Röportaj;Tek sermayesi hayatı sevmek

 

5kb İclal Aydın Margariti, Roma’da bulunan yabancı dil, organizasyon ve bireysel seyahat hizmetleri veren Language&Advisory tasarım stüdyosunun sahibi.

Yaklaşık 10 yıl önce Bursa’dan İtalya’ya uzanan hikayesi; asıl önemli olanın yaptığınız işin ne olduğu değil, hayatı ve işinizi sevdiğinizde başarılı olmanızın kaçınılmaz olduğunu anlatıyor…

Bursa’da kadrolu işinden istifa edip hiç bilmediği bir ülkeye gidecek kadar cesur…

Krepçi dükkanında çalışırken bütün sokağa Sezen Aksu şarkılarını ezberletecek, İtalyanlara darbuka eşliğinde göbek atmayı öğretecek kadar eğlenceli..

Ait olduğu toprakların öyküsünü Ben Anadolu eserini İtalyancaya kitap olarak çevirecek anlatacak kadar gönüllü elçi…

Müşterilerinin kişilik özellikleri üzerinde çalışarak özel seyahat tasarımları yapacak, ortaçağ şatolarında, manastırlarda ağırlayacak kadar yaratıcı…

İclal Aydın Margariti’nin hikayesinde sadece işine değil hayatının merkezine mutlaka yaratıcılık ve kaliteyi yerleştirdiğini okuyacaksınız…

İclal Aydın Margariti kimdir kısaca bahsedermisiniz?

Siz de en zor sorudan başladınız :)

Bursa’da bir işiniz hayatınız vardı? İtalya’ya gitmeye nasıl karar verdiniz? Gidiş amacınız neydi?.

Her gencin okulunu bitirdikten sonra hayata atılmadan önce zenginleşmek için bir yurtdışı deneyimi yaşaması gerektiğini düşünüyorum. Bu Amerika da olabilir, Endonezya da… Ben üniversiteyi bitirdikten sonra bir devlet okuluna İngilizce öğretmeni olarak atanıp bir sene çalıştım. Türkiye gerçeği ile ilk tanışmam o zaman oldu. Renge ve farklı olana tahammül edemeyen ve kişileri bir duvarın birbirinin aynısı tuğlaları gibi şablona sokmaya çalışan milli eğitim sisteminin beni köreltmesinden korktum ve herkesin kolay kolay göze alamayacağı bir şekilde kadrolu işimden istifa ettim. Şimdi geriye dönüp bakınca çok doğru bir karar vermiş olduğumu görüyorum. Çünkü aynı dönemde mezun olduğumuz ve hayata benim gibi idealist başlayan öğretmenlerin birkaç ay içinde düzene ayak uydurarak renklerinden vazgeçtiklerini ve “salla başını al maaşını” moduna girdiklerini gördüm. Her zaman öğrencileri tarafından en samimi duygularla sevilen bir öğretmen oldum. Onların gözünde bir rock şarkıcısı popülaritesine sahiptim. Ama diğer öğretmenlerin ve yöneticilerin gözüne battım. O dönem, Aziz Nesin’lik bir kitap yazacak kadar trajikomik malzeme birikmişti ama ben yazmak için tekrar hatırlamaktansa o anıları unutup bir süre kafa dinlemek için İtalya’ya gitmeye ve İtalyanca öğrenmeye karar verdim. Orada yerleşik bir düzen kurmak gibi bir amacım yoktu.

iclalaydinmargaritiNe gibi zorluklarla karşılaştınız? Ne işler yaptınız?

İşte o konuda çok ama çok şanslıydım. Hiçbir zorluk çekmedim. “Simyacı” kitabındaki gibi, ben pozitif düşündükçe sanki bütün evren benim İtalya’da mutlu ve sorunsuz bir süreç geçirmem için işbirliği yapmıştı. Karşıma hep doğru ve düzgün insanlar çıktı. İtalyanca öğrenirken bir taraftan da çalışmak istedim. Mesleğim olan İngilizce öğretmenliğini yapmaya başladım. Birkaç hafta ilkokul öğrencilerine özel ders verdim. Sonra, tamamen bir tesadüf eseri, hafta sonları bir krepçi dükkanında çalışmaya başladım. Dükkan sahipleri ressam bir karı-kocaydı. Üçümüz o küçük dükkanda benim çaldığım Türkçe şarkılar eşliğinde dans ederek krep satarken o kadar eğleniyorduk ki, şunu öğrendim: Yaptığın işin ne olduğu değil, kimlerle çalıştığın ve iş ortamımın nasıl olduğu önemlidir. O dönem bütün sokak Sezen Aksu şarkılarını ezberledi, darbuka eşliğinde göbek atmayı öğrendi.

