Röportaj; “Acil olarak kültürel devrim yapmalıyız”

 

Üç yaşında babasının hediye ettiği keman ile müziğe başlayan Fatih Erkoç, 10’a yakın çaldığı enstrüman ile adeta hayatını besteliyor.

Kolay olanın iyi olan olmadığının anlaşılmasını isteyen Erkoç, ancak nitelikli sanat ile yükseleceğimize inanıyor ve ekliyor;

“Yetkililer sanata biraz daha ağırlık vermeli. Bu şekilde Türkiye’nin daha gelişeceğine ve çağdaşlaşacağına inanıyorum. Türk halkı olarak acil bir şekilde kültürel devrim yapmamız gerekiyor.” _MG_3195

Fatih Erkoç, Park Magazin okuyucuları için abartıya kaçmamayı düstur edindiği hayatını, kaliteli müzik ve sanat ile ilgili düşüncelerini anlattı…

 Röportaj: Sibel Bağcı Uzun

  • Sizi dinlediğimde şarkı söylemenin muhteşem ve çok zor bir iş olduğunu düşünüyorum. Böyleyken nasıl oldu da herkesin şarkı söylediği (!) bir zamana geldik?

Herkesin şarkı söylediği zaman, pop müzik zamanı ve maalesef ülkemizde pop müzik söyleyenleri sesinden çok görüntüsü ile tercih eden bir yapı var. Birçok TV kanalı, maalesef yapımcılar da dahil, sesinden daha fazla fiziki görüntüsü ile öne çıkan insanları konuk ediyor. Birçoğu manken olduğu e de magazinsel oldukları için tercih edilmekteler.

  • Fatih Erkoç denildiğinde müzisyen, söz yazarı, besteci, ses sanatçısı, Türk caz müziği denildiğinde akla gelen ilk isim…diye sıralamaya başlıyoruz. Sizi en iyi ne anlatıyor?

Caz müzisyeni.

Türk halkı her zaman kolayına geleni seçiyor. Nitelikli müzik veya sanat bu basitliğin çok ötesinde. Bir millet sanata olan düşkünlüğü oranında yükselir…

  • IMG_2976Müzik zevki, kaliteli müzik gibi kavramlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Türk halkı olarak neredeyiz?

Türk halkı her zaman kolayına geleni seçmeyi düşünüyor. Nitelikli müzik veya sanat bu basitliğin çok ötesinde olduğundan anlamak istemiyorlar. Ancak bu tarz konular açık oturumlarda tartışılıp fikirler söylenmeli, ufak bir söyleşide her şeyi dile getirmek çok kolay değil. Bir millet sanata olan düşkünlüğü oranında yükselir. Sadece bu kadar söyleyebilirim.

 

  • Biz hakikaten bize verileni mi kabul ediyoruz, yoksa bunu mu istiyoruz?

Kimisi bunu istiyor kimisi verileni kabul ediyor. Ancak “misafir umduğunu değil bulduğunu yer” diye de bir söz var. Ben ne çalar söylersem halkta onu dinler. Bence bu sorunun asıl cevabı; biz Türk halkı olarak acil bir şekilde bir kültürel devrim yapmamız gerekiyor. Sadece kültürel değil, her konuda aslında.

 Telif hakları ülkemizde daha adil dağıtılabiliyor olsaydı idealist bir sanatçıda rahat yasayacağı kadar para kazanırdı.

  • Bu piyasada etik olmak ya da idealist olmak para kazandırıyor mu? Kendi adınıza yapmak istemeyip yaptığınız şeyler oldu mu?

Yani ben şu anda kazandığım parayı sadece caz çalıp söyleyerek kazanmayı tercih ederdim. Ancak üstümde ağırlığını hissettiğim bir misyonu, pop müzik yaparak gerçekleştirdiğimi düşünüyorum. Pop müzikle beni seven ve dinleyen büyük bir kitle yarattım ve bu kitle artık daha sanatsal çalışmalar yaptığımda beni takip ediyorlar. Şunu demek istiyorum; pop müziği sanata sadece ucundan dokunabilir. Müzikte sanat deyince, pop müziği bunun içinde olmasa gerek.

