşısi, bir modeli var. Bu modeli çok rahatlıkla Anadolu’nun değişik yerlerine uygulayabiliyoruz. Ama yerel yönetimlerin desteğini arkasına alan, yerel medyasından destek alan, yerel insanlardan oluşan ve o bölgenin insanına hizmet götüren bir model oluşturduk.
-
Sürekli büyüyorsunuz yani.
Neden büyüyoruz sorusunun cevabı çok basit. AKUT kurulduktan ilk üç yıl içinde 12 arama kurtarma çalışması yapıldı. Geçen yıl 103 çalışma yapıldı.Biz ne kadar ekip sayımızı artırırsak okadar ihbar geliyor ve okadar çok hayat kurtarıyoruz.AKUT’un katıldığı çalışmalar 600′e yaklaştı.Kurtarılmasına vesiye olduğumuz insan sayısı 847 kişi.
Türkiye’de bu deneyime sahip başka hiçbir ekip yok.Çok farklı coğrafyalarda farklı şartlar altında çalışma yürütecek kabiliyette kendimizi yetiştirdik. AKUT ‘un farkı yamaç paraşütünde, depremlerde, dağ kazasında, sel felaketinde yani işin içinde can riski olan her şart altında arama kurtarma icra edebilecek bir modelimiz var. 
Ve sadece AKUT’a özgü bir model.Dünyada böyle bir örnek daha olduğunu tahmin etmiyorum.AKUT’un en büyük farkı aslında bu. aslında Anadolu insanının içindeki değerlerden, fedekarlıktan kaynaklanıyor. Biz ülkemizi ve insanımızı herşeyden daha çok sevdiğimiz için çaba gösteriyoruz. Hiçbir ekonomik karşılığı olmadan ekonomik, sosyal, özel hayatımızdan, üstelik yapılan ciddi karalama kampanyalarına rağmen çabamızı sürekli artırarak yaşıyoruz.
Ülkemiz için gençler için iyi bir rol model olmak istiyoruz.Mesela AKUT tişörtleri sokakta giyilmez, arabanıza ilgili bir şey yapıştıramazsınız, üzerinizde tişörtünüz varken sigara bile içemezsiniz.Gençlere yanlış bir etki yaratacak herşeyden büyük bir titizlikle kaçınıyoruz.Ama sivil toplum örgütünde çalışmak, gönüllülük demek böyle birşey. Mesainiz 24 saattir. Çünkü kurum size aittir. Ne kadar çok çaba gösterirseniz o kurum okadar yüceliyor.
AKUT’u biz kurduk ama bize ait değil. Türkiye AKUT’u ne kadar büyütmek isterse okadar büyüyecek. Sonuçta bu sosyal sorumluluk, yurttaşlık bilinci projesi.
KÜRESEL ISINMA BENİ GERÇEKTEN ENDİŞELENDİRİYOR
-
Küresel ısınma gündemde olan bir konu ve siz doğanın değişikliklerine yakından tanık olan birisiniz. Neler hissettiriyor size?
Çok tedirgin edici bir fotoğraf var. Bu fotoğraftan tedirgin olmamak korkmamak mümkün değil. Açıkcası ben çok endişe ediyorum. Çünkü olayı sadece su kaynaklarının tüketilmesi, havanın ısınması, orman yangınları olarak düşünmüyorum. Bunların tetikleyeceği başka sorunlarda olabilir. Göç mesela. Hersene binlerce insan göç etmeye çalışıyor. İşte Yunanistan-Türkiye arasında Ege Denizi’nde hababam insanları kurtarmaya çalışıyorsunuz. Ve bu sayı yüzbinler, milyonlar mertebesine çıkarsa ne olacak.Gerçekten çok büyük sorunlara, tramvalara, bölgesel çatışmalara, topyekün savaşlara yol açabilir. İşin o tarafı beni gerçekten endişelendiriyor.
-
Peki sizin bir öngörünüz var mı? Bir beş yıl sonra şurası benim gördüğüm gibi olmayacak dediğiniz. Önlem için projeler ya da?
Herşey değişiyor hiçbirşey eskisi gibi değil. Elle tutulur örneklerimden biri Klimanjaro Dağı. 1996 yılında gitmiştim bir de 2006 da gittim.Gerçekten çok fark var. O sadece dağdaki bir örnek. Bu örnek bütün heryerde geçerli aslında.Tatlı su kaynakları ile sorun olabilecek önümüzdeki yıllarda. Kuraklıkla birlikte sürekli orman yangınlarıyla ormanlar tükeniyor bu da çok ciddi bir durum. İnsanlar tüketim davranışlarındaki alışkanlıkları değiştirmezse ki kolay kolayda değiştirmesi mümkün değil, iyi bir gidiş değil. Biz şuanda küresel iklim değişikliklerine dikkati çekmek için bireysel kullanımı azaltmak için sürekli birşeyler söylemekteyiz değil mi? İşte dişinizi fırçalarken musluğu kapalı tutun. Bunu söylüyoruz öte taraftan bakıyorsunuz koca binaların hepsi ışıl ışıl. Yani o enerji bedava mı? Ne gereği var. Bu ne perpiz bu ne lahana turşusu derler adama.