İnsan, bir toplumu oluşturan dinamiklerin içindeyken aynaya bakamıyor, baksa da bir şey göremiyor…

Sizin için en büyük sermayeniz neydi?

En büyük sermayem kesinlikle hayata dair iyimserliğim, onu olduğu gibi kabul etmekten ziyade kendi görmek istediğim gibi görme konusundaki başarımdı. Ama eninde sonunda hayat herkese kendisini bir şekilde öğretiyor. Şu anda eskisi gibi gözü kara olmadığımı hissediyorum.

Giderken ne düşlüyordunuz?

Hiçbir şey sonunu bildiğin bir hikayeyi yaşamak kadar can sıkıcı olamaz. Başta merak ve dünyanın merkezini arama içgüdüsü ile yola çıktım. Aslında bu konu ile ilgili en doğru saptamayı Nasreddin Hoca yapmış, “dünyanın merkezi benim Karakaçan’ın bastığı yerdir, inanmıyorsanız ölçün” diyerek.

Ne değişti sizin için?

İnsan, bir toplumu oluşturan dinamiklerin içindeyken aynaya bakamıyor, baksa da bir şey göremiyor. Yurtdışında yaşamak bana her şeyden önce Türkiye’ye Türkiye’den değil, dışarıdan bakmayı gösterdi. Her toplumun kendine göre kodları var ve tek bir kodlamaya bağlı kalmadan yaşama özgürlüğüne sahip olduğum için memnunum.

domenico-simitYerleşmeye nasıl karar verdiniz?

Domenico ile evlenmeye karar verdiğimizde “Roma’da kalalım” dedik. Ama eşim de benim gibi başka kültürleri, başka ülkeleri merak eden ve her fırsatta seyahat eden bir insan. Evimizin duvarları dünya haritaları ile dolu. İleride nerede oluruz, bilemiyorum. İkimiz de New York’ta yaşamanın da hoş olacağını düşünüyoruz ama ben asla ailemden o kadar uzaklaşamam. Şimdi uçağa atlayınca iki saat sonra İstanbul’da oluyorum. Uzun vadede bir başka alternatif de Türkiye’de bir sahil kasabasında İtalyan restoranı açmak.

Eşinizle tanışmanız nasıl oldu?

Bir filozofun dediği gibi, hayatı anlamanın iki yolu var. Her şeyin tesadüf olduğunu ya da hiçbir şeyin tesadüf olmadığını düşünmek. Eşimle tanışmamın nasıl olduğundan ziyade şunu paylaşmak isterim. Onunla tanıştığım anda onun elmanın diğer yarısı olduğunu, aslında kaderin var olduğunu ve benim İtalya’ya gelişimin bir tesadüf değil, önceden yazılmış gizli bir senaryo olduğunu hissettim.

Eşim Domenico kendisini Bursasporlu ilan etti. Tarihi hamama gidiyor, sokak aralarındaki kebapçıları, turşucuları, ipekçileri biliyor…

Dışardan nasıl bakıyorsunuz Bursa’ya? Eşiniz nasıl değerlendiriyor. İlginç anılarınız var mı?

Bursa en güzel yıllarımın, çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği, beni büyüten şehir. Senede en az iki kere ailemle vakit geçirmek için geliyorum, ancak ne yazık ki fazla değişmiş olduğunu görerek üzülüyorum. Sokaklar, dükkanlar, yollar, evler ve en önemlisi yüzler değişmiş. İnsanlar Setbaşı, Çekirge, Muradiye gibi karakteristik ve güzel semtleri bırakıp uzaklardaki sitelere yerleşmiş, kent sanki terkedilmiş.

Eşim Bursa’yı çok seviyor, özellikle de eski Bursa evleri arasında yürüyüş yapmaya bayılıyor. Bursaspor Stadyumu’nun yanındaki Safran Restoran’da evlendiğimiz için kendisini Bursasporlu ilan etti. Tahtakale’deki köylü pazarından alışveriş yapıyor. Şehri tam eski Bursalılar gibi, esas halinin tadını çıkararak yaşıyor. Tarihi hamama gidiyor, sokak aralarındaki kebapçıları, turşucuları, ipekçileri biliyor, terzi, bakkal; esnaf onu tanıyor ve her gelişinde mutlaka hepsine uğruyor.