Değerli bir çalışma yapıldığında ben bunun er ya da geç değerinin bilinip kabullenileceğini düşünüyorum. Ancak tabii ki dünyanın hiç bir yerinde, örneğin hiç bir cazcı ünlü bir popçu kadar para kazanamaz. Dünya da bile caz müziğinin yeri binde 5 gibi bir rakamdadır. Telif hakları ülkemizde daha adil dağıtılabiliyor olsaydı idealist bir sanatçıda rahat yasayacağı kadar para kazanırdı.

  • Grammy almak gibi bir hedefiniz var, bunun için yeterli olan şey nedir? Özel bir çalışmanız var mı?

Grammy için gerekli olan şey ciddi, çok ciddi bir çalışma. Özellikle de özgün bir çalışma yapmak, sonrasında da doğru insanlarla birlikte çalışmaktır. Evet, bu konuda ileriye yönelik bazı çalışmalarım var ama ne zaman gerçekleşir bilemiyorum.

  • Müzikte sentez yapmayı seviyorsunuz sanırım. Emmoğlu’nun Arap havalarıyla başlayıp caza dönüşen hikâyesi nedir?

Müzikte sürekli olarak bir sentez yaptığımı ve de sevdiğimi söyleyemiyorum. Ama ileride gerçekleşecek öyle çalışmalar var. Emmioğlu şarkısı çok uzun yıllar önce bir arkadaşın verdiği fikir ile ortaya çıktı ve geçte olsa çok sevildi. Oysa ki ben bu şarkıyı 15-16 yıldır söylemekteyim. Ama Beyaz Show’da söyleyince şarkı adeta tekrar hit oldu.

_MG_3227

 Ben gönlümde bir müziği hissediyorsam bu Türk sanat müziği de olabilir, Türk halk müziği de olabilir, caz da olabilir. Ve ben bütün bu müzikleri tek bir şarkıda kullanabilirim…

  • Var mı böyle sürprizleriniz, projeleriniz yine?

Emmoğlu gibi bir proje yok. Ancak ömür yettiği takdirde ilerisi için özelliklede ud ile bestelediğim sentez tarzı çalışmalar var. Öte yandan bu tür çalışmalara sentez demeyi çok da sevmiyorum. Ben gönlümde bir müziği hissediyorsam bu Türk sanat müziği de olabilir, Türk halk müziği de olabilir, caz da olabilir. Ve ben bütün bu müzikleri tek bir şarkıda kullanabilirim. Ve illaki buna bir sentez demek zorunda da değilim.

  • Uzun süre yurtdışında kaldınız. Dönmeseydim müzikte şuanda şuradaydım dediğiniz anlar oluyor mu?

Hayır. Çünkü ben buraya Norveç’ten döndüm. ABD’den dönmüş olsaydım belki diyebilirdim. Norveç’te kalsaydım yaşantımı iyi bir şekilde caz çalarak ve söyleyerek geçirebilirdim. Belki…

  • 10′dan fazla müzik aleti çalabiliyorsunuz, hangi enstüramanın sesi etkiliyor en çok. Özel yeri olan var mı içlerinde?

Benim asıl enstrümanım trombondur. En çok onu severim ama piyano çalgılar arasında en önemli olanıdır. Bu yüzden müzik okullarında piyanodan başka çalgı aleti çalanlara yardımcı saz olarak piyano çalma zorunluluğu getirilmiştir.

  • 1986 ve 1989 yıllarında Kuşadası şarkı yarışmasında birinci oldunuz. Eurovision şarkı yarışmasına da katılmıştınız? Bugünkü şarkı yarışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Değerlendirme yapmanızı istesem…

Bu günkü şarkı yarışmaları biraz farklılaştı. Özellikle Eurovision Şarkı Yarışması’nda eskiden şarkı sadece finalde halka dinletilirdi. Şimdi bütün dünya şarkıları öğreniyor sonra yarışıyorlar. Bence eskiden olanı daha doğru gibi geliyor. Şarkı yarışmalarının çok önemli olmadığını düşünüyorum.