Alışkanlıklarımızı eğer değiştireceksek hepberaber değiştirmemiz gerekiyor.Yoksa insan bu kampanyaların samimiyetine inanmıyor.
-
Çarpık kentleşmede ciddi bir sorun, önüne geçemiyoruz. Bu anlamda yapılanlar yeterli mi?
Hiçbirşey yapılmadı demek doğru olmaz.Birçok şey yapıldı ama yapılanlar yeterli değil. Daha fazlasını yapmak lazım. Çünkü problem büyük. Bu kadar büyük problem bu kadar çaba ile çözülmez. Problem 50 yılın birikimi oluşmuş. O zaman uzun soluklu eylem planları ile cevap vermek gerekiyor. Sadece arama kurtarma ekipleri kurmakla bu iş bitmiyor. Mevcut yapı stoklarının tamamının elden geçmesi ve birinci önceliğimiz cansa yıkılma riski olanlarında tamamen boşaltılması gerekiyor. Daha o kadarını bile çözemedik.
-
AKUT’a katılmak isteyen gençlere, gönüllülere ne söylemek istersiniz?
Herşeyi devletten beklediğimiz düzen bitti aslında. Herkesin üzerine düşeni yapması gereken bir dönem başladı Türkiye’de. Öğrenci ise derslerine çalışacak, sorumluluklarını yerine getirecekler. Çalışıyorlarsa hangi işte olursa olsun işlerini iyi yapacaklar. Bunu yaparkende biryandan yurttaş olmanın sorumluluklarını da yerine getirmeli.Bir yanlışlık gördüğünde ‘aman banane’ dememesi gerekiyor. Çünkü onu da ilgilendiren bir yanlışlık. O yüzden yurttaşlık sorumluluğu hep dikkat çekmeye çalıştığım şey. Yurttaş olmanın hakları olduğu gibi sorumlulukları da vardır.
Sorumluklarımızı yerine getirdiğimiz takdirde bu ülke daha yaşanabilir bir yer olur. Yoksa kendimizi toplumdan soyutlar kendi küçük dünyamızda yaşarsak, bir takım çıkar odakları, çeteler, mafyalar, tarikatlar, güç birliği yapmış başka odaklar bizim üzerimizde bir tahakküm kurabilirler. Ve şuanda Türkiye’nin fotoğrafı da bu zaten.
Sokaktaki insanında fikrini dile getirmesi düşüncelerine sahip çıkması gerekiyor. Gençlere söyleyeceğim en önemli şey bu. Bu ülke onlara ait ve kendilerine ait vatana, millete, Cumhuriyet’e sahip çıkmaları lazım.
-
Sizin üzerinizde çalıştığınız proje, yeni bir hedefiniz var mı?
Bende hedef çok. AKUT’u büyütmek, Everest’e bir daha çıkmak istiyorum. Şuanda 7′inci kitabımı yazıyorum. Bu sonbaharda yine motosikletle Asya tarafına bir seyahat düşünüyorum.
-
Bursa hakkında da kısaca değerlendirmenizi alsak.
Büyük bir ailenin parçası olarak hayatımızı sürdürüyoruz Bursa’da da. Zaten , öncesinde 911 Arama Kurtarma Derneği olduğu için, işlerini çok iyi biliyorlar. AKUT’la birlikte tabiki birçok şey daha da kolaylaştı. Burdaki ekip çok yetkin, çok donanımlı ve tecrübeli. Kurucu Başkanı Aziz Doğan yıllardır başında. Dolayısıyla hepsi kendi hayatlarını adamış insanlar. Bursa’ya çok yakışır bir ekip var burda.
-
Keyifli sohbet için teşekkür ederim
-
(Bu röportaj Park Magazin Dergisi Eylül sayısında yayınlandı)
AKUT BURSA:
AKUT Bursa Ekibi küçük teorik eğitimler verdiği yeni gönüllü adaylarıyla tanıştığı haftalık toplantılarını her perşembe 19:30-21:00 arasında yapıyor.