Aklıma gelen ilk ilginç anı; birgün Bursa’da bir ocakbaşı restoranına gittik ve eşim kebap öncesi bostana istedi. Bostana yoktu. Masadaki Türk arkadaşımız bostananın ne olduğunu bile bilmiyordu. Eşim, kırk yıllık Antepli, Urfalı gibi, nasıl olur da bir kebapçıda bostana bulunmaz diye eleştiri yapmıştı.

7kbKültürler arası sınır çizgileri ancak diğer tarafı okuyup anlayarak silinir, bu yüzden çeviri yapıyorum…

Tiyatro geçmişiniz var. Aynı zamanda yakın zamanda ülkemizi temsil ettiniz. Ben Anadolu’nun çeviri hikayesini paylaşır mısınız?

İtalyan insanı ile iç içe yaşıyorum. Kültürlerini en ince ayrıntısına kadar öğrenirken, ben de onlara ait olduğum toprakların öyküsünü anlatmak istedim. Anadolu’lu olmak kavramını en iyi “Ben Anadolu” adlı tiyatro oyunu anlatıyor. Kibele’den Artemis’e, Halide Edip’e kadar altı bin yıl boyunca sürekli yeniden mayalanan bir toprak. Büyük usta Güngör Dilmen’in yazdığı bu eser benim İtalyanca dilindeki ilk çevirim. Geçen sene İtalya’da kitap olarak basıldı. Önsözünü Zülfü Livaneli kaleme aldı. Şimdiki hedefimiz oyunun Roma veya Milano’nun büyük tiyatrolarından birinde sahnelenmesini sağlamak. Kültürler arası sınır çizgileri ancak diğer tarafı okuyup anlayarak silinir, bu yüzden çeviri yapıyorum.

Bu yönde yeni proje var mı?

Evet, var. Ben Anadolu’nun İtalya’da yayınlanmasının ardından çeşitli yayınevlerinden ve edebiyat ajanslarından kitap çevirisi için teklifler aldım. Elimden gelse hepsini kabul ederim ama vakit kısıtlı. Şu sıralar kendi yazılarımla meşgulüm. Yabancı ülkede yaşamak insanın tüm antenlerini açıyor. Hem kendi ülkeme hem de İtalya’ya kendi iç dinamiklerinden değil, dışarıdan bir göz gibi bakmayı öğrendiğim için elimde çok fazla yazacak konu birikti. Yaptıklarımla ilgilenen yayınevleri var. Biri İtalyanca, diğeri Türkçe iki kitap üzerinde çalışıyorum.

Şirketinizi nasıl kurmaya karar verdiniz?

Language Advisory Studio, benim 10 yıllık iş tecrübemin ve hayal dünyamın birleşmesi sonucu doğdu. Roma’daki önemli şirket ve kurumların yönetim kadrolarına İngilizce dersleri ve public speaking seminerleri verdim. Bir süre sonra artık enerjimi kendi işim için harcamam gerektiğini düşündüm. Henüz küçük bir bebeğiz, daha büyüyeceğiz.

Müşterilerimizin bütçeleri, özel zevkleri, bir seyahatten neler bekledikleri, kişilik özellikleri gibi hususlar üzerinde çalışarak özel bir seyahat tasarımı yapıyoruz. Otellerde değil, çiftlik evlerinde, ortaçağ şatolarında, manastırlarda ağırlıyoruz…

titigkb

Hizmetleriniz neler, örnek verirmisiniz?

Hizmetlerimiz İtalyan ve Türk müşterilerimize yönelik olmak üzere ikiye ayrılıyor. www.language-advisory.com adresli internet sitemizi de bu şekilde ayırdık;

İtalya’da kişilere, gruplara ve firmalara İngilizce ve Türkçe kursları düzenliyoruz. Asla alışılmış teknikler kullanmıyoruz. Yaratıcı drama, meditasyon, yoga kullanarak İngilizce öğretiyoruz. Fuarlarda ve toplantılarda çevirmenlik servisi veriyoruz. Bu, language kısmı.