  • Siz kimleri dinlemeyi seversiniz? Türkiye’de albümünü merakla beklediğiniz sanatçılar var mı?

Fatih Erkoç’un albümünü sabırsızlıkla bekliyorum. Dinlediğim sanatçılar arasında yabancı kökenli caz müzisyenleri ve o çizgide müzik yapan gruplar var. Ancak sevgili İlhan Şeşen’in yeni bir albümü çıkacağı zaman onu sabırsızlıkla bekliyorum ve şarkılarını beklerken “ben niye böyle şarkılar yapamıyorum.” diye hayıflanıyorum.

  • Konserlerinizde “Bursalıların eniştesiyim” diyerek Bursa ile özel bir bağınız olduğunu belirtiyorsunuz? Bursa’da ev sahibi olduğunuzu ve sık geldiğinizi biliyorum. Bu yakınlığı biraz açarcısınız?

Eşim Bursalı olduğu için bunu bilen bir grup yıllar önce bir konserde “sen bizim eniştemizsin.” sloganı attılar. Bu da benim hoşuma gitti ve arada sırada dile getiriyorum. Ayrıca Bursa’yı çok seviyorum. Bursalıların hem eniştesi, hem kardeşi hem abisi olabilirim.

 Bursa’da, birçok sanatçının vereceği konsere yeteri kadar dinleyici bulunduğunu düşünüyorum. Yetkililerin kaliteli konser salonları inşaa etmeleri ve nitelikli konserler veren sanatçıları buralarda ağırlamaları gerekiyor…

  • Bursa’da müzik adına kaliteli mekânların özlemi içindeyiz. Bu konuda İstanbul’un çeşitliliğine özenerek bakıyoruz. Bursa’yı bu açıdan değerlendirme imkânı buldunuz mu? Kültür ve sanat şehri olma yolunda Bursa’nın söylem dışında ne yapması gerekiyor sizce?

Herhangi bir araştırmada bulunmadım. Yetkililerin kaliteli konser salonları inşaa etmeleri ve nitelikli konserler veren sanatçıları buralarda ağırlamaları gerekiyor. Yani sanata, yetkililerin biraz daha ağırlık vermesinden bahsediyorum. Bu takdirde tüm Türkiye’nin daha gelişeceğine ve çağdaşlaşacağına inanıyorum. Ayrıca Bursa’da, birçok sanatçının vereceği, birçok konsere yeteri kadar dinleyici bulunduğunu düşünüyorum.

  • Devlet Senfoni Orkestrası’nda görev alan bir sanatçı olarak, Bursa’daki senfoni orkestrasının hala kendine ait çalışacağı ve sahne alacağı iyi bir mekânı olmadığını biliyor musunuz?

Biliyorum. Ve tabii ki buna üzülüyorum. Kriz biter bitmez buna bir çare bulunacağını düşünüyorum.

 _MG_3177

 Bodrum’da doğa ile baş başa olabildiğim için daha çok huzurluyum. Bu yüzden olabildiğince teknemde kalmaya çalışıyorum.

  • Bodrum’da teknede yaşıyorsunuz bildiğim kadarıyla. Bize biraz mavi tutkunuzdan bahsedercisiniz?

Henüz teknede tam olarak yaşamıyorum. Ama birkaç sene içinde ciddi düşünüyorum. Çok sevgili Haldun Sevel abimin yazdığı gibi “insanın doğasında demir ve beton yığınları arasında yaşamak değil, doğa ile baş başa olmak vardır.” Onun için ben Bodrum’da daha çok doğa ile baş başa olabildiğim için daha çok huzurluyum. Bu yüzden olabildiğince teknemde kalmaya çalışıyorum.

  • Aynı zamanda Bodrum’da sahne alıyorsunuz, sahnedeki performansınızın ününü duyduk. Oradaki atmosfer başka mı?

