Soru’Yorum; Engin Çağlar

engincaglar

  “Türk sineması şimdi eskiye özlem çağını yaşıyor. Şayet bizim dönemimizde benim oynadığım bir film 1 milyon seyircide kalsaydı, birdaha hiç kimse bana sinemada rol teklif etmezdi”…

Türk sinemasının yakışıklı aktörü Engin Çağlar’dan Türk sinemasının yaşadığı dönemleri değerlendirmesini istedim ve bugünü sordum. İşte usta sanatçının yorumu;

“Türk sineması şimdi eskiye özlem çağını yaşıyor. Türk sinemasının en önemli, altın dönemi; 1952′de Kanun Namına ile başlayıp, 1974 yılına kadar süren genelde Yeşilçam Sineması dedikleri dönemidir. O dönem sinemanın Türk halkıyla çok içiçe olduğu, çok özdeşleştiği bir dönem. Hem sinema oyuncularının çok önde olduğu ve çok sevildiği, hemde Türk halkının tek eğlence tek eğitim yeri olan sinemaların en üst düzeyde olduğu zaman.

Sonra bir aralık var. Televizyonun girmesi, ekonomik sorunlar, anarşik durumlardan dolayı 90 senesine kadar bir duraklama senesi var. 90′dan sonra da Amerikan sinemasının çok ağırlıklı olarak Türkiye’ye yerleştiği ve Türk sinemasının filmlerinin sinemalarda yer bulamadığı bir dönem var.

İşte 2000′lerden sonra bir kıpırdanma var. Ama bu tabi tam Türk insanına mal olan bir sinema değil. Şimdi bakıyoruz 1 milyon seyirciyi aştığı zaman havalara uçuyorlar. Filmler genelde 15 bin-100 bin seyircisiyle sınırlı.

Şimdi ben onu diyorum; şayet bizim dönemimizde benim oynadığım bir film 1 milyon seyircide kalsaydı, birdaha hiçkimse bana sinemada rol teklif etmezdi. Biz ozamanki 45-50 milyonluk Türkiye’de 20-25 milyona hitap eden filmler yapıyorduk.

Bundan sonra o dönemleri yakalamak mümkün değil. O bir dönem, Türk halkının ekonomik, sosyal getirileriyle, Türk tarihi ile ilgili.engincaglar-

Bu süreçte Türk izleyicisi nasıl değişti?

Daha genç bir nesil geldi ama tabi o yeterli değil. Biz Türk ailesine hitap eden 5-6 kişinin aynı anda aile içinde sevdiği, izlediği filmleri yaptık, herkes o filmleri seyretti. Şimdi seçiyorlar, 20-30 bin kişide kalıyor maalesef.

 

Soru’Yorum;Tolga Örnek

Tolga ÖrnekDevrim arabaları filmi ile ilgili forumlarda Necmettin Erbakan’ın adı çok geçti. Hatta Devrim’in fikir babası olduğunu iddia edenler ve filmde adının geçmemesini eleştirenler bile olmuştu.

Osmangazi Belediyesi Türk Sinema Şenliği’nde Devrim Arabaları filmini izledikten sonra,  Tolga Örnek’e iddia edildiği gibi Devrim arabası ile Erbakan arasında bağlantı olup olmadığını sordum.

Tolga Örnek; “Yok öyle bir şey, yok. O dönemde, Necmettin Erbakan sadece Türkiye’nin kendi otomotiv sektörü olmasını destekliyor. Ama devrim arabaları projesinde maalesef yok. Onu söyleyenler belge çıkarmak zorunda. Ben mühendislerle de konuştum, öyle bir şey yok” diyerek konuya açıklık getirdi.

Belgeselleriyle adından söz ettiren Örnek, aynı zamanda mart ayında yeni bir projeye başlayacağını, ama bu kez belgesel değil uzun metrajlı bir film çekeceğinin ipucunu verdi.