titig-kbAdvisory kısmında ise, Türkiye’den tatil ya da iş maksatlı İtalya’ya seyahat eden kişi ve grupları değişik fikirlerle hazırlanmış kaliteli programlara yönlendiriyoruz. Örneğin, Bireysel Seyahat Tasarımı adlı bir bölümümüz var. Şirketlere, arkadaş gruplarına, ailelere, romantik çiftlere bütçeleri, özel zevkleri, bir seyahatten neler bekledikleri, kişilik özellikleri gibi hususlar üzerinde çalışarak özel bir seyahat tasarımı yapıyoruz. Bu seyahatlerde otellerde değil, çiftlik evlerinde, ortaçağ şatolarında, manastırlarda kalınıyor. Sadece organik besinlerle hazırlanan İtalyan mutfağı yemekleri, şarap, peynir, zeytinyağı tadımı, golf, binicilik, kesinlikle işe yarayan “beni baştan yarat” güzellik çiftlikleri gibi aktiviteler eşliğinde, tur şirketlerinin programları ile asla görülemeyecek köylere, kasabalara gidiliyor. Opera, tiyatro ve bale izleniyor, Gucci, Prada gibi tasarım markalarının ürünlerinin indirimli satıldığı özel adreslerde alışveriş yapılabiliyor.

Ayrıca İtalya’da romantik evlenme teklifi ya da Roma’da, Toskana kırlarında, gerçek şatolarda, Venedik’te gondollar üzerinde düğün organizasyonları farklı ve iz bırakan bir şekilde evlenmek isteyenler için profesyonel bir kadro tarafından en ince detayına kadar kusursuz bir şekilde hazırlanıyor.

venedikkbEşinizin işi ile bilgi alabilir miyiz?

Eşim yaklaşık 15 yıldır işletmecilik yapıyor. Son üç yıldır Roma’nın en eski ve sofistike semtlerinden birinde iki ortağı ile birlikte restoran işletiyor. Orada mutfağa girmese de evde yemek düzeni tamamen ona ait. Bütün İtalyan erkekleri gibi o da mutfakta uzun zaman geçiriyor.

Size yaptığı en sevdiğiniz yemek ne?

Domenico, Güney İtalya’nın İyon denizi kıyılarında büyümüş bir deniz çocuğu. Deniz ürünleri, balık ve tabii ki spagetti pişirme konusunda uzman. Bana sıklıkla pişirdiği, börek gibi dilim dilim kesilen fırında hamsi ise favorim.

Restoranda kurslar veriyor musunuz? Ortak projeleriniz var mı?

Restoranımızda İtalyanca öğrenmek üzere Roma’da bulunan öğrencilere yönelik “usta-çırak” kursumuz var. Özellikle Japonlar bu tür kültür kurslarına çok ilgi gösteriyor. İtalyanca pratik yapmak isteyen öğrenciler 1 ay boyunca günde birkaç saat İtalyan mutfağı, yemek tarifleri, şaraplar, likörler, tatlılar ve restoran işletmeciliği üzerine restoranın mutfağında uygulamalı ders görüyorlar ve bu mesleğe dair incelikleri İtalyan ustalarından öğreniyorlar. İsterlerse restoranın özellikle müşterilerle iletişim ile ilgili hafif işlerine yardım edebiliyorlar. Bir ay sonunda bir adet katılım sertifikası ve sınavı geçtikleri takdirde “usta”dan referans mektubu alabiliyorlar. Yabancı dilleri gelişirken kültür alışverişine katılmış oluyorlar ve bir mesleğe ait incelikleri öğrenerek ülkelerine dönüyorlar. Türk öğrencilerimizin ilgisini bekliyoruz.iclal-sibel1

Keyifli sohbet için teşekkür ederim…

(Not: Bu röportaj Park Magazin – Haziran ‘09 sayısında yayınlandı)

Yazar

Yazmaya alfabeyi öğrenmeden, muhtemelen hayal dünyasında başladı. Çocukken masallara şarkılar, gençliğinde aşklara şiirler, öğrenciliğinde derslere notlar yazarken, kendini ekonomi üzerine haberler yazarken buldu. Yazdığı en iyi şeyin hayatı olmasını isterken, 'Hayat'ı 'köşebaşı'nda yazmaya devam ediyor...

FOTO GALERİ

anne-kiz dugun Martı2 aykut-teyze erkek-tarafi Martı.jpg Köy düğünü.jpg Şenlik Yürüyüşü.jpg Büyükada.jpg Hey özgürlük.jpg