Ee gelip görün! Ekim sonuna kadar pazartesi ve salı günleri 22:30-01:30 arası sahnedeyim efendim, beklerim.. Ancak birkaç gün önceden rezervasyon yaparsanız sizin için hayırlı olur.

  • Son olarak; her hikâyenin bir başlangıç, gelişme ve sonuç kısmı olur. Bir de hep ana fikir vardır bize sorulan. Fatih Erkoç kendi hikâyesinde nerede olduğunu düşünüyor ve hayattan edindiği ana fikrini merak ediyorum. Sizi sevenler için paylaşmanızı istesem…

Fatih Erkoç’un ana fikri hayatı çok ciddiye almamak aslında. Çünkü hayat bir çocuğun eline verilmiş kırılası bir oyuncaktır. Asıl yaşam ölümden sonradır, ben buna inanıyorum. Bu dünya içerisinde, yaşadığım süre içerisinde de her konuda orta bir yol tutturmak için çabalıyorum. Yani hiçbir konuda abartıya kaçmamayı düstur edindim.

  • Teşekkür ederiz…

 (Bu röportaj Park Magazin Dergisi, ağustos ayı sayısında yayımlandı)

Fatih Erkoç (7 Nisan 1953 İstanbul/Fatih)

 Müziğe ilk ilgisi, babasının ud sanatçısı olmasından dolayı, üç yaşında kendisine hediye ettiği bir kemanla başlamıştır. Erkoç, ilköğrenimini bitirdikten sonra 1965 yılında İstanbul Belediyesi Konservatuar’ına girer.

Burada 7 yıl boyunca trombon, piyano ve kontrbas eğitimi alır fakat mezun olmadan o dönemin en gözde orkestralarından İstanbul Gelişim Orkestrası ile çalışmaya başlar. 1971‘de birlikte “Nihayet” adlı bir albüm çıkarırlar. Kısa bir dönem trombon sanatçısı olarak İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası‘nda görev alır. 11 yıl Norveç‘te kaldıktan sonra Türkiye‘ye kesin dönüş yapmıştır.

1986 ve 1989 yıllarında Kuşadası Altın Güvercin Şarkı yarışmalarında sırasıyla ‘Yol Verin A dostlar’ ve ’sen ve ben’ adlı şarkılarıyla iki kez birincilik kazanmıştır. 1988 Haziran ayında “Yol Verin A Dostlar” adlı ilk albümünü yapar.

6 yıl tromboncu ve solist olarak TRT hafif müzik ve caz orkestrasında bulunmuştur. Bir çok kez Eurovision yarışmasına katılan Fatih Erkoç, bir süre TRT’de “Fatih Erkoç’la Yankılar” adlı müzik programına da imzasını atmıştır. Sanatçı yarım bıraktığı konservatuar eğitimini de bu sıralarda tamamlamıştır.

2007 yılında Kör Randevu adlı albümüyle sevilen şarkılarının bir kısmını yeni düzenlemeleriyle sevenlerinin ilgisine sunmuştur. Yeni şarkılarının da bulunduğu bu albümde babası Hasan Erkoç’a ait Elveda Ey Gençlik şarkısını da seslendirmiştir.

2009 yılında “The lady from İstanbul” , Türkiye’nin İlk Canlı Performans DVD ve CD Prodüksiyonu Fatih Erkoç&Kerem Görsev Trio Live Performances müzikseverlere sunuldu.

 

 

 

 

Yazar

Yazmaya alfabeyi öğrenmeden, muhtemelen hayal dünyasında başladı. Çocukken masallara şarkılar, gençliğinde aşklara şiirler, öğrenciliğinde derslere notlar yazarken, kendini ekonomi üzerine haberler yazarken buldu. Yazdığı en iyi şeyin hayatı olmasını isterken, 'Hayat'ı 'köşebaşı'nda yazmaya devam ediyor...

FOTO GALERİ

Büyükada.jpg Şenlik Yürüyüşü.jpg anne-kiz Köy düğünü.jpg gokcedaya-yolculuk Martı.jpg dugun Martı2 erkek-tarafi aykut-teyze