Soru’Yorum; “Hulusi Derici toplumun değerlerini hafife aldı”

mediacat_obama

Reklam ve pazarlama sektörü için yayınlanan MediaCat Dergisi, ABD Başkanı Barack Obama’nın gelişini Atatürk’ün ikonlaşmış fotoğrafı ile Nisan sayısına kapak yapmıştı.

Bursa’da bir iletişim seminerine katılan Bahçeşehir Dekanı Prof.Dr. Haluk Gürgen’e Mediacat’in kapak için kullandığı fotoğrafı sordum. Prof.Dr. Gürgen, Hulusi Derici’nin tasarımı ile toplumun değerlerini hafife aldığını söylerken, kapağın iletişimde ilgi çekmek adına da savunulamayacağını söyledi.

haluk-gurgenİşte Gürgen’in yorumu; “Açıkcası kapağı hiç doğru bulmuyorum. Birçok açıdan doğru değil. Birkere toplumun, kültürel, bu toplumu toplum yapan değerleri ile çelişiyor. Yani bizim için Atatürk ve o fotoğrafı, bizim kim olduğumuzu anlatmada A’tatürkün bizimle kurduğu, bizim onunla kurduğumuz bağı oluşturmada çok önemli. Simgesel bir önemi var, gücü var. Siz bunu şaşırtmak, ilgi çekmek adına yani Atatürk’ün kafasının yerine Obama’nın kafasını koyarak altüst edemezsiniz. Bu sorumluluk olarak görülemez. İletişim sorumluluğu ya da iletişim işi ya da iletişimde cazibe yaratmak, ilgi çekmek gibi nedenlerle savunulamaz. Bu gerçekten çok ciddi bir sorundur ve de işte böyle hatalar yüzünden ciddi sorunlar yaşarız.

Benzer şeyleri Başbakan’da yaptı biliyorsunuz. Mesela kredi kartını mağdurlarına sahtekar dedi. Krizde bilmem ne yapamayana beceriksiz dedi . Olmaz bunlar.

Kitle ile kurulan ilişkide, iletişimde temel değerler var. Hiçkimse böyle kendisine beceriksiz denmesini, sahtekar denmesini hele toplumun içinde istemez.

Çalışanlarınızla da mesela, kişiliğini hedeflemeden yaptığı işi dikkate alarak sorgulamak gerekir. Sen sahtekarsın dediğin vakit olmaz. Hulusi Derici’nin yaptığı da böyle bir şey, toplumun değerlerini hafife almak demek o.

 

Başbakan iyi bir lider değil”

SBU: Sizin gözünüzde, ‘evet, liderlik kavramlarına gerçekten uyuyor’ dediğiniz, örnek verebileceğiniz isimler var mı?

Var ama isim vermeyeyim. İsimle meseleyi çözmüyoruz. Önemli olan davranışlar, kararlar, felsefe. Ama Başbakanımızı iyi bir lider görmüyorum. Siz samimi olarak öyle düşünüyor olabilirsiniz, sizin için söylediğiniz doğrudur ama nerde, ne zaman söylediğiniz çok önemlidir. Her doğru her yerde söylenmez.Anlaşılmaz. Basbakan’da bu nedenle, bu yönüyle iyi bir lider değil bence.

Yazar

Yazmaya alfabeyi öğrenmeden, muhtemelen hayal dünyasında başladı. Çocukken masallara şarkılar, gençliğinde aşklara şiirler, öğrenciliğinde derslere notlar yazarken, kendini ekonomi üzerine haberler yazarken buldu. Yazdığı en iyi şeyin hayatı olmasını isterken, 'Hayat'ı 'köşebaşı'nda yazmaya devam ediyor...

FOTO GALERİ

aykut-teyze Büyükada.jpg Köy düğünü.jpg Hey özgürlük.jpg Şenlik Yürüyüşü.jpg Köy düğünü.jpg gokcedaya-yolculuk dugun Martı2 anne-kiz