AKUT Merkez İletişim Bilgileri :
Adres: Esentepe Büyükdere Cad. No : 120 34394 İstanbul – TURKİYE
Tel: 90 (212) 217 04 10 (Pbx) Faks: 90 (212) 217 04 22
Email: info@akut.org.tr Web: www.akut.org.tr
AKUT BURSA Ekibi İletişim Bilgileri:
BURSA Ekip Lideri : Aziz Doğan 0 532 375 11 04
e-mail : azizdogan@akut.org.tr web: www.akut.org.tr/bursa
Adres: Fethiye mah. Nilüfer Hatun cd. No:139 Nilüfer / Bursa
(Milli Piyango Anadolu Lisesi Karşısı) Tel & Fax : 0 224 241 90 90
GSM: 0 549 301 14 27
ADY Sorumlusu :Abdullah Nişancıoğlu GSM: 0 533 5178040
email : nisancioglu@gmail.com
Ali Nasuh MAHRUKİ,21 Mayıs 1968’de İstanbul’da doğdu, ilk ve orta öğrenimini Şişli Terakki Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1992 yılında Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Dağcılıkla 1988 sonlarında, isim babalığını ve üç yıl boyunca başkanlığını yaptığı Bilkent Üniversitesi Doğa Sporları Topluluğu’nda – DOST – tanıştı. Yazar, fotoğrafçı ve profesyonel sporcu olan Mahruki, dağcılık, mağaracılık, yamaç paraşütü, aletli dalış, motor sporları, yelken ve bisiklet sporları yapmaktadır. Arama Kurtarma Derneği – AKUT kurucu üyesi ve başkanı, Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Derneği – UGSAD, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Sualtı Araştırmaları Derneği – SAD, Gezginler Kulübü üyesidir. Bahçeşehir Üniversitesi’nde 3 yıl “Takım Çalışması ve Liderlik” dersi vermiştir ve bu konularda motivasyon seminerleri düzenlemektedir. Hürriyet ve Cumhuriyet gazeteleri eklerinde ve NOKTA dergisinde köşe yazarlığı yapmıştır ve çeşitli televizyon kanallarında belgesel programları hazırlamıştır. Halen ELEGANS dergisinde yazmaktadır. Eserleri: 1995 – Bir Dağcının Güncesi, 1995 – Everest’te ilk Türk, 1996 – Bir Hayalin Peşinde, 1999 – Asya yolları, Himalayalar ve Ötesi; Yeryüzü Güncesi, 2007; Vatan Lafla Değil Eylemle Sevilir.
1992 – 1994 yılları arasında, Sovyet Asya’nın en yüksek (7000 metrenin üzerinde) beş dağına tırmanarak, (Khan Tengri – Lenin – Korjenevskoy – Communism – Pobeda) Rusya Dağcılık Federasyonu tarafından verilen “Kar Leoparı” ünvanını alan az sayıdaki batılı dağcıdan biri oldu. Dünyanın en zorlu ve tehlikeli 7000’lik dağlarından biri olan Pobeda dağının 8. solo tırmanışını yaptı. |












İclal Aydın Margariti, Roma’da bulunan yabancı dil, organizasyon ve bireysel seyahat hizmetleri veren Language&Advisory tasarım stüdyosunun sahibi.
Ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Ne işler yaptınız?
Yerleşmeye nasıl karar verdiniz?
Kültürler arası sınır çizgileri ancak diğer tarafı okuyup anlayarak silinir, bu yüzden çeviri yapıyorum…
Advisory kısmında ise, Türkiye’den tatil ya da iş maksatlı İtalya’ya seyahat eden kişi ve grupları değişik fikirlerle hazırlanmış kaliteli programlara yönlendiriyoruz. Örneğin, Bireysel Seyahat Tasarımı adlı bir bölümümüz var. Şirketlere, arkadaş gruplarına, ailelere, romantik çiftlere bütçeleri, özel zevkleri, bir seyahatten neler bekledikleri, kişilik özellikleri gibi hususlar üzerinde çalışarak özel bir seyahat tasarımı yapıyoruz. Bu seyahatlerde otellerde değil, çiftlik evlerinde, ortaçağ şatolarında, manastırlarda kalınıyor. Sadece organik besinlerle hazırlanan İtalyan mutfağı yemekleri, şarap, peynir, zeytinyağı tadımı, golf, binicilik, kesinlikle işe yarayan “beni baştan yarat” güzellik çiftlikleri gibi aktiviteler eşliğinde, tur şirketlerinin programları ile asla görülemeyecek köylere, kasabalara gidiliyor. Opera, tiyatro ve bale izleniyor, Gucci, Prada gibi tasarım markalarının ürünlerinin indirimli satıldığı özel adreslerde alışveriş yapılabiliyor.
Eşinizin işi ile bilgi alabilir miyiz? 
Bir buluşma sözü vardı ortada, evet! 7 Mart’ta TÜYAP Bursa Kitap Fuarı’nda Ece Temelkuran okuyucuları ile biraraya gelecek ve kitaplarını imzalayacaktı. Ancak aramızdaki söz sadece bundan ibaretti. 
Ve çok fazla yazan yok aslında gerçek gündemi , bu konulara temas eden yok .